Hakikate Giden Yolda Yalnızlık ve Kalbin Arınması
Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören, hakîkate giden yolda yalnızlığın önemini şu şekilde izah etti:
Hakîkat terimi “doğru, gerçek, bir şeyi gerçekleştirmek” gibi anlamlara gelen “hak” kelimesinden türetilmiştir. Hâlis, saf, en doğru, en mükemmel’ anlamlarında kullanılmaktadır. İslâm’ın samimiyetle yaşanması durumunu ifade eden tasavvufta bu terim ‘görünenin ardındaki örtülü ve gizli mâna, dinî hayatın en yüksek seviyede yaşanarak ilâhî sırlara âşinâlık’ gibi anlamlar ifade eder.
|
Hakikat Nedir? Tanımı ve Mahiyeti: Hakikat, “hak” kelimesinden türeyen, görünenin ardındaki gizli mana ve ilahî sırlara aşinalıktır. Tasavvufta hakikat, İslam’ın en samimi ve en yüksek seviyede yaşanması durumunu ifade eder. Tüm hakikatleri kendinde toplayan nihai hakikat ise Cenâb-ı Hakk’ın zatıdır. |
Hakikatin Hak ile ilişkili olması, Hakk’ın ise çeşitli mertebelerde görünür olması (tecellî) sebebiyle, farklı düzeylerde hakikatlerden ve bunların farklı derecelerde kavranmasından söz edilir; ‘hakîkatler hakîkati’ denildiğinde bütün hakikatleri kendisinde toplayan Cenâb-ı Hakk’ın zâtı kastedilir.
Kur’an ve hadiste geçtiği şekliyle “kalp” kelimesi; insanın anlama, kavrama, düşünme ve eşyanın hakikatini bilme yönünü ifade eder. Daha doğrusu insanı insan yapan ve diğer canlılardan ayıran temel niteliği olarak anılır. İnsanın idrak eden, bilen ve kavrayan tarafı olduğu için kalp hakîkatin doğduğu yer olarak kabul edilmiştir. Zira kalbin biri duyular âlemini, diğeri fizik ötesi gayb âlemini algılamaya müsait iki yönü bulunduğu belirtilir. Beş duyu vasıtasıyla dış dünyayı idrak eden kalp, iç duyusuyla da metafizik boyuta ağar.”
Hakîkati bulmak için yalnızlık şart
Kalbin birtakım hakikatlere ulaşması için her türlü kirlilikten ve gereksiz ilgilerden arınarak olgunlaşması gerekir. Bunun için önce fizikî daha sonra mânevî yalnızlık şarttır. Fizikî yalnızlığı ifade eden ‘halvet’ terimi esasen insanın yalnız başına olması değil hakîkatin kaynağı olan Hak ile baş başa olması demektir. İnsan bir süreliğine dış dünya ile temasını kesip birtakım ritüellerle iç dünyasını Hakk’a açmayı başardığı zaman gönlünde hakikate engel olan perdeler açılarak (keşf) hakikat idrak edilir. Bu durum iyice yerleştikten sonra artık fizikî yalnızlığa gerek kalmadan dış dünya ile temas sırasında bile kalp safiyetini koruduğu sürece hakikatle birliktelik söz konusu olur.
|
Kalp ve Yalnızlık İlişkisi: Kalp, hakikatin doğduğu yer olup insanın metafizik boyutu algılamasını sağlayan iç duyusuna sahiptir. Hakikate ulaşmak için önce fizikî (halvet) sonra manevi yalnızlık gereklidir; bu, Hak ile baş başa olmak demektir. Fizikî yalnızlıkla kalp safiyete kavuştuğunda, artık dış dünyayla temastayken bile hakikatle birliktelik mümkün olur. |
Dinimizin temel kaynaklarında peygamberlerin ve velîlerin bile Hak ve hakikatle buluşmadan önce yalnızlık yaşadıklarının özellikle belirtilir. Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Mûsâ’nın Hak’la konuşması, hakîkatle (vahiy) buluşması öncesi Sîna dağında yalnız başına kırk gece hazırlık yaptığı (el-Bakara 51; Ârâf 142), Peygamber Efendimizin de vahiy öncesi Hıra mağarasında üç sene boyunca belli aralıklarla mânevî arınma yaşadığı bildirilmektedir (Buhârî, Bed’ul-Vahy 3; Müslim, İman 252).”
