Yezit maymuna cüppe giydirip camiye getirir

Kerbela romanları ile ününe ün katan Kurtlar Vadisi senaristi Ahmet Turgut, " Aşure çorbası Hz.Nuh’a dair anlatılan mitolojik bir kutlama değildir. Aşurenin aslı İmam Zeynelabidin Hazretlerinin kurtuluşudur" dedi.

Yezit maymuna cüppe giydirip camiye getirir
İlginizi çekebilir

YAZAR AHMET TURGUT İLE MUHARREM SOHBETİ

İnşaat mühendisliği yaparken kendini Kurtlar Vadisi senaristi olarak bulan ve yazdığı Türk Peygamber ile çok satan yazarlar arasında giren Ahmet Turgut, daha sonra Kerbela eksenli romanları ile dikkat çekti.

Muharrem ayında Kerbela'nın hüznü, Aşure'nin paylaşım coşkusu yaşanırken onunla konuşmak isabet olur diye düşündük. Düşündüğümüz gibi oldu. İşte Ahmet Turgut'un sorularımıza verdiği yanıtlar:

> Yakından tanımak isteyenler  için kendinizden biraz bahseder misiniz?

> Kasım 1975 doğumluyum. Malatyalıyım, ilk,orta ve liseyi Malatya'da okudum. 1994 İstanbul Teknik Üniversitesi İnsaat mühendisliği bölümünü kazandım ve İstanbul'a geldim. 4 yıl mühendislik yaptım yurtdışında. Rusya , Romanya, Türkmenistan ve Almanya 'da şantiye şefliği yaptım.

Sonra yazmaya gönül verdim. O güne kadar aktif bir okurdum. Sonra pasif yazarlık niyetine giristik. Doğru zamanda doğru insanlarla karşılaştım. Kurtlar vadisinde senaryo asistanı olarak yazmaya basladım. Sonra Ekmek Teknesi, Ayrılık, Eşref Saati, Kurtlar Vadisi Irak, Kurtlar Vadisi Filistin filmleri devamında Bozkırın Sırrı-Türk Peygamber adında bir senaryo filmi yazmıstım. Biraz pahalı bir prodüksiyon oldugu icin film olurlugu zor görülüyordu. Onu senaryodan romana cevirdim. İlk roman böylelikle ortaya çıktı. Sonra romanlara devam ettim.

Kerbela romanlarını yazmaya nasıl karar verdiniz?

> Kerbela  ile ilgili bir roman veya bir senaryo hep idealim olan bir seydi. ''Aşkın Şehidi'' romanına başladım. Aşkın Şehidi bitti. Kısa bir süreliğine senaryodan ayrılırım diye düsünüyordum sonra roman daha cazip geldi. ''Aşkın Elçisi'' ve ''Aşkın Secdesi'' seklinde devam romanlarla birlikte Kerbela serisi üçleme oldu. Sonrasında ''Allah Aşkına ''adlı bir deneme kitabım yayınlandı. Son kitabımızsa bu hafta okurlarla buluştu. İsmi “Akleden Kalplere Muhamedî, Şuur ve Ahlâk"”…

> Romanlarınız Türkçe dışında başka hangi dillerde çevrildi?

> Arapça’ya Farsça’ya ve Azeir Türkçesine çevrildi şimdilik. Tüm İslam dillerine kerbela serisi insallah cevrilmiş olacak şu an Arap ülkelerinde İran ve Azerbaycan'daki okurlara ulaşabildik. 2014 yılında Kerbel’daki Hz.Hüseyin Türbe Vakfı tarafından “2014 yılı İmam Hüseyin Hizmetinde En İyi Metin” ödülünü aldı. Uluslararası tescilden sonra diğer dünya dillerinde cevrilmeye basladı.

> Neden Kerbela sizin için özel bir yere sahip?
 
> Kerbela gibi üzerinde kavga etmek  isteyen insanların sıklıkla bahane edip suistimal ettigi bir konu hakkında Alevi, Sünni ve Şii kanaat önderlerini edebi bir eser etrafında bulusturabilmek veya her gelenekten okurların begenisini kazanabilmek güzel bir sey. İnsanların ortak amaçlarını, müşterek degerlerini vurgulama acısından sembolik. Üstelik Hz. Hüseyin'i baş karakter alan ilk roman oldu Aşkın Şehidi. Türkçede o ölçekteki ilk roman oldugunu zannediyordum. Kerbela’dayken ögrendim ki; Arapca ve Farsçada da muadili yok imiş. Genellikle Kerbela’ya ait edebi eserler tarihin kaydındaki  2. ve 3. derece kisiler üzerinden ya da hayal ürünü kisiler etrafında anlatılır.

