Dünyada 50 milyon kişi bunamış durumda

20 Eylül 2020 Pazar

Dünya genelinde hafızada, düşüncede, davranışta ve günlük aktiviteleri gerçekleştirme becerisinde bozulma olarak tanımlanan demans (bunama) hastası 50 milyon kişi bulunuyor ve her yıl 10 milyon yeni vaka teşhis ediliyor.

Demansın en yaygın biçimi olan alzaymır; hafızayı, düşünmeyi, yönelimi, anlamayı, hesaplamayı, öğrenme kapasitesini, dili ve yargılama yeteneğini etkiliyor.

İlk kez 1906'da Alman psikiyatrist ve patolog Alois Alzheimer tarafından tanımlanan alzaymırın, mevcut bir tedavi yöntemi bulunmuyor.

Dünya Alzaymır Günü dolayısıyla derlenen bilgilere göre, her yıl 21 Eylül'de toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla çeşitli etkinlikler ve faaliyetler düzenleniyor.

Dünya çapında her yıl 10 milyon vaka

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, dünya çapında 50 milyon demans hastası bulunuyor. Her yıl yaklaşık 10 milyon yeni vaka teşhis edilirken demanslı toplam kişi sayısının ise 2030'da 82 milyona ve 2050'de 152 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor.

Demans, 60 yaş ve üstü grubun yüzde 5 ila 8'inde görülüyor. Hastalık esas olarak yaşlıları etkilese de yaşlanmanın normal bir parçası olarak görülmüyor.

Öte yandan, hastalığın sadece demans hastaları üzerinde değil, bakıcıları, aileleri ve genel olarak toplum üzerinde de fiziksel, psikolojik, sosyal ve ekonomik etkilerinin olduğu da biliniyor.

Demans hastalığının mevcut yıllık maliyetinin 1 trilyon ABD doları olduğu tahmin edilirken bu rakamın 2030'a kadar iki katına çıkması öngörülüyor.

Halkın yüzde 80'i demans geliştirmekten endişe duyuyor
Dünya genelinde 100'den fazla alzaymır derneğinin çatı örgütü olan Uluslararası Alzheimer Hastalığının (ADI) "2019 Dünya Alzheimer Raporu"na göre, halkın yüzde 80'i demans geliştirmekten endişe duyuyor ve her 4 kişiden 1'i bunamayı önlemek için yapılabilecek hiçbir şeyin olmadığını düşünüyor.

Dünyadaki sağlık hizmeti sağlayıcılarının yüzde 62'si ise demansın normal yaşlanmanın bir parçası olduğu düşüncesini paylaşıyor.

Dünyanın dört bir yanındaki bakıcıların yüzde 35'i, bir aile üyesinin demans teşhisini gizlediğini belirtiyor.

Bununla birlikte, halkın yüzde 40'ı, doktorların ve hemşirelerin demans hastalarını görmezden geldiğini düşünüyor.

Ayrıca, demans hastalarının yüzde 54'ü, hastalığın gelişiminde yaşam tarzının rol oynadığını ifade ediyor.

Hastaların yüzde 20'si demans olduğunu gizliyor

Afrika'da demansla yaşayan insanların yüzde 67'si ve Güney Doğu Asya'da yüzde 63'ü, demans semptomlarının başkaları tarafından alaya alındığını belirtiyor.

Bununla birlikte, hastaların yaklaşık yüzde 20'si insanlarla tanışırken bu durumlarını saklıyor.

Demansın gizlenmesi, bölgesel olarak değişiklik gösteriyor. Avrupa kıtasında halkın yüzde 25,7'si ve Amerika'da yüzde 24,5'i demans hastası olduğunu gizliyor.

İnsanlarla tanıştıklarında demans hastalıkları olduğunu gizleyeceklerini söyleyenler arasında en yüksek oran Rusya (yüzde 66,7), Polonya (yüzde 57,9) ve Porto Riko'da (yüzde 51,1) bulunuyor.

Öte yandan, Güneydoğu Asya'da yaşayan kişilerin yüzde 45'i ve bölgedeki sağlık pratisyenlerinin yüzde 48'i, demans hastalarının tehlikeli olduğunu düşünüyor.

Yeni tedaviler araştırılıyor

Demansı iyileştirmek veya ilerleyen seyrini değiştirmek için halihazırda mevcut bir tedavi yöntemi bulunmuyor. Bununla birlikte, klinik deneylerin çeşitli aşamalarında çok sayıda yeni tedaviler araştırılıyor.

Araştırmalar, insanların düzenli egzersiz yaparak, sigara içmeyerek, alkol kullanımından kaçınarak, kilolarını kontrol ederek, sağlıklı beslenerek ve tansiyon, kolesterol ve kan şekeri seviyelerini koruyarak bunama riskini azaltabileceklerini ortaya koyuyor.

