Özge Genlik tüm yazıları

Uzman Psikolog

Toplum olarak 'kanser' olduk

Bombalar patlıyor…

Tehditler, uyarılar …

Kayıplarımız var, yas süreci deneyimliyoruz…

Ekonomi karışık…

Cinsel tacizler…

Kadın cinayetleri…

Çocuk istismarları…

             Hayat nasıl gidiyor? 

Bugüne değin şu an ülke gündemimizde oluşan bu rehavet verici olaylara ilişkin uzmanlar açıklamalar yaptı ve yapmaya devam ediyorlar. Ancak çok önemli 2 sorunun cevabını net bir şekilde ifade eden yok:

  1. Neden şu an bu kadar  “acı” içerikli olayları deneyimliyoruz, “travmatize” olmuş haldeyiz?
  2. İyileşmek için ne yapmalı?

1. Neden şu an bu kadar “acı” içerikli olayları deneyimliyoruz?

Şiddet, evrensel değildir. İnsan varlığının “öz”ü saf sevgiden ibarettir. İnsan varlığı olarak; en temel ihitiyaçlarımız: sevmek-sevilmek; güvende olmak-güvende hissetmek; eşsiz niteliklerimizi evrene sunmak, paylaşmak.

Fark edelim ki; şu an izlediğimiz, dinlediğimiz, birebir şahit olduğumuz veyahut deneyimlediğimiz “şiddet”; bir başkasının bir diğerine uyguladığı “şiddet” değil; bizim kendimizden kendi “öz” benliğimizden uzaklaşarak kendi kendimize uyguladığımız “şiddet”in ifadesidir.

Kendisi ile buluşamayan organizma sürekli olarak enerjisini dışarı yöneltiyor. Bir başkasının çocuğunu taciz ediyor çünkü kendi iç dünyasında çok mutsuz, sevgiden mahrum ve şefkat, merhamet gibi duygulardan çok uzak. Bombalar patlıyor çünkü kendi içselliğinde kişi ‘kendini olduğu gibi kabul ‘edemediği için iç dünyasındaki yakıp-yıkma-yok etme dürtülerini dış dünyada “bomba patlatarak” ifade ediyor, kendisinin varoluşunu ancak bu şekilde anlamdırabiliyor.

Fiziksel Boyutta “Var”ız ya Duygusal Boyutta “Var” Olabiliyor muyuz?

Şu an toplum olarak “kanserli bir hücre gibiyiz” devamlı olarak negatif/ olumsuz duygulanımlar deneyimliyoruz. Dilimizde, eylemlerimizde, duygusal ifadelerimizde korku ve kaygı duygulanımları var. Hal böyle olunca; her nereye odağımızı/ konsantrasyonumuzu yöneltirsek o olguyu büyütüp, çoğaltığımıza göre, olumsuz olan herşey büyürken beden-zihin-ruh; depresif bozukluk-panik bozukluk-cinsel istek /işlev bozuklukları, kişilik bozuklukları, yeme-uyku bozuklukları, migren, kanser, öfke kontrolsüzlüğü gibi semptomlar ile alarm veriyor, farkında mısınız? Sonuç olarak; “fiziksel olarak var olan ancak duygusal olarak var olmayan bireylere dönüştük.”

Travmatik deneyimlerin hüküm sürdüğü bu süreçte şunu hatırlamakta fayda var: travmaların en önemli ortak özelliği: “dönüşüm” sürecini içermeleridir.

Dönüşüm süreci; “büyüme”yi, “bio-psikososyal” olarak denge olma halini oluşturmayı ifade eder. Şu an; “sevgi” ve “güven” zemininde diğerini gözeterek kendimiz olmaya ihtiyacımız var. Ancak “ol” ma hali için zihnimizi susturmayı öğrenmemiz gerekiyor. Stres, kronik hale geldikçe beynimizin pre- frontal bölümü daha fazla çalışıyor ve zihin sürekli “düşünce” üretiyor. Sempatik sinir sistemimiz aşırı uyarılmış halde bu nedenle “yorgun”,”ümitsiz”, “mutsuz” hissediyoruz.

