Inception filmi incelemesi: Yastan Geri Dönemeyenler

11 Eylül 2021 Cumartesi
Inception filmi incelemesi: Yastan Geri Dönemeyenler
Inception filmi incelemesi: Yastan Geri Dönemeyenler

Inception elbette rüyalarla, katmanlarla, fantastik mimarisi ve müzikleriyle zengin, son zamanlarda çekilmiş en güzel aksiyon filmlerinden biri. Ancak filmi özel kılan bana göre ele aldığı esas tema: yani yas ve melankoli. Filmde kaybın kaybı tetiklediği, bir yasın ötekini doğurduğu ve aslında hepsinin başarısızca sonuçlandığı bir süreci takip ediyoruz ve bu, seyirciye aynı bir rüyanın, bilinçdışının katmanları gibi, üst üste ve akıllıca yansıtılıyor.

Öncelikle Mal’dan başlayalım. Dom’un (Leonardo DiCaprio) karısı Mal filmin ilk kayıp deneyimleyen karakteri. Mal, henüz Dom’la Araf’a düştükleri o derin uykuya yatmadan önce, eşinin değişimi ile onu kaybettiğini içten içe biliyor. İyi aile babası, sevgilisi olan adam, maceraperest, kayıtsız ve illegal birine dönüşmüş durumda, zaten uzun bir Araf’la sonuçlanan o uyku da dönüşen Dom’un suçu: yani bilinen haliyle Dom, metaforik olarak ölmüş ve yerine başka bir adam gelmiş.

Belki Mal’un bu yas sürecini tamamlayabilmesi için, eşini iyi ve kötü haliyle, yeni haliyle görebilmesi, kendisini de ona göre yeniden konumlandırması ve kim bilir, belki de eşinden boşanma kararı alması gerekirdi. Ancak Dom’a âşık olan Mal için onu kaybetmek, onun kendisindeki imgesini ve keza Dom ile var olan kendisini bırakmak o kadar zor ki Mal burada iyi ve kötü Dom’u ayrıştırarak, kötü olanı başka bir şeye yansıtıyor: gerçekliğe. Bu yüzden gerçek olmayan, kötü olan ve her şeyin sorumlusu olanı (esas sorumlu eşi olduğu halde) GERÇEKLİK olarak kodluyor ve ona karşı savaş açarak, sevdiğini kaybetmemek için, Araf’ta her şeyi unutacağı, sadece eşiyle ve zihnindeki haliyle hayatını yaşayacağı bir alternatif gerçekliğe tutunuyor. Mal burada yas uğraşında başarısızlığa uğruyor ve süren bunalımı sonunda onu gerçeklikten o kadar koparıyor ki, intihar ederek onunla olan tüm bağı koparıyor.

İkinci yas deneyimleyen karakter bu sebeple eşi gerçekten ölen Dom. Biz Dom’un melankolide ve gerçeklikten kopuk olduğunu ve öyle olacağını, daha filmin başından biliyoruz. Çocukların dedesi Miles ona “gerçekliğe dön Dom” derken, bize bu mesajı açıkça veriyor.

Ancak Dom acı gerekliğine dönmek istemiyor ve bu arzusunu çocuklarına yansıtarak Miles’ı “bu gerçekliği çocuklarıma anlat, onlar evde babasının dönmesini bekliyor!” diyor. Çocuklarıyla telefonda yaptığı konuşmada, onların da yas sürecinden mahrum ve arafta bırakıldıklarını anlıyoruz çünkü çocuklar ne annenin ne de babanın tam olarak nerede ve neden kendilerinden uzakta olduğunu bilmiyor gibiler.

Dom dümdüz melankolide. Eşinin hayaleti bir gölge gibi onun benliğinin üzerine düşmüş durumda. Süperego olarak işlev görüyor ve sürekli Dom’u cezalandırıyor. Tüm suçlamaları peşinen kabul ediyor Dom. Asla sorgulamıyor ve çilesi neyse ödüyor. Kendini sürekli zarar göreceği durumların içine sokuyor ve eşinin onu son gördüğü imgesinden, yani illegal halinden kurtulamıyor. Aslında o da Mal’un onun değişimini tolere edemediği için, kendi kabul edemediği şeylerden dolayı bir fikre tutunduğunu ve ölümünün o kadar da onun suçu olmadığını, her şeyin, her şeyden önce başladığını görebilirdi. Ancak burada Dom’un egosu tüm suçlamayı ve nesneye aktarılan sadizmi kendine çeviriyor ve karısını kesinkes kendisinin öldürdüğü fikrine teslim oluyor. Böylece ölünün hayaleti onu bırakmamış oluyor. Mal gibi Dom da ne karısından ne de karısıyla var olan kendilik imgesinden vazgeçemiyor. Bu yüzden o da belki bu acı durumu kabul edebilir, hapse girebilir ya da başka bir yerde kendine basit bir hayat kurarak, çocuklarını da yanına alabilirdi. Yas uğraşıyla iç karmaşayı yerine oturtmak ve gerçekliğe geri dönmek bunu gerektirirdi. Ancak o da Melankoli’ye düşerek, eşinin kendinde kalmış imgesine sıkı sıkıya tutunuyor. Böylece Araf’tan o da çıkamıyor.

