Mehtap Kayaoğlu tüm yazıları

Psikolojik Danışman&Psikoterapist

Sıkıntı nedir? Sıkılınca ne yapmalı?

Sıkıntı kendi başına düşünüldüğünde anlaşılması, kavranması, kavramlaştırılması oldukça zor bir kelimedir. Kişinin ele avuca sığmadığı bir yaşantıyı temsil eder. Herkesin uzaktan bildiği bir kelime olmasına rağmen, yani herkese hitap etmesine rağmen, tekil olarak yaşanır. Yani kişinin kendi başına yaşadığı bir süreç olarak bilinir.

En çok depresyon ve anksiyetenin arkadaşıdır sıkıntı…

…depresyonda daha çok “kendini boşlukta hissetmenin verdiği sıkıntı” yaşanırken, anksiyeteye eşlik eden sıkıntı “içimde bir sıkıntı var… sanki kötü bir şeyler olacak” şeklindeki sıkıntıdır…

…bir de varolma kaygısının oluşturduğu sıkıntı vardır… “can sıkıntısı” şeklinde tabir edilir…

Burada anlatılmayacak kadar uzun ve detaylı bir konu olan sıkıntının günlük yaşamımızdaki yansımalarına geçelim isterseniz.

Türkiye’ye niye daral geldi?

Türkiye’ye daral geldi diye düşünmeye başladım son zamanlarda… niye daral geldi…?

Çünkü sıkıntı, kavramsal bir yer değiştirme yaşayarak daral kelimesine dönüştü… nasıl mı…? Sıkıntı ile baş edemeyince, artık kendisini neyin sıktığını bilemeyince, içindeki sıkılan sesin nereden geldiğini bilemeyince, hiç olmazsa adını bari değiştireyim dedi ülkemizdeki insanlar…!

…çünkü taaa ergenlik yıllarından başlayan ve “Bir şey istiyorum ama, ne isteğimi bilmiyorum…” duygusuyla nasıl baş edebileceğini bilemedi…

Çocukluk döneminin “öteki ile ilişki kurmadaki yetersizliği”, zaman içinde çocukta sıkıntı oluşmasına neden oldu… sıkıntıdan bahsetmek, sıkıntıdan kurtulmak için uğraşmak, sıkıntıyı kavramlaştırmak, sıkıntıyı nesneleştirmek, sıkıntının adını koymak, sıkıntının türünü belirlemek, sıkıntının yönünü tayin etmek, sıkıntının varlığını kabul etmek…vs… işe yaramadı…

…kelimelere dökmek, “öteki”ne aktarmak yeterli olmadı… sıkıntı varolmaya devam etti… üstelik kişinin “kendini varetme” çabasına taş koyarcasına…!

…insan psikolojisi işte…! Önce muhatap değişir… sonra söylem…

…sıkıntıda da böyle olur… önce sıkıntının gerekçeleri değişir… yönü boyutu değişir… sonra da adı… “sıkıntı” gider… ve “daral” gelir…

…ama içerde yaşattığı duygular hep varlığını sürdürür…

Türkiye’ye daral geldi… çünkü Türkiye kendisini darlandıran şeylerle baş etmesini bilmiyor!

Dilerseniz size bazı çareler önereyim sevgili okurlar…

Sıkıntıyı gidermenin en iyi yollarından birisi “öteki”ne başvurmaktır. Yani kişinin kendisi dışında bir nesneye yönelmesidir. (Çocuklar bu konuda çok başarılı bence J durumu net bir biçimde açıklıyorlar… “Anne… benim canım sıkılıyor… ne yapıyımmm??” diye mızmızlanarak, topu annelerine atıyorlar. Çocuğunun canının sıkılmasından endişelenen anne, evladı için bir faaliyet geliştirerek, sıkıntının ortadan kalkmasına yardımcı oluyor.)

