Yaşar İliksiz tüm yazıları

Yaşar İliksiz

Zaman en acımasız terbiyecidir

"Büyük kentlerde onbinlerce insan, birbirinden bu kadar nefret ettikleri halde, bir arada nasıl yaşayabiliyorlar" diye hayretini dile getirir, Emil Michel Cioran; Tarih ve Ütopya adlı eserinde. Sonra kendisine makul gelen cevabı paylaşır okurları ile: "Çünkü birbirlerine yönelik kinlerinin hakkını veremiyorlar" 

Sebebi ister korku, ister iki yüzlülük olsun; şehirlerde pek çok insanın birbirlerinden gerçek hislerini gizlediklerini reddedemeyiz. " 'Herkesin' canına tak eden bu maskeli balo", her nedense ömür boyu sürdürülmeye çalışılır. 

Dilinden "sevelim, sevilelim", "savaşma seviş" kelimeleri düşmeyen insanların; en ufak fikir çatışmasından en küçük rant kavgasına kadar, birbirini gözü kaplı aşağılamaya başlayarak, hakaretle yetinmeyip, ana avrat sövgüye kadar alçalması, baloya katılanların sayısının hayli kabarık olduğunun da göstergesidir. 

"Güneş gibi ol şefkatte,merhamette.
Gece gibi ol ayıpları örtmekte.
Akarsu gibi ol keremde,cömertlikte.
Ölü gibi ol öfkede ,asabiyette.
Toprak gibi ol tevazuda,mahviyette.
Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol" diye öğüt veredursun Mutasavvıf...  Sözlerini her mümin baştacı eder ama kimse tedavüle sokmaya yanaşmaz....

Nazım Hikmet bir şiirinde ellerinde jopla insanların başına dikiliveren polislere işaret ederek "Trafik polisleri dikilip duracak, insanlar birbirlerini sevmeyi öğreninceye dek" der...

Sorun basit: Polislerden bu denli şikayetçi isek, neden onları tepemize diekecek kadar nefret üreterek yaşıyoruz? ya da bu kadar çok nefret üretiyorsak, neden polislerden şikayet ediyoruz?

Çözüm de basit aslında: Nefret yerine sevgi üretmek ve adalet için mücadele etmek.

Ne var ki, Çark-ı Devran'da sevgimizin yönü de, adalet ölçütümüz de, benliğimizin çıkarları doğrultusunda şekillenir. Yani çarpıtılır....

Bu noktada devreye Yaratıcı'ya iman edenler ve Yaratıcı'yı hayal ürünü kabul edenler olarak ikiye ayrılıyor insanoğlu. 

Yaratıcı'yı hayal ürünü kabul edenler; gerçek anlamda erdemli insanlar olsalar, Yaratıcı'ya iman edenlere, "aldandıklarından dolayı" sadece acıma hissederler..

Oysa tam tersine ülkemin ateistleri (çoğu ateizmin hakkını veremediği için yarım ateistleri desek daha doğru olacak ama neyse) ; öteden beri, her fırsatta, Yaratıcı'ya iman edenleri aşağılayıp, onlarla cepheleşerek, "İnanmayanların inananlara sataşmasında elbette bir parça da kıskançlık vardır" diyen Cemil Meriç'i haklı çıkartıyorlar. .

Yaratıcı'ya iman edenler'e gelince; gerçek anlamda erdemli müminler olsalar, yaratılanı Yaratan'dan ötürü sevmeleri gerektiğinden, Yaratıcı'yı hayal ürünü kabul edenlere, "aldandıklarından dolayı" sadece acıma hissederler..

Oysa tam tersine ülkemin müminleri (çoğu müminliğin hakkını veremediği için mümincik desek daha doğru olacak ama neyse); öteden beri, her fırsatta, Yaratıcı'yı hayal ürünü kabul edenleri aşağılayıp, onlarla cepheleşerek, "Ey insanlar! Eğer benim dinimde bir şüpheniz varsa, şunu bilin ki, Allah'ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam. Lâkin sizin de canınızı alacak olan Allah'a taparım. Bana müminlerden olmam emredilmiştir" şeklindeki Yunus Suresinin 104. ayetinden bihaber, Yaratan adına, fuzuli kavgalara dalarlar. ..

Ne olursan ol erdemli ol ey kâri...  İçinde bulunduğunu iddia ettiğin insan sevgisinin hakkını ver...

Eğer sen, sevginin hakkını vermezsen, ürettiğin nefret sadece karşındakini değil, seni de mahvedecektir.

Tarihte yaşananalar, akledebilirseniz, öğüt olarak size yeter de artar. Öğüt almak yerine deneyerek öğrenmeyi tercih ederseniz de merak etmeyin, tarih en acımasız terbiyecidir....

Tam bu noktada, "Tanrı'ya tapan"lar ve "Tanrı tanımaz"lar arasında "münazara" ile yetinmeyip, dine karşı din savaşı yapacak kadar "yobazlık" devreye girer ki, konu "akletmek" olduğunda muhatap almaya bile değmezler... 

Yobazın Tanrı'ya tapan'ından da Tanrı tanımaz'ından da kaçmak tek kurtuluştur.... 

Şu güne kadar, Yaratıcı'yı hayal ürünü kabul edenlerin ellerindeki kanıtlar beni henüz  Yaratıcı'ya iman edenler safından kopartmaya yetmediği için; yazımın bundan sonrası, aynı saflarda olduğumuzu iddia edenlere yöneliktir. Tanrı tanımaz okurlar bu cümleyi nokta kabul edebilirler.

Mehmet Akif Ersoy'un Türkçeleştirdiği Kur'an Mealinde, Maide Suresinin 8. ayeti kelimesi kelimesine şöyle tercüme edilmiştir: "Ey iman edenler, gelin sizler Allah'ın hakkını yerine getirmek için uğraşır, dosdoğru şehaset eden insanlar olun. Sakın bir cemaate olan kininiz hiçbir zaman sizleri adaletten ayrılmaya sevk etmesin. Adalet edin ki takvaya (fazilete) o daha yakın. Allah'tab korkun, bilin ki Allah bütün işlediklerinizden haberdar. İman edip de salâh işleyen kullarına Allah va'd buyuruyor: Kendilerine hem gufran var hem de büyük ecir var." 

Kur'an'da iman edenlerin neden iman etmeye çağrıldıklarını bu yazı ışığında bir kez daha düşünmenizi tavsiye ederim...

Yaşar İliksiz - Mistikalem.com

yasar@yasariliksiz.com

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