Hz. Hüseyin ya da Hz. Zeyneb’in başkarakter olarak alındığı edebi eserler yazılmamıs. O ölcekte yazılan ilk edebi eserin Sünni bir kaleme ait olması da yurtdışında yankı uyandırdı.

"EHLİBEYT TERTEMİZ OLANDIR"

> Ehlibeyt nedir ve kimler ehlibeyt halkasındandır?

> Ehlibeyt Kuran da gecen bir tabirdir. Kuran'da bu tabir Resulullah (sav) için de kullanılır, Hz.Nuh'ta da benzeri bir tabir vardır. Hz.Nuh'tan (as) ele alırsak malum tufan günüdür. Hz Nuh'un Allah ile olan bir ahdi vardır. Kendi ailesini kendi ehlibeytini bu tufandan korumak gibi bir ilahi ahittir. Lakin oğlu gemiye binmez, zira inkarcıdır. Ve bogulmak üzeredir. Hz Nuh (as), oğlunun kurtulması için dua eder. Ona cevaben “Oğlun senin Ehl-i Beytinden degil cünkü o Allah ve Resulune iman etmedi.” denir. Buradaki isaret kanın, genetik yapısının Ehl-i Beyt sayılmak için yetmediğidir. İman, şuur ve ikrarın arandıgını gösterir. Resullahın hadislerinde Ehlibeyt vurgusu vardır. Kuran-ı kerimin direk aynı ehlibeyti muhatap aldıgı ayetler vardır. Nihayetinde referanslı anlatımlarda özde şu noktaya gidilebilir. Beyt evdir, beytullah  Allah'ın evidir. Ehlibeyt Resulullah'ın ev halkıdır.

Konuyla ilgili en meşhur ayet “Ey ehlibeyt!..” hitabıyla başlar ve devamında “Şüphesiz ki; Allah sizi her türlü kirden arındırmak ister” denilir.  Bu ayet geldigi zaman “Buradaki ehlibeyt kimdir?” diye soruldu, isim istendi. Resulullah (sav) isim olarak Hz.Ali'yi, Hz.Fatma'yı, Hz. Hasan'ı ve Hz. Hüseyin'i soyledi.

Ayetin ilk indigi an o sırada ehlibeytin muhatabı bu 5 kisiydi. Olayı ravisi Ümmü Seleme Annemizdir.  Resullahın eşidir. Ümmü Seleme validemiz sordu. “Ben de bu evin halkındanım.  O abanın altında ben de toplanabilir miyim?” Resulullah ise “Bu halin de cok güzel” dedi. Bu zarif bir şekilde reddetti.

Evet; Hz.Hatice, Hz.Ayşe, Hz.Ümmi Seleme ve diğer validelerimiz başımızın tacı olan ümmetin anneleridirler. Ama teknik anlamda Ehlibeyt değildirler.

Nitekim Kuran-ı Kerim'in Ehlibeyt vurgusu onların her türlü kirden arındırılıp tertemiz olmasıdır.
Aklı ve kalbi tam da Allah’ın murad ettiği şekilde kullanan insan modelidir Ehl-i Beyt…

> Kuran'ın anlattığı İmam kimdir?

> Kuran Allah'ı tanıtmak için inmemiştir,,insanı tanıtmak için inmiştir! Buraya çok dikkat etmek gerekir. Kuran'ın anlattığı imam, ölüleri yıkamaz bilakis dirileri yıkar. Bizler o yüzden İmam Ali, İmam Hasan ,İmam Hüseyin diyoruz. O kavramların içi boşaldı bugün. İmam deyince ölüyü yıkayan kişi akla geliyor halbuki Allah'ın murad ettiği imam dirileri yıkayacak dirilerin hayatını,şuurunu,ahlakını olması gereken yere getirecektir. O yüzden tekamül dediğimiz şeyin zirve noktası Ehlibeyttir. Onların arındırılıp tertemiz olması bu yüzden önemlidir. Yine dikkat etmek gerekir. Allah ehlibeyt için “sizi tertemiz kılmak diler” diyor. “Diledi” demiyor. “Diledi” deseydi 5 kişi ile sınırlı kalırdı bu dilek. Geniş zaman ifade eden “Diler” dediği için her devirde birileri o ayete muhataptır bu birinci nokta…

