Cadıları neden yaktılar?

18 Haziran 2021 Cuma
Cadıları neden yaktılar?
Cadıları neden yaktılar?

Harry Potter, Sabrina, Merlin… Büyü ve büyücülük, günümüz Batı’sında fazlasıyla estetize edilmiş ve derinlik kazanmış bir mevzu. Oysa geçmişte durum hiç de böyle değildi.

Bir büyücü yaşamın alma verme dengesine dikkat buyuran, elementlerin verdiği yetkiye dayanarak şeyleri yaratan ya da dönüştüren, ulvi amaçları olan yüce bir güç olmaktan çok uzaktı.

Aslında ilk büyü metni diyebileceğimiz şeyler, beddua levhaları, bağlama metinleri ve vodoo bebekleriydi. Mesela Avrupalıların “paşa dedesi” olarak gördüğü Yunan uygarlığının M.Ö. 6. Yüzyılın sonu olarak tarihlenen en eski büyü metinleri, beddua levhalarıydı.

Attika’da bir mezarlıkta bulunan bu levhaların içeriği genel olarak “madem bana varmadın, gün yüzü de görmeyesin”, “benim yerime evlendiği eşi mum gibi erisin gitsin”, “hakkımı yedi, onun parası da evlatlarının boğazından gelsin”, “bu mezara dokunan kendisi gebersin” şeklindeydi: yani diyebiliriz ki ilk Batılı büyücülerin tek derdi çektikleri acı, tek amaçları da lanetlemekti.

Bu temeldeki amaç, zamanla değişmedi. Büyü metinlerinde, hayat ile başa çıkamadığı için karanlık yana meyleden basit insanların öfkeyle akan salyaları ve merhametsiz dimağları, lanet ve küfürle ağır basmaya devam etti. Hatta işler, diyebiliriz ki iyice çirkefleşti.

Yunan ve Romalılar, büyüleri için insan parçaları kullanıyor, efsunlarını ise mezarlara gömüyorlardı. İşte bu yüzden Anadolu’da da örneklerine sıkça rastladığımız mezarları “korumaya çalışan” karşı atak beddua levhaları vardır. Bu levhalarda mezara herhangi bir biçimde saygısızlık edecek kişiye beddualar dizilir.

Yani anlayacağınız Antik Dünya’da, bir grup profesyonel ya da acemi üfürükçü, hastalıklı tutkunun verdiği güç ve yetkiye dayanarak “aşk ve savaşta her şey mubahtır” düsturuyla savaşlarda şehit düşenlerin cinsel organlarını, dillerini kesiyor, gözlerini oyuyor, topladıkları bu insan parçalarıyla küfür kafir metinler ya da bağlama yakarışları oluşturuyor; o metinleri de -mesela bu bir gönül işiyse- bakire ölmüş bir yavrucağın tazecik mezarını huzursuz ederek, cesedin orasına burasına sokuşturuyordu. Bu esnada sevdiklerinin mezarlarının kurcalanmasından, askerlerinin öldükleri yetmiyormuş gibi bir de  kulaksız eve gelmesinden hat safhada rahatsız olan ahali, mezarlar vasıtasıyla bu hadsizlere onların ettiğinden daha fazla beddua ediyordu.

Özetle herkes birbirinin sülalesine sövüyordu. Pek barışçıl bir ortam sayılmaz değil mi?

İşte bu sebeple Hıristiyanlığın yükselişinde büyü, büyücülük ve beddua çok ama çok günah kabul edildi ve tamamen yasaklandı çünkü bu toplumsal bir sorun haline gelmişti. Zamanla büyücülüğe olan öfke, mezarların ve cesetlerin kutsallığının da artmasıyla büyü için mezarları kullanan fırsatçılara olan öfkeyi kamçılamış olmalı. İşte sanıyorum ki Batı, Cadıları yakmaya, biraz da böyle başladı.

Ancak kimse itkisel eğilimini yakınca ondan kurtulamaz ve geçmişimizde bırakmak zorunda kaldığımız her şey, zamanla körün ölüp badem gözlü olması gibi, bizde kendi zamanında sahip olmadığı bir derinliğe, manaya ve albeniye kavuşur. Atalarının yarısı basit lanetleyiciler, diğer yarısı da onları yakanlarken, bugün Avrupalıların gerçekten harika büyü kuramları, büyücü kurguları ve ince ayrıntılarıyla sihir dünyaları yaratabilmelerinin sebebi belki de budur. Bir yandan katliamın vicdan azabından kurtulmak bir yandan da katliamı haklı çıkarmak için, geçmişlerindeki basit “ya bana varasın ya yanasın” serzenişlerini derin kuramlara, evrenin dengesine, çok güçlü sihirli etkilere ya da çok özlenesi, arzulanası bir büyülü dünyaya dönüştürüyorlardır. Kim Bilir?

Kaynak:  Eski Yunan ve Roma’da Büyü ve Büyücülük - D. Ogden Arkeoloji Sanat Yayınları

,Caput Draconis - mistikalem.com

Prof. Yaşam Koçu, NLP ve Öğrenci Koçluğu
Usui-Kundalini Reiki II
Seans/iletişim: w.erleichda@gmail.com

www.youtube.com/user/thejenrachelblack