Angola’da pek çok yeni canlı türü keşfedildi
Angola’nın ulaşılması güç Lisima platosunda düzenlenen keşif gezisinde, sekizi yusufçuk, üçü çekirge, yaklaşık 60’ı güve ve kelebek olmak üzere bilim için yeni düzinelerce canlı türü kayda geçirildi. Devam eden keşif gezileri kapsamında daha pek çok varlığı bilinmeyen türün keşfedilebileceği tahmin ediliyor.
Afrika’nın en büyük dört nehir sisteminin doğduğu Lisima platosunda, Vahşi Doğa Projesi (The Wilderness Project) kapsamında Şubat ayından gerçekleştirilen Cassai Yaşam Atlası saha çalışmasında bilim dünyasının tanımadığı yeni canlı türleri keşfedildi.
Canlı Türkleri Barındıran Doğa'nın Korunması İsteniyor
Kongo, Okavango, Zambezi ve Cuanza nehirlerinin kaynak sularını besleyen yüksek platoda yapılan keşif, bölgenin biyolojik zenginliğine ışık tutarken, aynı zamanda koruma aciliyetini de gözler önüne serdi.
Keşif gezisi, son on yılda National Geographic Okavango Vahşi Doğa Projesi öncülüğünde Okavango ve Lungwevungu kaynak sularında yürütülen önceki biyolojik çeşitlilik araştırmalarını temel alıyor. Lisima platosundan doğan sular, binlerce kilometre aşağıdaki ekosistemleri ve insan topluluklarını, UNESCO Dünya Mirası listesindeki Okavango Deltası da dahil olmak üzere, ayakta tutuyor. Ancak on yıllar süren iç savaş, kalıcı kara mayınları ve aşırı uzaklık nedeniyle bölge, bilim insanları tarafından neredeyse hiç haritalanamamıştı. İşte Şubat 2026’daki bu sefer, işte bu büyük boşluğu doldurmak için düzenlendi.
Keşif heyetinde 16 Afrikalı ve uluslararası uzmanın yanı sıra Fundação Lisima ve HALO Trust’tan destek personeli yer aldı. Angola’nın başkentinden uzak, mayın temizleme çalışmalarının hâlâ sürdüğü bu izole bölgeye ulaşmak başlı başına bir cesaret öyküsüyken, ekip üyeleri bir ayı aşkın sürede kapsamlı bir saha çalışması yürüttü.
Angolalı biyolog Laurinda Mandela de Fraga, bu çalışmanın kendisi için bilimsel katılımın çok ötesinde bir anlam taşıdığını vurguluyor: “Bir Angolalı olarak bu iş, Angola’nın doğal mirasına dair biyolojik bilgiye ve takdire anlamlı bir şekilde katkıda bulunmak için bir fırsat. Aynı zamanda gelecek nesillere kalıcı bir miras bırakmanın ve bu eşsiz bölgeyi koruma sorumluluğunu pekiştirmenin bir yolu.”
Angola'da yeni keşfedilen canlı türleri
Keşif gezisi, Lisima bölgesinde 103 yusufçuk ve kızböceği türü kaydederek bilinen toplam sayıyı 163’e çıkardı. Bu türlerden 34’ü daha önce Lisima’dan kaydedilmemişti ve altı tür ise Angola ulusal listesine eklendi. İlk kez 2019’da tespit edilen sekiz tanımlanmamış türün ise resmi bilimsel tanımlama süreci devam ediyor. Hollanda’daki Naturalis Biyoçeşitlilik Merkezi’nden önde gelen yusufçuk uzmanı Dr. Klaas-Douwe B. Dijkstra, “Lisima’nın kumlu platosu Afrika’daki en berrak ve en güvenilir tatlı su kaynaklarından bazılarını salıyor. Bu durum, bölgedeki yusufçuk ve kızböceklerine de yansıyor; başka hiçbir yerde bulunmayan birkaç oldukça uzmanlaşmış tür burada yaşıyor” dedi.
Çekirge, çayır çekirgesi ve cırcır böceği türlerinden 47 takson kaydedildi ve bunlardan üçünün bilim dünyası için yeni olduğu doğrulandı. Bu sayının, pek çok çekirge ve peygamberdevesi örneğinin uzmanlarca incelenmesinin ardından daha da artması bekleniyor. Ayrıca binden fazla kelebek ve güve türü listelendi. Özellikle ölçüm güveleri (geometridae), Kongo ormanı, Kap fynbos ve miombo ormanlık alan türlerinin alışılmadık bir karışımını sergilerken, kısa mesafelerde ve su havzaları arasında tür bileşiminde çarpıcı değişimler gözlendi. Tırtıl yetiştirme çalışmaları, 25 ölçüm güvesi türünü 13 bitki familyasından 19 konakçı bitki türüyle ilişkilendirdi ve bu yetiştirilen güvelerden sekizinin tanımlanmamış olduğu anlaşıldı. Ön tahminler, kaydedilen tüm güve türlerinin yüzde altıya kadarının bilim için yeni olabileceğini gösteriyor.
Keşif gezisinde ayrıca böcekler, örümcekler ve akrepler de toplandı, ancak bu sonuçların laboratuvar ortamında incelenmesi gerekiyor. Keşif gezisinin lideri ve koruma ekolojisti Rob Taylor, “Bu kaynak sular yalnızca biyolojik çeşitlilik için hayati önem taşımakla kalmıyor; aynı zamanda çok daha aşağı kesimlerde su temini, ekolojik dirençlilik ve geçim kaynaklarına da katkıda bulunuyor. Buradaki biyolojik çeşitliliğin net bir şekilde anlaşılması, tüm sistemin etkin korunması için şart” ifadelerini kullandı.
