Tarihe kaydedilmemiş gerçeklerin peşinde

30'a yakın kitap yazan, bugüne kadar çektiği 15 belgesel filmle 20'nin üzerinde film festivaline katılarak ödüller alan akademisyen yönetmen Sedat Cereci, tarihe kaydedilmesi unutulmuş gerçeklerin peşinde koşuyor...

 Tarihe kaydedilmemiş gerçeklerin peşinde
İlginizi çekebilir

ZAMANI BELGELEYEN AKADEMİSYEN: PROF. DR. SEDAT CERECİ

Antakya’da var olan inançların insancıl iletileri ve bu iletiler üzerine kurulan, Antakya’daki medeniyet atmosferini konu edinen “İnsanları İnsanlığa Çağıranlar” adlı belgesel filmle uygarlığın ve barışın filmini çekmeye girişen Prof. Dr. Sedat Cereci, Türkiye’de hem akademik çalışma yapıp hem de uygulamalı üretimleriyle tanınan ender akademisyenlerden...

Doktora çalışmasını belgesel film üzerine yapan Prof. Cereci, bugüne kadar çektiği 15 belgesel filmle 20'nin üzerinde film festivaline katılarak ödüller alan bir yönetmen aynı zamanda.  

Çoğunlukla tarih ve kültür belgeselleri çeken akademisyen, filmlerinin çoğunu 21 yıl görev yaptığı Doğu Anadolu’da çekti ve Türkçe, İngilizce, Arapça, Kürtçe çektiği filmlerde Doğu’yu bambaşka bir yüzüyle yansıttı. Van’da yaşayan Azeri kökenli Küresinliler adlı topluluğun İran’dan Van’a göçleri; Kürt kültüründe Nevroz kutlamaları, Van Türklerinin geleneksel yemeği Tırşik, Mardin’de yaşayan Süryaniler’in Müslümanlarla ilişkileri, Batman ve Siirt yöresinde yaşayan Kürtlerin geleneksel tarihleri gibi etnik konuları fimlerine konu edinen Prof. Cereci’nin, tarihin kaydetmediği veya unutulmuş başka tarihi gerçekleri de filmleri aracılığıyla ortaya çıkardı.

Prof. Dr. Sedat Cereci, mistikalem'in sorularını yanıtladı: 

> Film serüveniniz nasıl başladı?

> Üniversiteyi İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu’nda okudum. O sırada gazetecilik yaptım. Kaydedilip geleceğe aktarılması gereken ne kadar çok konu olduğunu farkettim. Yükseklisans ve doktora eğitimimi Radyo Televizyon Bölümü’nde yaptım. Doktora tez danışmanım Prof. Dr. Selçuk Mülayim’in önerisiyle belgesel film üzerinde çalışmaya karar verdim. Türkiye’de belgesel filmin efsane ustası Suha Arın’ın ve Pembe Candaner’in desteğiyle belgesel filmi kuramsal olarak çalıştım, Suha Arın’ın film çekimlerine katıldım. Doktora çalışmamı tamamladıktan sonra, ilk belgesel filmim olan İstanbul’a Hayat Veren Sular’ı çektim.

> Ne zaman akademik yaşama geçtiniz?

> 1994 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak göreve başladım. Büyülü Van Denizi, Süphan Dağı, Erek Dağı, yaklaşık 3000 yıldır Van’a su taşıyan Urartu su kanalı Şamram ve tertemiz Van halkı bende büyük çağrışımlar yaptı. Bir yandan ders yapıp kitap yazarken bir yandan da film çekmeye başladım. Van Gölü’nde yaşayan tek canlıolan İnci Kefalı, geleneksel Van evi, Van’da Uratu ve Ermenilerden kalma yer altı su kanalları kehrizler ilk filmlerim oldu. Ardından Van’da geceyarısı kutlanan Hıdırellez, Van’ın “Acem” dediği Küresinliler, Van’da yaşayan Kürtlerin Nevroz kutlamaları film konusu oldu. Bitlis’te tandır ekmeğinin yapılışını çektim.

> 21 yıl hep Van’da mı geçti?

> Hayır. Van’da 17 yıl kaldım. Yaşamımın en güzel yıllarıydı. Çok şey öğrendim Doğu’dan. Ve çok şey ürettim. Van’dan sonra Batman Üniversitesi’nde dekanlık yaptım. Orada da çok az bilinen konuları filmle belgeledim. Süryanilerin 1915 yılında Müslümanlarla çatışmalarını, Yörede yaşayan Kürtlerin geleneksel kültürlerini, petrolün bulunmasından Batman şehrinin Midyatlılar tarafından kurulmasını konu edinen filmler çektim. Kürt geleneğini Kürtçe, Batman’ın kuruluşunu Arapça çektim. Süryanileri konu edinen filmde 4 dil birden konuşuluyordu.

