Yaşar İliksiz tüm yazıları

Yaşar İliksiz

Yeni bir tanrı yaratmak sorunu çözer mi?

Kutsal Kitaplar, "Evrenin ve içindekilerin yaratıcısı Tanrıdır. O, 'ol' dedi ve İnsan yaratıldı" diyor. Kimi insanlar buna iman ediyor. Kimi insanlar ise "insan 'ol' dedi Tanrı yaratıldı" diyorlar... İnsan aklı birinden birini seçmekte özgür...

Kimin karlı kimin zararlı olduğu ancak her canlı ölümü tattığı gün anlaşılacak. Ama o güne erişinceye değin her ikisinin de bu dünyayı cennet kılmak adına cehenneme çevirme hakkının olmadığı kesin.

Laiklik, "kendini sorgulatmayan" dinci düşünce ile teorilerini "tartışılmaz kılmaya çalışan" bilimci düşünce arasında süregelen amansız kavganın dünyayı cehenneme çevirmemesi için bilge hakem konumunda olması gerekirken, bizdeki haliyle malesef bir kulağını dinci bir kulağını bilimci yobazlara kaptırmış, çekilen kulaklarının acısından kıvranan bir acizlik abidesi gibi.

Laikliğin acizliği ve acıdan düşünemez hale gelişi, hem dinci hem de bilimci yobazların işini kolaylaştırıyor. Keza gerçek anlamda dindar müminleri ve gerçek anlamda laiklik savunucularına da zorda bırakıyor. Laikliğin bu denli aciz konuma düşmesindeki en büyük kusur da kuşkusuz sistemden kaynaklanıyor. Sistemin kendini korumak için 'ortak akıl'a sığınmak yerine, refleksle hareket ederek,  evrensel ilkeleri de hiçe saymak pahasına gerektiğinde dinci, gerektiğinde bilimci yobazlardan yararlanma hesapları, dönüp dolaşıp kendisine zarar veriyor.

Daha önce de belirtmiştim, bir kez daha altını çizerek tekrarlıyorum; Türkiye Cumhuriyeti özgürlüğün bedelini fazlasıyla ödediği için kıymetinin bilincindedir ama Laiklik nimetine bedel ödemeden kavuştuğu için kıymetini henüz kavrayamamıştır.  Bu yüzden Laikliği korumak özgürlüğü korumaktan daha zordur.

İşi daha da güçleştiren unsur Türkiye'de Laikliği savunma algılamasının görünenin aksine "derin dinsel izler" taşımasıdır. Öyle ki  "aydınlıkçı" olmakla övünen "Laiklik bekçileri",  "Şeriat tehlikesi" karşısında gerektiğinde Bektaşiliğe, gerektiğinde Aleviliğe, gerektiğine Şamanizme sarılabilmektedir.... Hatta onların yetersiz kaldığını fark ettiği noktada  Allah'ın yerine yeni bir  "Tanrı yaratma" girişiminden dahi kaçınmamaktadır.  Daha düne kadar "İslam Şeriatı" denildiğinde  "irtica" diye ayağa kalkanların bugün kitlelere "Türk İslam'ı ayrı, Arap İslam'ı ayrı" vurgulu vaazlar vermesi de bu minvalde değerlendirilendirilebilir....

Bu yüzden gerek "bizdeki uygulamayı" genelleyerek "Laiklik dinsizliktir" diyenlerin de kısmen içinde yer aldığı dogmacı dinci anlayış gerekse onların önünü kesmek için her yol mübah diyen laikçi anlayış "slogan atarak taraftar bulduğu" sürece, 'Türkiye'de irtica tehlikesi yoktur' denemez ki bana sorarsanız ülkemiz sadece bir değil bir kaç ayrı "irtica tehlikesi" altındadır

Türkiye'nin aksine Batı, Laikliğin bedelini fazlasıyla ödemiştir ama özgürlük için aynı şey sözlenemez. Özellikle bazı ülkelerin hiç bedel ödemediği, bazılarının ise kısmi bedel ödediği tartışılmaz. Batı ekonomik ve siyasi özgürlüğünü kurtuluş savaşlarından çok, hanedanlar arası sürtüşmelere ve emperyalist istilacı seferlere borçludur. Bu esnada Türklerden sık sık yardım istediği de bir gerçektir. Türkler de doğal olarak kara kaşları kara gözleri için değil işlerine geldiği için sık sık batılılara destek vermiştir.  Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş Fatih Sultan Mehmed başta olmak üzere, daha sonra İslam Halifesi olma şerefine erişen Padişaların dış siyasetleri bunun en açık delilidir. Ama kimilerine göre batının tüm değerlerini sağlayan, herşeyini veren de biziz!  Tasarlanan "Yeni Tanrılardan" biri, Avrupalı Irkları Türk Adem'in kaburga kemiginden yarattığı iddia edilirse hiç şaşmayın!

"Tarih Yarındır" diyen bir Türk düşünürüne sorarsanız, Batı'nın ortaçağ karanlığını yırtmasından tutun da özgürlüklerinden, namuslarına kadar ne varsa bize borçlular!  Bu görüşün kısmen doğrularına katılabilirim ama düşünürümüz bunu yaparken Batı'yı öyle bir aşağılıyor, öyle bir aşağılıyor ki isnaf demekten kendimi alamıyorum. Sanırsınız Batılı dediğimiz şey insan değil, Allah'ın hilkat garibesi bir mahluk!

