Saba Melike Belkis Doğar tüm yazıları

Vizyon Tasarımı Danışmanı, Yaşam Enerjisi Rehberi

Özgürlüğün Uğramadığı Bir Yer

 Bağımlılığın Dünyası

Aslında tek bir kelime ama bakış açısına göre onlarca farklı anlama bürünebiliyor…

Eğitim Terimleri’nde bağımlılık anlamı:

“1- Karşılaşılan sorunları yalnız başına çözmek ve kendine yön seçmek için gerekli yetenekten yoksun olma durumu. 2- Ekonomik ve ruhsal desteğe gereksinme duyma. 3- Kendi kendine yetmezlik.”

Farmakoloji Terimleri’ndebağımlılık anlamı:

“Psikotrop bir maddeyle merkezî sinir sistemi arasındaki etkileşmeden doğan ve maddenin keyif artırıcı psişik etkilerini duyumsamak ve bazen de yokluğunun vereceği huzursuzluktan sakınmak için maddeyi devamlı veya periyodik olarak alma isteği.”

Felsefe Terimleri’nde bağımlılık anlamı:

“Bir başka şeyle koşullu olma, bir başka şeye bağlı olma durumu. 1- Nedensel bağımlılık: Etki ile neden arasındaki bağıntı. 2- Mantıksal bağımlılık: Neden ile sonuç arasındaki bağıntı.”

İstatistik Terimleri’nde bağımlılık anlamı:

“Niceliklerin ya da niteliklerin bağımsız olmaması.”

Ruhbilim Terimleri’nde bağımlılık anlamı:

“Kişinin gereksinme ve isteklerini karşılamakta yetersiz oluşu, karar verme ve işlerini başarmada başkalarından yardım istemesi durumu.”

Toplumbilim Terimleri’nde bağımlılık anlamı:

“Bir kişi, toplumsal küme ya da toplumun siyasal, ekonomik, ekinsel vb. bakımlardan başka kişi, küme ya da toplumların güdüm ve yönetimi altına girmesi durumu.”

Yöntembilim Terimleri’nde bağımlılık anlamı:

“Çoğabilimde, çalışan (etkin) kesim üzerindeki çoğal baskıyı gösteren ve edilgen çoğanın etkin çoğaya oranı olarak bulunan değer.”

Ve nihayetinde Güncel Türkçe Sözlük’te bağımlılık anlamı:

“Bağımlı olma durumu, tabiiyet”

Şimdi bir düşünün… Sizin terimler sözlüğünüzde bu kelime ne ifade ediyor?

Ya da başka bir deyişle… Siz bu kelimeye hangi açıdan bakıyorsunuz?

Durduğunuz yer bakış açınızın merkezi olacaktır.

Konuyla bağlantılı bir başka tanım daha var; madde, yani bağımlı olunan şey. Bunun için diyor ki: “Madde, merkezi sinir sistemi dediğimiz beyin ve bağlantılı alt sistemleri içeren işlevsel yapı üzerinde sahte bir “iyi oluş” hali oluşturan tıp içi ve tıp dışı unsurlardır.”

Evet, bağımlılık tek başına var olamıyor, iki tarafa sahip, birbirini çeken kutupsal bir yapı; birey ve bağlantıda olduğu nesne, durum, konum, kişi, duygu ya da benzeri…

Her ne kadar bu ilişki özgür  -bağımsız- bir iradeyle başlasa da ilerleyen zaman içersinde birey ve nesnesi arasında, aynı ve sürekli bir şekilde kendini tekrarlayan, kopmaz bir ilişki türüne dönüşüyor. Bu noktada artık bu ilişki ismini alıyor; bağımlılık.

Bir ilişki bağımlılık haline geldiğinde bireyin özerkliği ortadan kalkıyor ve birey kendini daha önce yaşamadığı ve yaşam tarzının içerisinde olmayan yeni tür durum ve düşüncelerle buluyor. Zaten ipler sanırım biraz da burada kopuyor, ne zaman ki birey kendisi dışında diğer bir kişi, aile, çevre ve toplumu etkileyen bir süreç başlatıyor bağımlılık bireysel değil çoğulsal bir konu olmaya başlıyor. Böyle olmasa belki de bırakabilirdik kişileri kendi hallerine “tek zararları kendilerine” derdik…

Bırakır mıydık? Zannetmiyorum. İnsan tabiatının özünde “iyilik” var, biz iyi olmadığını düşündüğümüz her durumu değiştirmek için çaba gösteririz. Bunun adı “iyileştirmek”.