> Hep çok kültürlülük vurgusu yapıyorsunuz. Neden?

> Türkiye’nin gerçeği budur. Bu ülke binlerce yıldır çok değişik kültürlere ev sahipliği yapmış, çok değişik uygarlıklardan miras almış bir ülke. Türkiye’de 40 civarında değişik dil konuşuluyor. Bu gerçeği bilim adamı veya belgeselci belgelemeyecekse kim belgeleyecek?

Her yörede farklı bir kültür, farklı gelenekler, farklı lehçeler, farklı güzellikler. Bu kocaman varsıl dünyayı göremiyorsak, ya da görüp de görmezden geliyorsak büyük hata yapıyoruz  demektir. Bunların hepsi görülmeli ve tanınmalı. Bütünlük, birlik, barış ve uygarlık ancak farklılıkları görmek ve tanımakla mümkündür.

> Bir yandan film çekerken bir yandan da kitap yazdınız. Neler yazdınız?

> Şu sıralar 22. kitap baskıda. Hep iletişim yazdım. 2 roman, 2 deneme kitabım var. Onlarda da tema insan ilişkileri, iletişim. İletişimin niteliğinden haber ve röportaja, reklamcılıktan fotoğraf tekniğine hemen her konuya değindim. Belgesel Film, Televizyonda Program Yapımı, Mağaradan Ekrana Görüntünün Öyküsü, Medya Yapımları ve Yapım Teknikleri, Film Yapımı son çıkanlar. Televizyon sosyolojisi baskıda. Kitaplar 30’un üzerinde üniversitede ders kitabı olarak okutuluyor. Biz üniversitede okurken fazla kaynak yoktu. Yükseklisansta çok sıkıntı çektim. Sonra iletişimin kitaplarını yazmaya başladım.

> Artık Antakya’dasınız. Yeni filmler de var mı?

> Olmaz mı? Antakya binlerce yılın kenti. Mezopotamya’nın, Roma’nın, Bizans’ın, Selçuklu’nun, Osmanlı’nın mirasını almış. Her sokak, her ses, her renk bir film konusu. Antakya’nın ev sahipleri Süryaniler, Yahudiler, Ortodokslar, Katolikler, Protestanlar, Ermeniler ve şehrin ortak kültürünü oluşturan Aleviler, Sünniler, Kırgızlar coşkulu bir festivalin şenliğini yaşıyorlar burada. Hiçbir bilim adamı ve hiçbir sanatçı elini kolunu bağlayıp oturamaz Antakya’da. Her an her yer çalışma konusuyla dolu, her şey esin kaynağı.

> “İnsanları İnsanlığa Çağıranlar” filminden söz eder misiniz?

> Bu bir medeniyet filmi. Antakya’nın medeniyet tarihini ve medeniyetin kökenlerini anlatan bir çalışma. Antakya’da yaşayan etnik unsurların kaynaşmasından, Antakya’daki inançların insancıl iletilerinden yola çıkarak Antakya’da kurulan medeniyet atmosferini konu edinen bir film. Antakya halkı binlerce yıldır Süryani, Yahudi, Ermeni, Ortodoks, Katolik, Protestan, Alevi, Sünni kimliklerinden ayrılmadan birlikte yaşayan, yaşamı paylaşan insanlarla oluşmuş bir kent. Dünyanın ilk aydınlatılan caddesi, dünyada bir Hristiyan adına yapılan tekcami Antakya’da. Hristiyan sözcüğü ilk kez Antakya’da kullanılmış, ilk kilise Antakya’da yapılmış. Konstrantinopolis’i yağmalayan Haçlılar bile Antakya’daki birlikteliğe saygı duymuşlar. Buhayranlık uyandıran medeniyet ortamının filmini çekiyorum.

> Herkes belgesel film çekiyor veya belgesel çektiğini iddia ediyor. Bu kadar kolay mı?

> Belgesel film film türleri içinde en zor türlerden birisi. Yapım öncesi aşaması yapım aşamasından daha uzun süren bir çalışma. Bazı belgesel filmlerin araştırma aşamaları yıllar sürer. Konunun uzmanı ve danışman olmadan belgesel film çekilmez. Konu ile ilgili tüm kaynaklar gözden geçirilmeden konu ortaya çıkmaz. Belgesel filmi izledikten sonra izleyicinin aklına takılan sorular varsa, o çalışma eksik olmuştur. Belgesel film çeken bir kişi neredeyse çektiği konunun uzmanı olmuştur. O kadar çok araştırmış, okumuş olması gerekir. Bir film için yüzlerce, binlerce materyal toplanır, dosyalanır, tasnif edilir, değerlendirilir, elenir, konu dupduru ama kapamlı biçimde ortaya konur. Yapım öncesi çalışma yapılmamışsa, o yalnızca magazin filmi olur.

mistikalem.com

Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