Sonra aynı yazar ne yapıyor biliyor musunuz? "Batılılar lütfen bizi anlamaya çalışsınlar" diye yalvarıyor. Hangi konuda? Tabi ki neden demokratik bir ülke olamadığımız konusunda! Hemen akabinde bir tehdit ve ayağınızı denk alın uyarısı!

Bir insan aynı metinde, aynı sayfada muhatabına haklı olduğunu ispat etmek için onu hem aşağılayabilir, hem yalvarabilecek kadar üstün bir konuma çıkartabilir hem de onu tehdit edebilir mi? Valla etmiş işte!

Ve bu "çorbacı" kafa, bakın Türkiye'de Laikliğin "en büyük sorunu" haline getirilen "Başörtüsü meselesinde" nasıl bir mantık gözler önüne seriyor.

Türban, yazara göre "Mısır'da 1980'li yıllarda Şeriat Devleti kurmak için örgütlenen bazı dernek-partilerin birbirlerini kolayca tanımaları için düşündüğü özel bir kimlik" ve "Aynı duyguları paylaşan Refah Partisi tarafından da sahiplenmiş, vakur tarihimizde en çok konuşulan, en çok kavgası yapılan bir toplumsal gaflet geçidi"... Hadi burada da zahiren de olsa kısmen haklılık payı var diyelim ve kaygılara hak verelim.  Ama bakın daha neler var:

"Peki dinimiz başörtüsünü emrediyor mu?" diye soruyor yazar ve başörtüsü özgürlüğü adına yapılan eylemlere dikkat çekiyor. Bu sorunun ardından Nur Suresi'nin 30-31 ve Azhap suresinin 59. ayetlerinin delil olarak gösterilmesini irdeliyor. Mealleri karşılaştırıyor ve hükmünü veriyor:  "Dinimiz örtünmeyi emretmiştir, bu doğru..."  Arkasından "ama" diyerek devam ediyor, "Kime karşı ve ne için?"

Ve nihai hüküm: "Ayetlere kadar uzanan araştırmamızda gördük ki; dinimiz, başörtüsünü ancak 'belli bazı koşullarda' kullanılmasını,  emretmiyor, tavsiye ediyor!..."

Peki ama bu yargının bilimsel bakımdan sağlığı tartışmaya açık olsa da dini hüküm açısından "türban Allah'ın emridir" diyen siyasi söylemden ne farkı var?  Hatta bir an bu hüküm külliyen doğru diyelim, sorunu çözmeye yetecek mi? Bunu duyan insanlar binyıllık geleneksel inançlarını bırakıp, başörtülerini açmaya razı olacaklar mı?

Hindulara, yüzyıllardır birileri 'inek kesmemenin mantıksız' olduğunu haykırıyor ve bunu bilimsel olarak da ispatlıyor. Ne fark ediyor! Anadolu'daki kadınları yıllardır, resmi ve dini bütün kanalları kullanarak  'Al Karısı' diye bir olay olmadığına inandırmaya çalışıyoruz! Araştırın bakın ne kadar faydalı olmuş! 

Allah'ın emri ya da değil! Hatta bırakın yeni bir dini yorumu yeni "yaratılmış yeni bir tanrının" emri ile başörtüsü yasaklanmış olsun! Başörtüsü sorunu bu mantıkla çözülür mü? İnanan insanların başlarını İslam dininin ya da Sih'ler gibi "beşeri" bir dinin emri ile örtmüş olmaları uygulanan yasağı meşru kılar mı?

Sorun başörtüsünün farz olup olmaması değil ki! Sorun başörtüsünün dini simge olup olmaması da değil!

Sorun, "rejim güvenliği kaygısıyla" bir kısım inanç sahiplerinin devletin herkese hak olarak tanımladığı haklardan yararlandırılmaması ve bunun mantıken izah edilememesi!

Laiklik; bir dinin Hak olup olmadığıyla ya da dini hükümlerin doğru yorumlanıp yorumlanamadığıyla ilgilenmez! İşin o kısmı laikliğin değil inananların sorunudur. Laiklik onların inaçlarını rahatça baskı altında kalmadan yaşamalarını sağlamakla mükelleftir.

Şurası kesin ki "yarının tarihi", başörtüsünün Allah'ın emri olup olmadığı tartışmalarını değil, insanların inançlarından dolayı cezalandırılıp, cezalandırlmadığını araştıracak ve yazacak...

İrtica'dan benim anladığım ise "kendi doğrusunu akıl oyunları ile sorgulanamaz gerçek gibi dayatan yobazların egemenliğidir".  Bunun Allah adına ya da sonradan yaratılmış bir tanrı adına olması arasında fark yoktur.

Türkiye'de Laikliğin kavranılması da korunması da bu nedenle sanıldığından çok daha zordur! Ama şu anki halimizle de yarının tarih sayfalarında çok komik kalacağımız kesindir!

Yaşar İliksiz - Mistikalem.com

yasar@yasariliksiz.com

@yasariliksiz

Bu yazı ilk olarak, 04.08.2008 02:26 tarihinde Haber7'de yayınlanmıştır.

 

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