Tabii yetişkinlerin bu şekilde kendilerini dile getirmeleri her zaman mümkün olmayabiliyor. Ne yapacaksınız bu durumda…? Sıkıntının varlığı, kimi zaman yalnızca biriyle konuşma gereksinimidir. Tam da bu nedenle sevdiğiniz, sizi anladığına inandığınız bir arkadaşınızla buluşmanız, onunla bir yerlere gitmeniz, sohbet etmeniz, bir şeyler yeyip içmeniz işe yarayan bir yöntemdir. Çünkü sıkıntı bir tür eksikliktir ama neyin eksik olduğunun bilinmemesi halidir. Bu durumda paylaşım, konuşma, sohbet çoğu kez eksilen nesnenin bulunduğu anları temsil eder. Sanki eksik olan bulunmuştur! O anlarda eksik olan aslında “bir kişi”dir. Ama o kişinin “kim” olduğu önemli de değildir J

…yani sıkılınca birileriyle gidin, gezin, sohbet edin dediğimde, aranızdan bazıları “İyi de benim zaten güvenebileceğim bir arkadaşım yok ki…” diye üzülmesin… çünkü seçtiğiniz kişinin çok da güveneceğiniz bir arkadaş olması gerekmiyor… konuştuğunuz konuların da, iç dünyanızdaki en detay konular olması da gerekmiyor…

Psikolojik olarak sıkıntı durumunda, bünyenin ihtiyacı olan şey bir “dış nesne”dir, yani “öteki” dir… yani “sizin dışınızda biri”dir… ama söylediğim gibi kim olduğu o kadar da önemli değildir…! Ve “O”na ulaşıldığında da sıkıntı geçer…

Bazı kişilerse, sıkıntıyı “öteki”ne başvurmadan yok etmenin yolunu arayabilir. Bu durumda öteki yerine, herhangi bir nesne koymaya çalışırlar. Gidip gelip buzdolabının kapağını açanlar… eline her geçeni yiyenler… eğlence endüstrilerinden istifade edenler… çeşitli zararlı maddelere yönelenler…vs. bu grupta yer alıyor. Başkalarıyla değil de kendi çabalarıyla sıkıntısıyla baş etmek isteyenler içinse en iyi yol, eğer yiyecek ve içecekle rahatlıyorlarsa, uzun vadede kendilerine zarar vermeyecek ve kilo alımına yol açmayacak ürün tüketmeleri şeklinde olmalı. Ve bu tür kişiler için en iyi öneri spor aktiviteleri… günün belirli saatlerinde yürüyüş… fiziksel olarak çalışmanızı sağlayacak işler (çeşitli gelişmiş puzzle türleri, hanımlar için örgü ve el sanatları faaliyetleri…vs.)

Kısaca özetlemek gerekirse ve önemli olduğu için tekrar yazayım sevgili okurlar… sıkıntı aslında ötekine olan ihtiyaçtır… bir şey istiyorum ama ne istediğimi bilmiyorum demenin bir yoludur. Tam da bu nedenle ya kendi dışımızdaki kaynaklara başvurarak ya da kendi dışımızda tayin ettiğimiz nesnelere başvurarak bu sıkıntıyı geçirmenin bir yolunu bulmalıyız.

Temelde baktığımızda sıkıntı, insana yapışan, ondan hiç ayrılmayan, dibinden bir yere gitmeyen bir durum değil. Kişinin sadece ne istediğini bilmediği durumlarda yaşadığı bir ruh halini temsil eder.

Eğer bizler, yetiştirilme süreçlerimizde, çocukluk dönemlerimizden itibaren, sıkıntılarla baş edebilecek kapasitede yetiştirilmiş olursak, ülkemize zaman içinde “DARAL” gelmez. Çünkü baş edilen sıkıntı zamanla isim değiştirmek zorunda kalmaz…

Mehtap KAYAOĞLU - Mistikalem.com

Psikolojik Danışman&Psikoterapist

0212 583 00 22
mehtap.kayaoglu@yuzlesme.tv

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