Saba Melike Belkis Doğar tüm yazıları

Vizyon Tasarımı Danışmanı, Yaşam Enerjisi Rehberi

Ruhun Tanığı Olarak İnsan…

Akaşik Kayıtlarla ilgilenenler bilirler varlığın tarihi insanın tarihinden farklıdır, din kitaplarında anlatılan Adem ve Havva hikayelerinden ya da bilimin anlattığı evrimleşme hikayesinden çok daha eskilere gitmemiz gerekir.

Rudolf Steiner’ın makaleleri der ki: “Bilinen tarih sayesinde insan, önceki çağlarda insanlığın yaşadıklarının ancak küçük bir bölümünü öğrenebilir. Tarihin tanıklığı sadece birkaç bin yıllık bir döneme ışık tutar. Antikçağ bilimi, paleontoloji, jeolojinin bize öğretebilecekleri sınırlıdır. Bu sınırlılığa, güvenilir olmayan, dışsal tanıklığımızı oluşturan bir yığın şeyler de eklenmektedir. Dış duyular dünyasına ait olan herşey zamana yenik düşer. Zaman, zaman içinde oluşmuş olanları dağıtır. Dışsal tarih, zaman içinde korunmuş olanlara bağımlıdır. Zaman içinde meydana gelen herşey, kökenini sonsuzlukta bulur. Sonsuzluk, duyumsal algılara açık değildir. Yine de, sonsuzluğu algılayabilmenin yolları insan açıktır.”

Aslında tarihe yapabildiğimiz tanıklık için bugüne bakmamız yeterli. Aynı olayı dinlediğimiz değişik kaynakların hikayeye kattığı yorumlar ve alıntıların farklılıklarını düşününce binlerce yıl geçmişten gelen bilgilerin sınırlarını ve yorumlanmışlıklarını göz ardı etmek çocuksu bir saflık gibi geliyor insana ya da elle tuttuğuna körü körüne inanca ihtiyaç.

Akaşik Kayıtlar içine girdiğinizde sizi sarmalayan bambaşka bir dünya. Bu sadece insanlığın değil varlığın, var oluşun, evrenin, alemlerin tarihi. Ve sadece bunu bize aktarabilenlerin dili döndüğünce tanımlanmaya çalışılmış bir tasavvur. Bu da bir başka tanıklık ne de olsa…

Kayıtlarda cinsiyetler ayrılmadan önceki son dönem olarak adlandırılan dönemde insan tanımlanmaya çalışılır. Yine Steiner’ın sözleriyle: “O zamanlar beden yumuşak ve bükülebilir bir kütleden oluşuyordu. İrade sonraya kıyasla bu kütle üzerinde çok daha büyük bir güce sahipti. İnsan ebeveyn varlığından ayrıldığında, gerçek anlamda eklemli fakat eksik bir organizma ortaya çıktı. Organların ilerideki gelişimleri ebeveyn varlığın dışında meydana geldi. Tüm bu süre, bir yumurta formundan gün yüzüne çıkma gibi tanımlanabilir ancak sert bir yumurta kabuğu düşünülmemelidir.”

Steiner’ın aktardığı kayıtlarda o zamanın ortamı da detaylı tanımlanır. Bugünkü hava, su ve topraktan bahsedemeyeceğimiz bambaşka şartlar ve bu şartlara uygun gelişen bir varlık. Bizler bugün aura dediğimiz enerji alanlarımızla bu varlığın ilk formunun izlerini hala taşıyoruz.

Fiziksel gelişimin yanı sıra bu varlığın ruhsal da bir gelişim süreci vardı. İnsan ilk dönemlerde maneviyat olmaksızın sadece fiziksel bedeni geliştirmeye çabaladı. Zihinsel faaliyetler devreye girdi, bu varlıkların bazıları daha üst seviyelere çıkabilmek için diğerlerini geride bırakmak zorunda kaldılar ve geride kalanlar diğer yaşam formlarını oluşturdular, zihinden yoksun kalanlar hayvan seviyesine indiler. İnsan gelişirken yeryüzünün yaşam şartları da gelişiyor ve değişiyordu. Ve her gelişim aşamasında, bazıları alt saviyede kalarak geriliyordu.

Steiner diyor ki: “İnsanın ölümsüz kısmı maneviyatıdır. Maneviyatın ne zaman bedene girdiği gösterilmiştir. Bundan önce, maneviyat başka bölgelere aitti. Maneviyat kendini, beden ile sadece, bu sonuncusu belirli bir gelişme düzeyine ulaştığında birleştirebilirdi. İnsan ancak bu birleşmenin nasıl meydana geldiğini tam olarak anladığındadır ki, doğum ile ölümün anlamını sezebilir ve ebedi ruh’un doğasını kavrayabilir.”

