Selçuklu devrinin sahte mesihi: David Alroy

17 Aralık 2017 Pazar

Bağımsız Sanat Vakfı tarafından "Anadolu Selçuklu Mirası ve Güncel İmgeler" konulu sempozyum düzenlendi.

Grand Pera'da gerçekleştirilen "Anadolu Selçuklu Mirası ve Güncel İmgeler Sempozyumu"nun açılışında konuşan Bağımsız Sanat Vakfı Başkanı Hülya Yazıcı, vakfın 8 ay önce kurulduğunu söyledi.

Yazıcı, sempozyumla aynı adı taşıyan "Anadolu Selçuklu Mirası ve Güncel İmgeler" projesinin 6 ay bönce başladığını belirterek, "Bu ülkenin sanatının kendi coğrafyasından beslenmesi ve bu coğrafyada hüküm süren pek çok medeniyetin izlerini taşıması gerektiğine inanarak, önce kendi coğrafyamıza kültürel bir kazı yapmayı hedefledik." dedi.

Proje kapsamında Selçuklu dönemini ele alan bir film ve kitap hazırladıklarını da dile getiren Yazıcı, şunları kaydetti:

"Projede Selçuklular dönemine başladığımızda bu konuda bilgi birikimim olmadığını düşündüm. 2 ay teorik bilgi aldık. 40 kadar öğrencimizle Tokat, Kayseri, Konya ve Sivas gibi şehirlere yaptığımız yolculuklarda, Selçuklu mirası eserleri gördük. Bu gezide Selçuklu mimarisinden çok etkilendim. Fakat bizim o eserlerin içinde yatan derin sembolizmi, dinamikleri kavramakta, bugün hayatımıza adapte edebilmekten çok uzak olduğumuzu anladım. Bu nedenle bu coğrafyada eğer yeni bir sanat anlayışı yapılanması olacaksa kendi köklerimize inerek, kendi köklerimizi gecikmiş bir şey de olsa öğrenmeye başlamalıyız diye düşünüyorum."

- "Selçuklu tarihinde Türkmenlerin önemine ayrıca değinmek lazım"

Moderatörlüğünü Prof. Dr. Hamza Gündoğdu'nun üstlendiği sempozyumun ilk oturumunda, Prof. Dr. Şevket Dönmez, "Kurgandan Kıbleye: Anadolu'nun Bilinen İlk Konargöçer Türkmen Mezarlığı, Amasya-Oluz Höyük" başlıklı konuşma yaptı.

Dönmez, slaytlar eşliğindeki sunumunda, Selçuklu tarihi anlatılırken Türkmenlerin genellikle konu dışı bırakıldığına işaret etti.

Türkmenlerin, Selçuklu döneminde önemli olarak ele alınması gereken bir toplum olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:

"Selçuklu işin siyasi resmi ama Selçuklu bölgelere gelirken, askeri hakimiyet kurarken, belli ki bundan 50-100 sene önce Türkmenler bu bölgelere ekonomik çıkarları ve yaşamlarını sürdürebilmek için yerleşmişler. Yerleşmiş olanlar dışında göçebe olanları konuşalım, bunlar herhalde Selçuklu hakimiyeti içerisinde, Bizans Anadolusu'nda belli bir rahatlık sağlamışlar. Bu bakımdan Türkmenleri ayrı düşünmek ve önemine değinmek lazım."

"Anadolu Selçuklu İnanç Dünyasına Bakış" başlıklı konuşma yapan Prof. Dr. Kürşad Demirci de Selçuklular döneminde "David Alroy" adlı bir mesihi hareketin başladığını söyledi.

Demirci, David Alroy hareketinin 1155 yılında Musul civarında başladığını belirterek, "Bu hareket bir Yahudilik hareketidir. Erken dönemdeki bütün mesihi hareketlerinden çok daha etkili olmuştur. Hem Anadolu Selçuklu coğrafyasında, hem Büyük Selçuklu coğrafyasındaki Yahudiler arasında etkili olmuş ve adeta bir konverso hareketine dönüşmüştür." ifadelerini kullandı.

David Alroy hareketinin İslami kaynaklarda yer almadığını vurgulayan Demirci, şunları aktardı:

"Şu ana kadar Selçuklu ya da İran kaynaklarından bu hareketten bahsedildiğini bilmiyoruz. Fakat 3 Yahudi kaynağı bahsediyor bu hareketten. 3 kaynak Musul bölgesinde, Hakkari'de, Diyarbakır'da yani hem Anadolu Selçuklu hem de Büyük Selçuklu coğrafyasında var olan Mesihi bir hareketten bahsediyor. Bu Mesihi hareketi daha sonra bazı akademisyenlere göre Osmanlı'da Babani ailesini oluşturuyor."

Demirci, Anadolu Selçukları'nın genel dini yapısına da değinerek, "Genellikle ümera ve ulema yani seçkinler, bunlar 11'inci ve 12'inci yüzyılda Türklerin Anadolu'ya girişinden itibaren yavaş yavaş Sünni İslam'ı seçtiler. Türklerin İslam'ı seçmelerinde pragmatik nedenler olabilir, başka samimi nedenler olabilir ama seçkinlerin Sünni olduklarından hiç kimsenin kuşkusu yok. Tam bir Sünnilik değildir o belki ama Sünni ve Hanefidirler. Nizamülmülk ve medrese çevresinde olan gruplarda büyük oranda Şafiidirler." dedi.

- "1250'den sonra geometrik şekiller yerini, bitkisel motiflere bırakmıştır"

Dr. Ayşe Denknalbat Çobanoğlu da "Anadolu'da İlhanlılar: Siyasi Ortam, Baniler, Mimarlık ve Sanat" başlıklı konuyu ele alarak, "1243 Kösedağ savaşı sonra mimarilerde süslemeye başlanılan etkiler pek çok araştırmacıların dikkati çekmiş ve üzerinde çalışılmış. İlhanlı yapısı, İlhanlı dönemi ya da Moğol yapısı olarak adlandırılmış ve literatürlerde çalışmalara konu olmuştur." diye konuştu.

Çobanoğlu, İlhanlı döneminde bir ifade sıkıntısı olduğu değerlendirmesinde bulunarak, şunları anlattı:

"En erken çalışmalara baktığımızda, Türk sanatı hakkında 1950'lerde en erken çalışmaları yapan hocalarımızı düşündüğümüzde şu tür ifadelere rastlıyoruz: 'İlhamilerle birlikte Orta Asya Türk sanatı kuvvetinin Anadolu'ya yeniden nüfus ettiği' belirtilirken bazı hocalarımız da yuvarlak gövdeli türbelerin Anadolu'da Moğol istilasından önce görülmediğini ve bu devre ait bir plan tipi olduğunu tespit ediyorlar ve aynı şekilde 1250'den sonra geometrik şekillerin özellikle yıldız şekilli kompozisyonların, yerini bitkisel motiflere bırakıldığından bahsediliyor."

Etkinlikte ayrıca Hayri Fehmi Yılmaz "Konstantinopolis'te Selçuklular", Dr. Aras Neftçi ise "Anadolu'nun Selçuklu ve Osmanlı Mimarisine İran Coğrafyasının Etkileri" konulu sunumlar yaptı.