Herpetoloji (sürüngen ve amfibi) araştırması, tek bir yağış sezonunda 24 amfibi ve 23 sürüngen olmak üzere toplam 47 takson kaydetti; bu, bölgenin bilinen faunasının önemli bir bölümünü yakalamak anlamına geliyor. Dikkat çeken kayıtlar arasında Gaboon engereği, değişken çalı engereği, Anchieta kobrası, Oates dal dal yılanı ve Lisima’nın dambo (bataklık çayır) ve bataklık ormanlarının ekolojik önemini vurgulayan zengin bir sulak alan kurbağa topluluğu yer aldı. Mağaralarda ise ekip, Sundevall yaprak burunlu yarasası ve Rüppell nalburunlu yarasasını, bunlarla ilişkili yarasa sinekleri ve dış parazitleriyle birlikte belgeledi; bu da ekolojik etkileşimlerin başka bir katmanını ortaya çıkardı.
Bitki araştırmasında miombo ormanlık alanı, nemli çayırlar, dambolar, bataklık ormanları, nehir kenarları ve kayalık dere habitatlarında 320’yi aşkın koleksiyon yapıldı. Kompakt bir alanda birden fazla farklı ekosistemi barındıran bu peyzajın botanik zenginliği bir kez daha gözler önüne serildi. Gorongosa’daki E.O. Wilson Biyolojik Çeşitlilik Laboratuvarı Direktörü Dr. Piotr Naskrecki, “Keşif gezimiz sırasında birçok hayvan grubunun düşük bolluğunu fark ettim; bu, bölgedeki toprakların düşük besin içeriği göz önüne alındığında sürpriz değil. Beni şaşırtan şey, toplayabildiğim yeni böcek türlerinin sayısı oldu; bunlardan bazıları muhtemelen bölgeye endemik” dedi.
Doğayı ve Canlıları Tehdit Eden Koşullar
Tüm bu bulgular, Lisima platosunun hem bir biyolojik çeşitlilik kalesi hem de güney Afrika için bir tatlı su motoru olma statüsünü pekiştiriyor. Cassai Yaşam Atlası, Okavango ve Lungwevungu havzalarında daha önce yapılan ve birlikte bilim için yeni olduğu doğrulanmış 70’ten fazla türün, tanımlanmadan önce daha fazla taksonomik çalışma bekleyen yaklaşık 300 türün ve Angola’da daha önce bilinmeyen yüzlerce türün keşfedilmesini sağlayan araştırmalar üzerine inşa edildi. Bu sayede bir zamanlar çok az bilinen bir kaynak su peyzajı, bölgenin en iyi belgelenmiş yeni koruma cephelerinden birine dönüştü.
Ancak bölge tarihsel olarak uzaklığı ve mayın tarlalarının varlığı sayesinde korunmuş durumdaydı. Bu faktörler hem erişimi hem de büyük ölçekli insan kaynaklı rahatsızlıkları sınırlamıştı. Fakat yol ağları genişledikçe ve mayın tarlaları temizlendikçe, önceden erişilemeyen alanlar insan etkilerine karşı giderek daha savunmasız hale geliyor. Elmas madenciliği, yanık tarımı, kereste hasadı ve buna bağlı yerleşim genişlemesi gibi faaliyetler şimdiden bölgenin ekosistemleri üzerinde baskı oluşturuyor. Orman örtüsü kayboluyor, erozyon ve tortulaşma nedeniyle nehirler daha bulanık hale geliyor, doğal habitatlar küçülüyor, parçalanıyor ve giderek daha izole bir duruma geliyor.
Bu değişiklikler yalnızca tek tek türleri değil, aynı zamanda bölgenin biyolojik çeşitliliğini ayakta tutan ekolojik süreçleri de tehdit ediyor. Yapılan bu kapsamlı araştırma, bölgenin olağanüstü biyolojik değerini bir kez daha gözler önüne sererken, daha fazla bozulma yaşanmadan önce hedefe yönelik koruma eylemlerine duyulan acil ihtiyacın altını çiziyor.
Vahşi Doğa Projesi'nin (The Wilderness Project) Amacı
The Wilderness Project (Vahşi Doğa Projesi), 2018 yılında nehirleri kaynağından sonuna kadar titizlikle inceleme ve belgeleme yaklaşımını Afrika’nın diğer büyük su havzalarına (Zambezi, Kongo ve Nil) uygulamak ve hızlandırmak amacıyla kuruldu. Kökeni, Okavango Deltası’nda başlayan bir sulak alan kuş araştırmasına dayanan proje, zamanla Afrika nehirlerinin şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı hidrolojik ve ekolojik değerlendirmesine dönüştü. Su kalitesi, hidroloji, çevresel DNA (eDNA), akustik, gözlemler ve fotoğrafik haritalama gibi çok alanlı en son teknolojileri kullanan proje, halihazırda 30’dan fazla iş ortağıyla büyük bir ittifaka dönüşmüş durumda. Afrika hâlâ dünyadaki en az barajlanmış ve serbest akışlı nehirlere sahip olsa da, tekrarlanan temel saha çalışmaları bu sistemlerin karşı karşıya olduğu hızlı baskıyı ortaya koyuyor.
Kaynak: The Wilderness Project