Düşüncelerimiz en güçlü enerjilerdir. Niyet ettiğimiz ve istediğimiz herşeyi düşüncelerimiz ile yaratırız.  Bu nedenle, şimdi,  “denge” halinde olmanın vakti geldi. Gerçekte kim olduğumuzu hatırlama, “öz”ümüz ile buluşma vakti geldi. Toplumsal olarak deneyimlemekte olduğumuz tüm oluşumlar; iyileşme-şifalanma vaktinin göstergesidir.

Maddeye verdiğimiz değerin yerinin;  manevi değerlerin, paylaşımın, şefkat ve merhamet gibi sevginin özünden kopup gelen duygulanımların alması gerekliliği,  şu an deneyimlemekte olduğumuz bu sürecin bizlere kısaca anlatmak istediği. 

2. İyileşmek İçin Ne Yapmalı?

  • Olanı olduğu gibi kabul edin. Dış dünya; iç dünyanızın bir ifadesidir. İç dünyanızı “dengeli” hale dönüştürdüğünüzde dış dünyada zaten herşey yolunda olur.
  • Beden sağlığınıza özen gösterin. Düzenli uyuyun ve dengeli beslenme alışkanlıkları geliştirin. Her gün 5 dakika “meditasyon” yaparak zihninizi dinginleştirin.
  • Hareket edin. Günde en az 30 dakika hareket halinde olun. Çünkü travamanın izleri bedenin eklemlerinde birikiyor bu nedenle hareket ederek bedeninizi şifalandırmayı tercih edin.
  • Gün içerisinde odağınızı “nefes” e yöneltin. Nefes veriş sürelerinizi “uzat” ın, her verdiğiniz nefes bir öncekinden biraz daha uzun olsun. Böylece para-sempatik sisnir sistemi devreye girecek ve bedensel, zihinsel ve ruhsal olarak daha dingin daha sakin hissedeceksiniz.
  • Sadece kendi benliğiniz ile buluşmak için zaman ayırın. Bu süreçte bedeninizi hissetmek ile başlayın. Kalp atışlarınızı algılayın, kan dolaşımınızı duyumsamaya çaba gösterin, nefesinizin izini takip edin.
  • Duygularınızı paylaşın. Mutlaka bir diğerine aktarmak zorunda değilsiniz ayna karşısına geçin ve kendi kendiniz ile konuşun.
  • Kendinize karşı daima dürüst olun.
  • Kendinizi sevin. Kendi kendinize randevu verin ve ruhunuzun (canınızın) istediği gibi hareket edin.
  • Akşam uyumadan önce gününüzün özetini kısaca gözden geçirin, kendinize teşekkür edin ve şükür edin.
  • Güne başlarken; şükür ile tüm ciğerlerinizi hissedecek kadar güçlü bir nefes alın ve ilk eyleminiz kendinize güzel bir söz söylemek olsun.
  • Sabah yeni uyandığınızda yataktan ayrılmadan avuçlarınızı açın ve avuç içinize olumlu bir ifade yerleştirin: “kendimi çok seviyorum”, “yaşamı aşkla deneyimliyorum”, “ben çok özelim herşeyin en güzelini hak ediyorum”, vb. gibi sonra avuçlarınızı sımsıkı kapatın ve yumruk yapın.
  • Her “an”ı deneyimlerken zihninizle, bedeninizle, duygularınız ile şimdi ve burada olun.
  • “Acı” larınız ile bütünleşmeyi tercih edin. Acılarımız en değerli yol göstericilerimizdir. Acının içerisine doğru yürüyebilme cesareti gösterdiğimizde dönüşür, kendimizin kim olduğunu hatırlarız. En büyük acı nerede ise aradığımız yanıtlar da oradadır, görebiliyor musunuz?

Uzman Psikolog Özge Genlik-  mistikalem.com

info@vestaakademi.com

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