|
Hakikati Kavrama Düzeyleri Bir şeyi bilme ve kavramanın üç düzeyi vardır: ilme’l-yakîn (duyarak/okuyarak bilme), ayne’l-yakîn (görerek kavrama) ve hakka’l-yakîn (yaşayarak hissetme). Tasavvuf ehli bu düzeyleri Türkçede “bilmek, görmek ve olmak” kelimeleriyle ifade eder. Rüyalar da yalnızlık haline benzer şekilde, dış dünyayla temas kesildiğinde hakikatle semboller yoluyla buluşma imkânı sunar. |
Hakîkati kavrama düzeyleri

Bir şeyi bilmek ve kavramak değişik düzeylerde gerçekleşir. Salt okumak ya da dinlemek suretiyle bir şeyi öğrenme ve kavrama (ilme’l-yakîn) bu düzeylerin ilkini oluşturur. Mesela ‘deniz’ diye bir gerçeklikten haberi olmayan kimsenin bunu bir kitaptan okuyarak ya da bir kimseden dinleyerek öğrenmesi böyledir. O kimse denizi gördüğünde bilgisinin kesinliği daha ileri aşamaya; görerek kavrama (ayne’l-yakîn) düzeyine yükselir. Bunun son aşaması ise bizzat kişinin suya girmesi ve yüzmesi ile; denizi hissederek ve yaşayarak (hakka’l-yakîn) gerçekleşir. Aynı derecelenme metafizik boyut için de geçerlidir. Tasavvuf ehli bu bilgi ve kesinlik aşamaları için Türkçede ‘bilmek, görmek ve olmak’ kelimelerini kullanmaktadır.”
Hakîkat ve rüyâlar
Yalnızlığın hakikate ulaşmadaki etkisinin dünya hayatında en güzel örneği rüyalardır. Nitekim uyku sırasında insanın dış dünya ile teması kesilmekte, bedenin etkisinden kurtulan rûhun hakikatle buluşabilmesinin önü açılmaktadır. İnsan ruhu rüya öncesi iç (enfüsî) ve dış (âfâkî) etkilere maruz kalmamış ise semboller şeklinde de olsa hakikatle; gayb ve gelecek bilgisiyle karşılaşabilmektedir. Semboller doğru yorumlandığında hakikat ortaya çıkmaktadır. Kurân-ı Kerim’de geçen sembollerle örülü rüyalardan birisi Mısır kralına aittir ve bu semboller Yûsuf Peygamber tarafından doğru yorumlanınca, o bölgede gelecek on dört sene boyunca yedi sene bolluk ardından yedi sene kuraklık ve kıtlık yaşanacağı gerçeği öğrenilmiştir (Yûsuf 47-48).
Öte yandan bir hadis-i şerifte dünya hayatı için “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar” buyrulur. “Burada dünya hayatı uyku hali olarak tanımlanıyor; nasıl gece uykuda iken dünyada olup bitenden haberdar değil isek, dünyadaki yaşamımız boyunca da ölüm sonrası hayattan (âhiret) ve orada olup bitenlerden haberimiz olmuyor. Ancak hakikatin doğduğu yer olan kalbi maddî ve/veya mânevî yalnızlık ile lüzumsuz ilgilerden arındırarak ölmeden önce metafizik boyuta ağmayı (keşf) başaranlar, uyanıkken ya da uyku ile uyanıklık arasında dünya ötesi ve/veya dünya sonrası ile ilgili hakikatleri öğrenme ve kavrama imkanına kavuşmuş oluyorlar.







Yorumlar