Madde kişinin halini değiştirip göreceli bir “iyi oluş” haline sokuyor dedik. Eğer, görecelilik içinde madde kişiyi bu “iyi oluş” haline bize göre olumlu bir durum için sokuyorsa buna itirazımız olmaz. Mesela, ameliyata girecek bir kişinin uyuşturulması bizce “iyi”dir, acıyı hissetmeyecek ve ameliyat sonrasında “iyileşecek”tir. Bunlara ilaç diyoruz. Ancak, görüyoruz ki şimdiki düşünce sistemimizde iyileşmek için de ilaçlara bağımlılığımız var.

İlaçlar insanın duygu, düşünce ve davranışı üzerinde doğrudan etkililer. Bizim genel beklentimiz bunun fizyolojik yapıda olumlu bir değişim olması, yani hastalığı dönüştürerek yapıyı yeniden sağlıklı hale çevirmesi.

Bu duruma “güvenilir koşullar” deniyor İlaç, güvenilir koşullar altında bir dönüşüm yaratır, bu kabul edilebilirdir, hatta beklenen ve arzulanandır. Yine de her ilaç, prospektüsünde uzun bir liste oluşturan “yan etkiler” ile sunulur. Listeye baktığınızda bazen ilacı almak istemezsiniz “güvenilir koşullar” risk altında gibidir. Bu durumda da otoriteye “güven” duyulur. Doktora güveniyorsanız eğer, yan etkilerin değil de faydaların işlevde olacağını umut edersiniz.

Buna “kendi kendini telkin” diyoruz. Kişi herşeyin iyi olacağı konusunda kendini ikna etmeyi başarırsa herşey gerçekten de iyi olma ihtimaline sahip olur.

Bu da “bakış açısı”nı gösteriyor…

Yaşam bakış açılarıyla şekilleniyor. Bazen tuhaf yanlış anlamalar bizi derin sıkıntılara sürükleyebiliyor, yanlış anlama çözümlendiğinde ise yerini alan, derin bir nefesle birlikte olayın mizaha dönüşmesi… Değişen birşey yok, sadece bakış açısı, o kadar.

Bir başka deyişle, yaşamda deneyimlediğimiz birçok şey bize bakış açılarımız vasıtasıyla tanımlanıyor; bazen güzel ve arzulanır bazen de dayanılmaz ve zor gösterilebiliyor…

Bağımlılık, yaşamda çoğunlukla fiziksel bir durum olarak gözlemleniyor, gerçekten de fiziksel dünyada doğduğunuz andan itibaren başlayan bir durum. Bebek yaşayabilmek için diğerlerine bağımlıdır. Anne bağımlılığı bunun en kuvvetli olanıdır. Ebeveynler, çekirdek aile, sosyal çevre yavaş yavaş farklı katmanlarda farklı tipte bağımlılıklar oluştururlar.

Bakış açılarımız farklı olduğu için her birimiz kendimize uygun yorumlarla sınıflandırmamızı yaparız. Bazı çocuklar kolayca mamaya geçerken bazıları memeyi bırakmak istemez. Ortada bir pazarlık söz konusudur. Bu her ne kadar bebeğin anneye bağlılığı gibi gözükse de bu durum içinde annenin de bebeğe bağlılığı vardır. Özetle diyebiliriz ki, her ikisi de birbirlerinden ve aralarında kurulan bu ilk bağdan kopamıyorlar. Bahanemiz ve bağlayıcı maddemiz; süt. Masum ve sevgi dolu bir bağımlılık. Burada ihtiyaç ve istek her iki taraf için de “sevgi”.

Aynı şekilde, belki de bakış açılarımızı gözden geçirsek diğer bağımlılıklarda da gerçek mesajı çözme şansımız olur.

Sigara toplum olarak en rahatsız olduğumuz bağımlılıklardan biri. Evet, sigara sağlığımızı tehdit ediyor, ama bunun ötesinde toplumsal yaşamda dumanı, kokusu ve diğer yönleriyle de bizi rahatsız ediyor.