İkinci nokta  ise Allah “Size tertemiz olmanızı emretti” demiyor, “Diler” diyor. Malumdur, temizlenmek bahsi Müslümanlara emir olarak gelir. Müslümanların temizlemeleri zahiri, batinidır. Hem hijyen ister, fiziksel anlamda temizlik emreder. Hem de ruhsal anlamda aklen ve kalben temizlik ister. Bu durum Müslümanların geneline emredilmiştir. Emredilen şey istikamettir, ideal olandır lakin gerçekleşmesi mutlak değildir. Zira kişiler emirlere uymayınca istikamet gerçekleşmez. Oysa Allah bir şeyi murad etmişse ilahi murad da olan şey mutlaka gerçekleşir. Kişilerin kendisi dahil hiçbir şey, etken, sebep bu muradın-dileğin gerçekleşmesine mani olamaz.

Bu yüzden Sûfiler; “Allah’ın muradı, Allah’ın emrinden daha yücedir” derler. Bu çok ince bir detaydır. Evet; Müslümanlara temizlenmeleri emredilmiştir. Ehlibeytin ise temiz olmaları murad edilmiştir. Dolayısıyla onlar her biri tertemizdir. O tertemizlik aklın ve ruhun tam kapasiteyle kullanılmasıdır. Hani “Eşref-i Mahlukat” diyoruz ya; veya “Ahsen-i takvim” yani “En Güzel Kıvamda Yaratılmış Olmak” Ehlibeyt ile ortaya çıkar. İlk halkada Resulullah (sav) vardır. Hz.Ali, Hz.Fatma, Hz.Hüseyin, Hz.Hasan ve her devirde onlara varis olabilen birileri Eşref-i Mahlukat ola gelmişlerdir.

EHLİBEYT ANLATIMLARINDA MERKEZDE HZ. FATIMA VARDIR

> Al-i Aba kimdir? Kimlerdir?

 > Aynısı İbn-i Arabi hazretlerine sorulur: O da şöyle bir tarif getirmiştir. “Âl-i Aba ile ilgili ayet nazil olduğunda hırkanın altında Fatma vardı ve babası vardı..Hırkanın altında Fatma vardı ve eşi Hz.Ali vardı. Hırkanın altında Fatma vardı ve onun büyük oğlu İmam Hasan vardı. Fatıma vardı ve onun küçük oğlu İmam Hüseyin vardı.”

Fark edileceği üzere Ehl-i Beyt’in ilk çekirdek nüvesindeki herkesin nispetleri hep Hz.Fatıma’dır. Bu yüzden Ehl-i Beyt anlatımlarında merkeze Hz.Fatma alınmıştır. Tabii ki; Hz.Fatıma derken Kevser hadislerini de unutmamak lazım. Kurân ve Ehlibeytin buluştuğu havuz kevserdir. Kevser ile ilgili Resulullah’ın (sav) dillendirdiği bir çok temsil vardır.

> Yezit  kimdir ?

> Genel olarak bahsedeyim. Tevrat usul olarak uyarır, ikaz eder. Kaçınılacak şeyleri anlatır. Celalli bir kitaptır. İncil de ise celal yerine cemal yoğundur. İkaz yerine müjde yoğunluktadır. Tevrat kaçınılacak şeyleri, İncil ise yönelinecek şeyleri anlatır. Tevrat “Firavundan kaç” der. İncil ise “İsa'ya gel” der.

Kuran-ı Kerim ise evvel ki bütün kitapları buluşturmuştur. Tevratın tarzı gibi ikaz eder, İncildeki gibi müjdeler. İkaz ve müjde bir aradadır. Celal ile cemal bir aradadır. Neyden kaçıp neye gideceğini bir arada zikreder. Bu durum Muhammediliğin birinci işaretidir. Fatiha suresindeki ''Er rahmanirrahim maliki yavmiddin” ifadesini ele alalım! Önce rahmetin kaynağı vurgulanır. Muazzam bir rahmetle merhametin müjdesi verilir. “Maliki yevmuddin” ile Din Gününün sahibinin yani Allah’ın titrete titrete hesap soracağı bildirilir. Rahmet müjdesi cemal tecelliyken, hesap ikazı ile celal gelir. Cemal ve celal tecelliler bir aradadır hep.