Farkındalığı artırmak, bunama ile ilgili kalıcı mitleri ortadan kaldırmak ve nihayetinde hastalarının damgalanmasını azaltmayı amaçlamak da önem arz ediyor.

Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Haşmet Hanağası, dünyada ve Türkiye'de yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte alzaymırda büyük bir artış yaşandığını belirterek, dünyada 50 milyon civarında demans hastasının bulunduğunu ve bunların üçte ikisini alzaymır hastalarının oluşturduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Hanağası, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, alzaymır ve demansa neden olan hastalıkların sıklığında, yaşlı nüfusa bağlı olarak büyük bir artış yaşandığını belirtti.

Bugünün alzaymır ve demans hastalarının sorunlarına dikkati çekmek, onlara ve yakınlarına yardımcı olabilmek için neler yapılabileceği konusunda büyük önem taşıdığını aktaran Hanağası, hastalığa ilişkin bilgi verdi.

Hanağası, "Dünyada ve ülkemizde yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte alzaymır hastalığında büyük bir artış yaşanıyor. Dünyada 50 milyon civarında demans hastası bulunuyor ve bu hastaların yaklaşık üçte ikisini alzaymır hastaları oluşturuyor." ifadelerini kullanarak, Türkiye'de alzaymır hastası sayısının da gelişmiş ülkelerdeki oranlara benzer olduğunu aktardı.

"Alzaymıra tanı koymak artık çok kolay"
Hanağası, "Artık alzaymır hastalığına erken aşamalardan itibaren çok kolay tanı konulabilmektedir. Ancak beklenen en büyük gelişme hastalığın tedavisi ile yeni ve güçlü seçeneklerin ortaya çıkmasıdır. Hastalığın mekanizmalarının daha iyi anlaşılması ile önümüze yeni tedavi seçenekleri çıkabilir." ifadelerini kullandı.

Hastalıkla ilgili en önemli gelişmelerin hastalığın tanısının daha erken aşamalarda koyulabilmesi ve risk faktörlerinin ortaya çıkarılması şeklinde olduğunu aktaran Prof. Dr. Haşmet Hanağası, ancak hastalığın hala kesin olarak nasıl başladığı konusunda yeterli bilgi bulunmadığını, dolayısıyla bu bilgi eksikliğinin tedavide de sınırlı bir başarıya yol açtığını, hastalık mekanizmalarının daha da iyi anlaşılması ile yeni tedavi seçeneklerinin gündeme gelmesinin beklendiğini kaydetti.

Prof. Dr. Hanağası, alzaymırın dünyada en çok araştırma yapılan hastalıklardan olduğunu ve genetik özelliklerine bakıldığında iki gruba ayrıldığını aktararak, şu bilgileri verdi:

"İlk grup ileri yaşta başlayan ve aile öyküsünün çok belirgin olmadığı hastaları içerir. Bu grupta hastalık genel olarak 65 yaşının üzerinde başlar ve ailede alzaymır öyküsü olması hastalığa yakalanma riskini arttırır. Bu grupta hepimizde bulunan bazı genetik risk faktörleri veya genetik koruyucu faktörler çevresel risk faktörleriyle beraber hastalığın ortaya çıkmasına katkıda bulunur. Genetik özellikler konusundaki ikinci grup ailevi alzaymır hastalığı dediğimiz tüm alzaymır hastalığının yüzde 1'den azını oluşturan gruptur. Bu grupta hastalık sıklıkla 60'lı yaşlardan önce başlar. Hastalığın başlangıç yaşı 30'lu yaşlara kadar gerileyebilir. Bu grupta ailede yoğun bir şekilde erken başlangıçlı alzaymır hastalığı öyküsü bulunur. Hastalar incelendiğinde hastalığa neden olabilecek mutasyonlar saptanır."

Alzaymırın kadınlarda biraz daha fazla görüldüğünü ancak bu durumun nedeninin kesin olarak bilinmemekle beraber bazı hormonal ve kadın cinsiyetiyle ilişkili genetik risk faktörlerinin rolü olduğunun düşünüldüğünü belirten Hanağası, sözlerini şöyle tamamladı:

"Alzaymır sinsi bir hastalıktır. Hastalık ilk olarak günlük hayatı etkilemeyen basit unutkanlıklar ile başlar ve zaman içinde zihinsel yakınmalar hastanın hayatında olumsuz etkiler oluşturur. Zihinsel işlevlerindeki aksama günlük yaşam aktivitelerini de bozmaya başlar. Örneğin para hesabı, yön bulma, ev işlerini yapma gibi günlük işlevlerde aksamalar meydana gelir. Alzheimer hastalığı basit unutkanlıklardan yapılan klinik testler, çeşitli laboratuvar ve görüntüleme incelemeleri ile kolayca ayrılabilir."

AA