Sigaranın anlamını çözebilmek için önce “Sigara ne işe yarıyor?” diye sormak gerekli. Birden fazla; ağırlıklı olarak nefes yoluyla ciğerlere çekilen dumanı ya da el ve ağız aracılığıyla kullanımı gibi. Sigara içmek nefesin yanı sıra elleri meşgul etme ihtiyacını, ağız yoluyla keyif alma ihtiyacını karşılayıp, tanıdık bir ritüel aracılığıyla rahatlatıp baskı hissini de azaltmaya yarıyor…

Bugün nefes terapisi dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygınlaşıyor. Nefes terapi gruplarına katılanlar ya da bireysel seans alanlar bilirler, bu çalışmalarda hiç almadığınız kadar derin nefes alırsınız. Size nasıl az ve yetersiz nefes aldığınız anlatılır… Bizler kısa ve kesik nefeslerle yaşıyoruz farkında olmadan. Kısa ve kesik nefesler günlük hayatta bir parçamız haline geldiği için de çok sorgulamıyoruz. Hatta hava kirliliği arttıkça bilinçaltımız daha da daraltıyor nefes alışımızı.

Oysa ki doğarken yaşama derin bir nefes ile başlarız. Ve bu derin nefes bizim yaşam hakkımızı simgeler. Her derin nefes tekrar yaşadığımızı hatırlatır.

Kesik ve kısa nefesler genellikle birşeyden korktuğumuzda yaşadığımız bu duyguya karşı bir savunmadır. Korku içinde kaçarken nefesler kısalır ve kesikleşir, kişi nefessiz kalır kolayca. Biliçaltı ise sürekli yaşamı simgeleyen derin nefesi arzular.

Günlük hayatta derin nefes alabilmek için ne yaptığınız veya neye bağımlı olacağınız sizin tercihinizdir. Sigara derin nefes almayı sağlayan araçlardan biri, inanılmaz geliyor ama öyle. Alınan nefes ile birlikte içe çekilen dumanı düşünürsek bu oldukça mantıksız gözüküyor, değil mi?

Buradaki mantık –yani matıksızlık- bildiğimiz düşünce sistemi için geçerli. Biz batı dünyasında yaşayan kişiler olarak bu dünyanın sunduğu bilgilerin bakış açısına sahibiz. Eğer doğu dünyasının bilgilerine aşina iseniz onlar size yaşamı oluşturan unsurlar ve bunların dengelerinden bahsedecektir. Nasıl güneş sıcaklığı, ışığı ve ısısıyla bize yaşam veriyorsa ateş de aynı şekilde farklı bir ölçekte bunu yapar. Sigara daha küçük ölçekli bir ateştir. Bazı kişilerin bu ateşe ihtiyacı var, bu nedenle bizi çok şaşırtsalar bile sigaranın derin nefesi ve ateşi onlara bir anlamda iyi geliyor.

Peki, neden hastalanıyorlar? Sebebi, yan etkiler ve kendi kendini telkin… Batı dünyasında sigara birçok olumsuz ve kötücül hastalıkla bağdaştırılmıştır, yani bağlanmıştır. Sigara içtiğiniz anda bilinçaltınız bu bilgileri işleve sokar, inancınız ne kadar büyükse size vereceği zarar o kadar büyük olur. Bir yandan kendinize bir “iyilik” yapmaya çalışırken bir yandan kötülük yaparsınız. Tabi ki dumanın uzun süreli kullanımının ciğerleri kirletmesi fiziksel olarak kaçınılmazdır ama bunun sebep olacağı rahatsızlıkların boyutu sizin inanç sisteminizle bağlantılıdır.

Bütün bunları sigara için bir aklama olsun diye söylemiyorum, bunlar sizi kaçamak bir şekilde “evet, iyi olduğuna inanırım ve bana birşey olmaz” düşüncesine itmemeli, inanç sistemi çok karmaşık bir yapı ve neyin işlevde olduğu her zaman size göründüğü gibi olmayabilir.