"HZ. HÜSEYİN İLE CHE GUEVARA FARKLI"

Ayetleri müjdesinden ve ikazından okumayan bir ümmet Kitabın manasını algılayamaz. Biz genelde işimize geldiğinde müjdeden okuyoruz, ikazını görmüyoruz. Ya da ikazın etrafında dönüp dolaşıyoruz. O ikaza uyarsak bize vadedilen şeyi anlamıyoruz. O zaman da nasibimiz yarı yarıya azalıyor. Bunu dip not olarak zihnimizde tuttuktan sonra bilmeliyiz ki; bizler Hz.Hüseyin'e doğru ilerleyeceğiz ve bunu yaparken de Yezit'ten kaçacağız. Firavun'dan kaçıp Hz.Musa’ya gitmemiz lazım, Nemrut'tan kaçıp Hz.İbrahim’e gitmemiz lazım. Nitekim kaçınmaya “Teberra” denir. Beri durmayı anlatır. Yönelmek ise “Tevella” olarak anlatılır. Bizim sadece tevellamız olursa tabiri caizse sevgi pıtırcığına döneriz. Hayatta kimse ile bir iddiamız, kavgamız olmaz. Düşüncemiz kalmaz. Böyle bir kul ve ümmet; ne Allah’ın, ne de Resulullah’ın muradında yok. Zalimi ve mazlumu aynı anda memnun edemezsiniz. Böylesi bir çaba veya iddia sadece şeytanın vesvesesidir. Hayrı ve şerri memnun etme çabası insanı münafık kılar. O yüzden tevella içerisindeyken dikkat etmek lazım. Tevella ile teberra bir aradayken kişi şerden kaçıp hayra yönelir.

Benzer şekilde sırf teberra da bulunmak da insanı yanlışa götürür. Nitekim Firavun ile kavga etmek kimseyi Hz.Musa kılmaz. Nemrut ile kavga etmek kimseyi İbrahim kılmaz. İbrahimî ilkeler etrafında Nemrut ile kavga edersen Hz.İbrahim’in yolunu ihya edersin. Aynıyla Kabil'in elinde öldün diye Habil de olmazsın. Habil olabilmek için ''Sen beni öldürmek istesen de ben sana elimi kaldırmayacağım ey kardeşim deyip '' canını veriyorsan eğer Habilsin. Ama biz bugün bu şuuru da unuttuk. Bakıyoruz, karşımızdaki zalim ya da en azından bize göre zalim biri varsa onu hemen Yezid ilan ediyoruz. Peki sen Hüseynî misin? Bunu niye sorgulamıyorsun? Birini ısrarla Yezid ilan etmek kendi Hüseynîliğini el altından korsan bir şekilde ilan etmektir.
 
İnsanlar teberrayı mutlak hakikat zannedince karşı olmayı yeterli bir idrak zannediyorlar. O zaman ne oluyor? Profesyonel muhafliflik Hüseynîlik zannediliyor. Bu bakış elbette ki; Hz.Hüseyin ile Che Guevara'nın farkını anlayamaz. Hazreti Hüseyin adı altında Che Guevera’yı anlatır.

Dönelim, Yezid’e ve Yezidliğe!.. Biz tarihin anlattığı Yezit'i şu şekilde tanımlıyoruz. O hesapsızca isteyen biridir. Çok fazla akli melekeleri gelişmiş biri değildir. Organizasyon yeteneği pek yoktur.
Tarihin anlattığı Yezit maymuna cüppe giydirip camiye getirir ve ahaliye derki; “Bu maymun Cuma namazını kıldıracak cemaat. Hele bakayım, maymunumun arkasında namaza duracak mısınız?” İktidarını ölçmek istiyor. Burada asıl sorun Yezid’in pervasızlığından ziyade cemaatin maymunun arkasında namaz kılmaya nasıl razı olmasıdır elbette. Ki; bu itaatin sebebi korkudur şüphesiz. Evet;

Yezid sadece istiyor hesapsızca istiyor. Nefsaniyeti ön planda… Yezit'te kurnazlık yok sadece ister, “İstiyorsam benimdir.” der. Onun tüketme şevki üretme şevkinden fazladır. Aynıyla tüketme hırsı üretme kabiliyetinden fazla olan herkes bir şekilde Yezid adayıdır, kendine dikkat etmelidir.