Akaşik Kayıtlar aslında bu yolculukta tanık olduğumuzu hatırlatıyor bize.

Bizler ruhlarımızın yolculuğuna birincil ağızdan tanıklık yapabilecek tek kişiyiz. Yaşadıklarımız bir gelişim platformu, ne zaman bunları kişisel almaya başlıyoruz ve tek gerçeklik haline getiriyoruz, ruhun manevi yolculuğunu göz ardı ediyoruz. Bu yaşam ruhun deneyimlemesi gerekenler için bir ortam ve bizler de bedenlerimizle bu deneyim için gereken tüm imkanları sunan evsahipleriyiz. Bu imkanların ruhun deneyimi için kullanılan araçlar olduğunu unutup kişisel kazanç ve kayıplarımız olarak görmeye başladığımızda tanık halinden çıkıp fail oluyoruz, bu sanki bir tiyatroda seyirciyken aniden sahneye çıkıp oyuncu olmaya çalışmak gibi.

Bırakın yaşam size yolculuğu göstersin, siz sadece izlemeye çalışın. Tanık olduğunuzda ve farkındalığınız arttığında yaşamı anlamaya bir adım daha yaklaştığınızı göreceksiniz.

Döngü her tekrarladığında, siz her seferinde yeni bir seviyeden bu yolculuğa devam edersiniz. Bu seviyenin her zaman bir insan bedeni olacağı garantisi yok, insan bedeni bize yolculuğun bu bölümünde verilmiş bir araç, daha derin bir deneyim sağlayabilmemiz için. Bu kadar kıymetli. İnsanın deneyimleyebileceği duyguları ve maneviyatı diğer hiçbir canlı formu deneyimleyemiyor. Varlığın yolculuğunda kullanabileceği eşsiz bir araç.

Ve her beden kendi “hediyeleri” ile geliyor. İngilizcede bir tanım var “gifted”. Doğduğumuz anda bize verilen hediyeleri görebilmek gerek. Gözlerimiz arzu ve isteklerle büyülendiğinde bu hediyeleri görmek bir o kadar zorlaşıyor, hep imrenme ile geçiyor zaman, “Keşke ben buna sahip olsaydım, keşke değişebilseydim”.

Günümüz yaşam tarzı bu isteği o kadar kuvvetlendiriyor ki artık insan kendine tahammülsüz olma noktasında. Beni baştan yarat! Çünkü, ben kendime dayanamıyorum. Çünkü, ben kendimi sevemiyorum. Sevginin olmadığı yerde hiç bir iyilik ve güzellik durmaz. Bizler, bugün kolayca kaybediyor, kolayca hastalanıyor, kolayca yıkılıyoruz.

Hepimiz bu dünyaya hediyelerle geliyoruz. En önemlisi, insan olarak ruhun tanığı olma şansına sahibiz. Yaşanan her duygu ve deneyim sadece bize bir anlam ifade etmeye çalışıyor ve ruh bu bedeni terk ederken detayları hatırlayarak gitmeyecek, belki kelimelerle anlatamayacağımız bir anlamı yeni bir seviyeye gidebilme hazırlığında kullanacak.

Ruhun tanığı olarak insan, önce verilen tüm bu hediyelere teşekkür etmeyi öğrenmeli. Her neye sahipseniz bu sizin yolculukta yardımcınız, ister kullanın ister kullanmayın.

Yaşam, hediyelerini bu kadarı ile sınırlı tutmuyor, her an verebilecek kadar zengin ve cömert, sadece almayı istemek ve sunulanı görmek gerekli.

Almak bizim için, “benim istediğim şekilde, benim istediğim zamanda, benim istediğim şey” kuralı ile sınırlandığında, hediyeyi ıskalamak kaçınılmaz. Bilgisayar oyunlarında ne kadar kolaydır halbuki, önünüze çıkan her hediyeyi alırsınız, bilirsiniz ki ileride bu mutlaka bir işinize yarayacaktır, zihin çok sorgulamaz bile, emindir.

Akaşik Kayıtlardaki atalarımız çok uzun bir yolculuk yaptılar. Bizler çok uzun bir yolculuk yaptık. Yolculuk devam ediyor…

İnsan olarak bu yaşamı deneyimleyebilme mertebesine geldiğimiz ve bu deneyimde bize sunulan her hediyeyi görüp kolayca alabildiğimiz için hepimiz teşekkürlerimizi sunmayı bilmeliyiz… Yaşam en güzel hediyedir…

Saba Melike Belkıs Doğar - Mistikalem.com

intouchlife@gmail.com

https://intouchcoaching.wordpress.com

* Akaşik Kayıtlar için referans Kozmik Hafıza, Rudolf Steiner, Samsara-Dharma Yayınları

* Resimler Alex Grey

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