Klasik otoportre anlayışını sorgulayan bir sergi: Kendilik / Self
Kendilik / Self: Jale İris Gökçe’nin Yeni Sergisi
Düşünür-sanatçı Jale İris Gökçe’nin yeni kişisel sergisi Kendilik / Self, İstanbul Anadoluhisarı’ndaki Hermes Art Gallery’de sanatseverlerle buluştu.
14 Mart 2026 tarihine kadar ziyaret edilebilecek sergi, çağdaş sanat bağlamında “kendilik” kavramını odağına alarak izleyiciyi benliğin katmanlarında düşünsel ve sezgisel bir yolculuğa davet ediyor.
Sergi, yalnızca resimlerden oluşan bir seçki olmanın ötesinde; öznenin nasıl kurulduğu, nasıl dağıldığı ve nasıl yeniden inşa edildiğine dair görsel bir düşünce alanı olarak kurgulandı. Gökçe, sanatı bir temsil aracı olmanın ötesine taşıyarak, öznenin etik ve estetik inşasına dair bir araştırma pratiği olarak ele alıyor.
Kendilik / Self, 14 Mart 2026’ya kadar Anadoluhisarı’ndaki Hermes Art Gallery’de ziyaret edilebilecek. Sergi, çağdaş sanatın özne ve hakikat tartışmalarına Türkiye’den güçlü bir katkı sunmayı hedefliyor.
Otoportreden Fenomenolojik Kazıya
Sanat tarihinde otoportre çoğunlukla bireysel ifade ya da toplumsal kimlik temsili üzerinden okunurken, Gökçe’nin Kendilik / Self sergisi bu geleneğe eleştirel bir yaklaşım getiriyor. Sanatçı, klasik otoportre anlayışını psikolojik derinlik ve dışavurumcu jestlerden ayırarak, malzeme üzerinden yürüyen bir “fenomenolojik kazı”ya dönüştürüyor.
Tuvallerde öne çıkan sıva dokuları ve beton etkileri, insanın dünyaya “atılmışlığı” ve bu koşullar içinde kendini kurma zorunluluğunu simgeliyor. Bu yaklaşım, varoluş felsefesinin özellikle Martin Heidegger’in Dasein kavramıyla kurduğu düşünsel bağ üzerinden okunabiliyor. Sergideki plastik dil, minimal ve yer yer brütalist bir etki yaratırken, figüratif gelenek ile soyutlama arasında bilinçli bir gerilim kuruyor.
Yazı ile Resim Arasında Bir Dünya
Sanatçının monokrom tercihleri ve tipografik müdahaleleri, çağdaş sanatın görsel tüketim hızına karşı bir durma ve düşünme alanı öneriyor. Yazmak ile boyamak arasındaki geçişkenlik, sanatçıyı yalnızca üretici değil; kavram inşa eden bir özne olarak konumlandırıyor. Bu yönüyle Gökçe’nin pratiği, özneyi bir “pratik” olarak ele alan Michel Foucault’nun yaklaşımıyla düşünsel bir paralellik kuruyor.
Sergi metninde vurgulanan yaklaşım, kendiliği tamamlanmış bir kimlik olarak değil; katmanlaşan, silinen ve yeniden beliren bir yüzey olarak ele alıyor. Bu bakış, anlatısal kimlik kuramıyla tanınan Paul Ricoeur ve kendilik psikolojisiyle bilinen Heinz Kohut gibi düşünürlerin kavramsal çerçeveleriyle de temas ediyor.
Süreklilik Gösteren Bir Araştırma Zinciri
Kendilik / Self, sanatçının son on üç yılda sürdürdüğü kavramsal hattın güncel bir halkası niteliğinde.
“İris: Sergilerin Bugünü Uzaktır” (2013, Ankara): Kamusal alanda kendilik tartışmasının ilk izleri.
“Angel Rainbow” (2017, Selanik): Işığın kırılması ve yeniden birleşmesi metaforu üzerinden analiz–sentez süreci.
“Kaos” (2019): Bireyselden kozmosa uzanan bir hakikat arayışı.
“Pandemi! Sorun Acaba Self'de mi?” (2020): Küresel krizin özne üzerindeki etkilerini irdeleyen kavramsal çerçeve.
“Fragmented Self / Parçalanmış Kendilik” (2022): Modern dünyanın parçalanmış ruh haline odaklanan yedi renkli monokrom yapı.
“Hep Self” (2023): Parçalanmışlıktan bütünlüğe yönelen ontolojik arayış.
2026 tarihli Kendilik / Self sergisinde ise sanatçı, önceki dönemlerde parça parça ele aldığı kavramları bütüncül bir yaklaşımla bir araya getiriyor. Bu bütünlük arayışı, rasyonel bütünlük fikriyle tanınan Baruch Spinoza’nın tek cevher anlayışıyla düşünsel bir paralellik içinde okunuyor.
Çağdaş Sanatta “Dikey Derinleşme” Vurgusu
Türkiye’de sanat ortamının son yıllarda yoğun bir kavramsal üretim içinde olduğu bir dönemde, Gökçe’nin pratiği “dikey derinleşme” vurgusuyla ayrışıyor. Kimlik politikaları ekseninde sıkça tartışılan doğu–batı ya da gelenek–modernite karşıtlıkları yerine, kendilik meselesini evrensel, tarihsel ve toplumsal boyutlarıyla ele alıyor.
Sanatçının yaklaşımı, algının bedensel temellerine vurgu yapan Maurice Merleau-Ponty’nin fenomenolojisiyle de temas kuruyor. Bu bağlamda sergi, yalnızca estetik bir deneyim değil; izleyiciyi kendi içsel boşluğuyla yüzleşmeye davet eden etik bir alan olarak öne çıkıyor.
mistikalem.com