> Yezit'in Babası Muaviye bin Ebi Süfyan kimdir?..

> Muaviye bin Ebi Süfyan akıllı ve çaplı bir insandı. Bunu kurnazlık manasında söylüyoruz. Öyle ki; Muaviye, Hz.Hasan'ı şehit eder ve Şam'da taziye çadırı kurar. Ve ilginçtir, ilk göz yaşını bizzat kendisi döker. “Analar bir daha Hasan gibisini doğuramayacak” diyerek yas ilan eder. Katil kendisidir, gaddarlıkta Yezit'ten bir farkı yoktur. Hatta Hz Ali'ye veya Hz. Fatma’ya camilerde küfrettirecek kadar da pervasızdır. Buna direnenleri öldürmekten de geri durmaz. Lakin işlerine kılıf arar. Yezit'ten en büyük farkı işin içine kurnazlık katmaya çalışmasıdır.

> Aşure denilince Ahmet Turgut ne hisseder?

> Birinci noktadır. Aşure içindeki her malzeme kendisi olarak kalır. Yani aşure kazanı içerisindeki nohut nohutluktan, üzüm üzümlükten çıkmaz. Hepsi bir araya geldiler mi özgün bir tat bırakırlar damakta. Tıpkı Türk Türktür, Kürt Kürttür, Alevi Alevidir,,Sünni Sünnidir ama hepsi bir araya geldi mi özgün bir tat olan ümmeti meydana getirir. Kimse bu tadı vermek için kendinden ödün vermez. O birlikteliğin yemeğidir.

Genellikle 12 veya 13 Muharremde venilir. Zira o gün İmam Zeynelabidin Hazretlerinin kurtuluş günüdür. Emeviler tüm Ehl-i Beyt’i katlettikleri gibi Onu da öldürmek istediler ama olmadı. Bu durum Kevser Sûresinde Peygamber Efendimize (sav) bildirilen “Sen ebter olmayacaksın” hükmünün bir gereğidir nitekim. Neticede bizler Kerbela gibi bir gaddarlık yarışına rağmen Hz.Ali Zeynelabidin vesilesiyle Muhammedî neslin, ilmin ve ahlakın devam ettirilmesinin sevincini de yaşarız. O kurtuluş demi hürmetine aşurelerimizi yeriz. Yani Aşure çorbası Hz.Nuh’a dair anlatılan mitolojik bir kutlama yemeği değildir. Hiçbir hadiste böylesi bir rivayet veya işaret bulunmaz.

Aşurenin aslı İmam Zeynelabidin Hazretlerinin kurtuluşudur. Tabii ki; burada bahse konu kurtuluşu anlayabilmek için öncelikle İmam Hüseyin’in şehadetiyle hüznü yaşamak önemlidir. Aşureye dair bu hikmetin nihayetinde birlik, kardeşlik ve paylaşım erdemine dönüşmesi önemlidir. Bütün bunlar unutulursa; Ramazan'ın adı “Şeker bayramı” olur, kurban bayramı kavurma şenliği olarak anlaşılır. Muharremin veya aşurenin adıysa sezonluk tatlı olur. Zikredilen bu üç şuursuzluk da paket olarak aynı idraksizliğin ürünüdür. Rabbim bizleri neyi, ne için yaptığını bilen; Kerbelâ’nın derslerini, ibretlerini layığınca okuyan ve o pek çetin medreseden okuduğu dersleri hayatına aktarabilen ahlak sahiplerinin arasına dahil eylesin.

Son sözümüz Şair Fuzuli’den gelsin. “Vaktin şerefi Hüseyin’i anan dillerde ve gönüllerdedir.”

Bu röportaj vesilesiyle bizleri vaktin şerefine ortak ettiğiniz için tüm mistikalem ailesine teşekkür ediyoruz. Allah Kitaptan ve Kitabın İndiği Evin Evlatları olan Ehl-i Beyt’ten ayırmasın…

Seval Yılmazoğlu - Mistikalem.com

Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