Amaç asıl neye ihtiyacınız olduğunu bulup -diyelim ki yaşam ateşi- onu “gerçek hal”iyle yaşamınıza dahil etmek. Yaşam ateşi akciğerler ve kalp ile ilgilidir, hüzün ve mutluluk duygularını içerir ve şifasının gerçek doğası sevgidir…

Alkol toplumda dikkat çeken bir başka bağımlılık türü. Yine aynı yöntemle “Alkol ne işe yarıyor?” diye sorarsak karmaşık duygusal rahatsızlıklarla ilgilisini görürüz. İnsanlar aslında alkole bağımlı değiller, yaşama tutunabilmekte gerekli olduğuna inandıkları şeyi onlara verdiğini düşündükleri için alkolü araç olarak kullanıyorlar. Alkol, öncelikle gevşetici etkisiyle kişi için dayanılmaz olan gerginliği geçici olarak rahatlatır, kana karıştığı anda ise şekere dönüşür, bu da sevgi ve şefkat ihtiyaçlarının yerine geçer. Ama belki de en önemlisi kişiyi bir uyuşuluk halinde tutar ki bu da kişiyi hissetmekten korktuğu tüm duygulardan korur. Kısaca, bu bağımlılığın temelinde korku yatmaktadır.

Sigara ile aynı döngüde kişi önce alkol alarak kendine bir iyilik yapar gibi gözükür, gerginliğini ve korkularını rahatlatır ve unutur ama bir yandan da fiziksel sistemine aşırı şeker yükleyerek bedenine zarar vermektedir.

Bağımlılıklar bir taraftan işe yarar gibi gözükürlerken diğer taraftan zarar vermekteler. Köken sebepleri ve karşıladıkları ihtiyaç bulunduğunda kişi zarar veren bu yöntemi bırakabilir ve gerçekten ihtiyacı olan yararı “gerçek kaynak”tan alabilir.

Her tip bağımlılıkta -bu ister bir madde, ister bir kişi, ister bir durum, ister bir duygu olsun-, bağı kesmek için kullanılacak yol aynıdır. Kişinin içinde çatışma yaratan durumu bularak bu çatışmayı ve yarattığı kutupsallığı ortadan kaldırmak. Kutupsallık sizi sürekli iki yana çekiştiren bir durum oluşturur, birini arzular diğerini reddedersiniz ancak, her ikisi de zihninizde var oluğu ve savaştıkları için durum kaçınılmazdır. Ne zaman ki kişi her iki durumun da olma olasılığını kabul eder ancak o zaman özgürleşir… Bu, “yaşama güvenmek”tir.

Alkolün sağladığı görüntüdeki rahatlama “gerçek hal”inde güven duymanın rahatlığıdır.Bu rahatlama ve gevşeme karaciğer ve böbreklerle ilgilidir, öfke ve korku duygularını içerir ve şifasının gerçek doğası yaşamdan alınan keyif ile yaşama duyulan güvendir.

Görünür dünya ve bildiğimiz yaşam şifrelerle konuşmayı seviyor. Fark etmek, anlamak, kavramak ve değişmek için çaba göstermemizi istiyor. Adım adım bu aşamalardan geçtiğinizde önce bakış açınız ardından yaşamınız değişebiliyor ve daha ileriye doğru gelişebiliyor…

Bağımlılık sadece bir anlatım biçimi, her neye bağımlılığınız olursa olsun, bedeniniz size duygularınızı şifreleyerek gösteriyor.

Sağlıklı ve dengeli olmanın ilk adımlarından biri ise kişinin sadece bir insan olduğunu ve buna bağlı olarak insan tabiatının en güzel yönlerinden biri olan –belki de ironik şekilde en zor- duygular hissedebileceğini kabul etmesidir. Her bir duygu bir düşünceyi yönlendirir, bakış açımıza göre de bazen durumu “görmek” bazen “görmemek” isteriz.

Ancak, bütün bunlar olurken yaşam bize sürekli “kendine güven”i anlatır, biz ne istersek isteyelim, ya da istemeyelim, yaşam oradadır, uzanıp ona dokunmamızı bekler…

Bağlanacağınız tek şey yaşam olmalı.

Saba Melike Belkıs Doğar - Mistikalem.com

intouchlife@gmail.com

https://intouchcoaching.wordpress.com

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