Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü’nde TEMA Vakfı'ndan önemli uyarı
22 Mayıs Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü
Tarihi 1992 yılında Rio de Janeiro'da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'na (Rio Yeryüzü Zirvesi) uzanan 22 Mayıs Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü (International Day for Biological Diversity), ekosistemlerin korunması ve biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliği konusunda farkındalık yaratmak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen uluslararası bir gün.
1993 - 2000 yılları arasında Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin yürürlüğe girdiği tarih 29 Aralıkta kutlanmaktaydı. 2000 Yılından sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Aralık ayındaki yoğun tatil programlarını göz önünde bulundurarak, sözleşme metninin kabul edildiği tarih olan 22 Mayıs'ı yeni tarih olarak belirledi ve o günden bu yana da 22 Mayıs, Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü oldu.
İnsan faaliyetlerinin doğal yaşam alanları üzerindeki etkisine dikkat çekmek, türlerin yok oluş hızının doğal seviyelerin çok üzerinde olduğu konusunda kamuoyunu bilgilendirmek, hükümetleri ve sivil toplum kuruluşlarını biyolojik çeşitliliği korumaya yönelik yasal düzenlemeler yapmaya teşvik etmek amacıyla kutlanan günü doğuran Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (CBD) üç ana hedef gözetiyor:
- Biyolojik çeşitliliğin korunması.
- Biyolojik kaynakların sürdürülebilir kullanımı.
- Genetik kaynakların kullanımından doğan faydaların adil ve hakkaniyetli paylaşımı.
Türkiye İçin 22 Mayıs'ın Önemi
Türkiye, Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan olmak üzere üç farklı fitocoğrafik bölgenin kesişim noktasında yer alması nedeniyle biyolojik çeşitlilik açısından bir "kıta özelliği" gösterir. 22 Mayıs, Türkiye'deki endemik türlerin (sadece o bölgeye özgü türler) korunması için de önemli bir gündem oluşturur.
TEMA Vakfı'nın 22 Mayıs Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü Uyarısı
TEMA Vakfı, 22 Mayıs Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü’nde, yaşamı ayakta tutan ekosistemlerin hızla zayıfladığına dikkat çekti. Vakıf, biyolojik çeşitlilik kaybının yalnızca doğayı değil; toprağı, su varlıklarını, gıda güvenliğini, insan sağlığını ve iklim direncini de tehdit ettiğini vurguladı. Bu yılın teması “Küresel etki için yerel hareket” çağrısı yaşamın geleceği açısından kritik önem taşıyor.
Tür kaybı doğal yok oluş hızının 1000 katına ulaştı
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, son yıllarda giderek derinleşen biyolojik çeşitlilik kaybının insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük krizlerden biri olduğunu belirtti. Ataç, “Dünyadaki ağaç türlerinin yüzde 38’inin nesli tehdit altında. Fosil kayıtlarına dayanan bilimsel araştırmalara göre, bugün tür kayıpları doğal yok oluş hızının yaklaşık 1000 katına ulaştı. Bu veriler, yaşamı ayakta tutan doğal sistemlerin kritik bir kırılma noktasına yaklaştığını gösteriyor” dedi. Ataç, biyolojik çeşitliliğin korunmasının iklim kriziyle mücadeledeki önemine işaret ederek, doğanın sadece korunması gereken bir alan değil, bir yaşam sistemi olduğunun altını çizdi.
Türkiye’de korunan alan oranı dünya ortalamasının altında
Türkiye, üç farklı bitki coğrafyasının kesiştiği ve endemik türler açısından zengin bir ülke olmasına rağmen, korunan alanların ülke yüzölçümüne oranı yalnızca yüzde 14 düzeyinde kalıyor. Dünya ortalaması yüzde 17 iken, artan madencilik faaliyetleri, plansız yapılaşma ve arazi tahribatı biyolojik çeşitlilik açısından ciddi riskler oluşturuyor. Türkiye’nin de imzacısı olduğu Kunming-Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi, 2030’a kadar korunan alanların yüzde 30’a çıkarılmasını ve tahrip edilen ekosistemlerin yüzde 30’unun restore edilmesini hedefliyor.
Dünyanın kendini yenileme kapasitesinden 1,5 kat fazlası tüketiliyor
Deniz Ataç, bugünkü tüketim düzeyinin dünyanın kendini yenileme kapasitesinin yaklaşık 1,5 katına ulaştığını belirterek, “Doğanın yalnızca tüketilecek bir kaynak ya da ham madde deposu olarak görülmesi ekosistemlerle birlikte insan yaşamını da tehdit ediyor. Her bireyin tüketim alışkanlıklarını gözden geçirmesi ve doğayla daha dengeli bir yaşam kurması büyük önem taşıyor” dedi.
TEMA Vakfı’nın A. Nihat Gökyiğit Biyolojik Çeşitlilik Projesi ile farkındalık yaygınlaştırdığını da belirten Ataç umutların yitirilmemesi gerelen mesajı verdi: “Bir tohum hâlâ filizlenebilir, bir dere yeniden canlanabilir, bir orman yeniden nefes olabilir. Dünya sessizleşmeden harekete geçmek hâlâ mümkün.”