Üçüncü yas uğraşı içindeki karakterimiz ise Bay Saito. Saito şirketini, tüm yatırımını kaybetmek üzere ve içten içe bu fikri benimsemiş ve yası başlatmış olması muhtemel. Ancak o da kaybı kabullenemiyor ve diğerleriyle birlikte “öte aleme”, rüyalara düşerek şirketi için hala çabaladığı, şirketinin hala tutunma ihtimalinin saklı olduğu kurgu aleme kayıyor ve orada bile gerçek onu buluyor: vuruluyor. Son düştüğü arafta ise tek başına, krallığından başka hiçbir şeyin olmadığı bir dünyada yaşadığını görüyoruz.

Yani Bay Saito kendisini o kadar işiyle tanımlıyor ki, işinden olmaktansa sadece işinin olduğu bir hayal aleminde varlığını ruh gibi sürdürmeyi tercih ediyor.

Son yas uğraşı ise başarılı: aralarının daima kötü olduğu babasını kaybeden Robert Fischer. Robert Fischer da yas uğraşında ancak ilk üç karakterden farklı bir biçimde. O öfke ve yokluğu bastırmak ya da başka nesnelere ayırarak yansıtmak yerine ona tutunuyor ama aslında kaybın yarattığı keder ve acı bastırılmış durumda. Amaçları başka olsa da tüm ekip çabalarıyla, Fischer’ın babasını çok farklı bir açıdan görmesini ve onu hem iyi hem kötü yanlarıyla bir bütün olarak idrak ederek onunla helalleşmesini, ama daha da önemlisi babasının gözündeki vasat kendisini bırakmasını sağlıyor. Belki Fischer için yas uğraşı daha kolay çünkü ilk üçü tutunabildikleri bir kimliklerini bırakmakta güçlük çekerken, Fischer babasının zihninde bulunan ve ona yansıtılan kötü bir kimliği bırakıyor.

İnsan birini ya da bir şeyi gerçekten kaybettiğinde, kesin bir ayrılık, yıkım, yok oluş, ölüm ile, istese de istemese de bir yas uğraşına giriyor. Yas uğraşı elbette üzüntü ve kederi de kapsıyor ama esasen bu değil. Yastan kasıt, ağlamak, dertlenmekten ziyade öleni ikinci kez içimizde öldürmeyi, onu bir bütün olarak algılayabilmeyi, onun gözündeki bizi de farkına varmayı ve sonuçta bırakmayı içeriyor. Yani ölenle bir yerde biz de biraz ölüyoruz. Doğru yas uğraşında hayatta kalan aslında yapılanıp tekrar doğabilir, fakat işler ters giderse hayatta kalan ölmekle doğmak arasında, arafta kalabilir ve hayata, akışa tekrar geçemeyebilir. Bu durumda kişi Mal gibi öleni harika ve korkunç olarak ikiye ayırarak, kötüyü farklı nesneye aktarabilir ve bütünlemeyi gerçekleştiremeyebilir, Dom gibi aşırı suçluluk duygusuyla ömrü boyunca kendini cezalandırarak süperego-anksiyete sarmalına düşebilir ya da Saito gibi imgenin devamı için çok daha derinlere düşebilir. Ya da Fischer gibi süreci tamamlayarak yeni bir kendisi olarak doğabilir.
Yas sürecinde hepsi az çok gerçekleşir gibi duruyor, ancak gerçekleşmesi yastan çıkışı garantilemiyor.

Farkındalıkla yönelme ve ciddi çaba, yani cidden Freud’un dediği gibi “yas uğraşı” olmadığı sürece, kişi melankoli, bitmeyen anksiyete ve depresyonla bir ömür geçirebilir.

Yas, uğraşı gerektiriyor. Yas işlenmeyi beraberinde getiriyor. Yas hayatta kalanı da biraz öldürüyor ama tazecik doğumunu da içinde barındırıyor.

Caput Draconis - mistikalem.com

Prof. Yaşam Koçu, NLP ve Öğrenci Koçluğu
Usui-Kundalini Reiki II
Seans/iletişim: w.erleichda@gmail.com

www.youtube.com/user/thejenrachelblack