Özge Genlik tüm yazıları

Uzman Psikolog

Öz benliğin, koşullandırılmış benliğe darbesi

İnsan eliyle oluşturulmuş toplumsal bir travma deneyimi yaşadık.

Kayıplarımıza yönelik “üzüntü”, bu tür olayların tekrarlabilme olasılığına karşı “korku”, sorumlulara/yetkililere yönelik “öfke” duyguları içerisindeyiz.

Belki de yaşamış olduğumuz travma, bizleri büyümeye, dünya ile var olan bağlarımızı güçlendirmeye davet ediyor olabilir mi? Öncelikle şuradan başlayalım:

Nedir travma?

Fizyolojik ve psikolojik olarak varoluşumuzun bütünselliğini tehdit eden, yaşam devamlılığımızı tehdit eden, inanç sistemlerimize yönelik tehdit unsurları içeren insan eliyle veya doğal yol ile oluşmuş her türlü unsurdur.

Travma deneyiminin hemen ardından (ilk şok döneminde) görülebilecek

travmatik stress tepkileri:

  • Korku, endişe, suçluluk, pişmanlık, öfke, çaresizlik, panik hissiyatları duyumsama,
  • Konsantrasyon bozuklukları,
  • Olay anını ve olay öncesindeki yaşam deneyimlerini hatırlamada güçlükler

Birçoğumuz ilk şok dönemi reaksiyonlarını deneyimledik. Ancak şu an bedensel ve zihinsel hafızamız travmatik stress tepkileri göstermeye devam ediyor:

  • Sürekli olay hakkında konuşma veya içe kapanıp yaşamdan kendini izole etme,
  • Baş ağrısı, mide bulantısı, göğüs ağrısı gibi psiko-somatik belirtiler,
  • Öfke duygusunu sürekli dışa vurma isteği,
  • Uyku problemleri; gece sık sık uyanma, hiç uyuyamama, sabah uyanmada güçlük çekme vb.
  • Iştah artması veya azalması,
  • Herşeyi ve herkesi yargılama-sorgulama eğiliminde artış,
  • Sürekli olarak tetikte olma hali, her an birşey olacakmış düşüncesiyle tedirgin-huzursuz-güvensiz-gergin hissetme,
  • Herşeyi kontrol etme yönünde aşırı çaba sarf etme
  • Seslere yönelik hassasiyetin artması, hemen tepki verme

 

Yukarıdaki semptomlar herhangi bir travmatik deneyimin ilk şok dönemi atlatıldıktan sonra yaşanabilecek olan fiziksel, duygusal, zihinsel, davranışsal, sosyal tepkilerdir.

 

Siz bu tepkilerinin birini, birkaçını  deneyimliyor veya hiçbirini şu an deneyimlemiyor olabilirsiniz. Her birey eşssizdir. Dolayısı ile herkesin aynı tepkileri, aynı zamanda ve aynı devamlılıkta göstermesi beklenemez.

Yukarıdaki semptomlara eşlik eden alkol ya da benzeri uyuşturucu maddelere yönelik eğilim var ise hemen psikolojik danışmanlık için başvurulmalıdır.

Ayrıca yemek yeme ve uyku problemleri, öfke-huzursuzluk-gerginlik ruh hallerinin  bir (1) ay sürmesi durumunda psikolojik destek talebinde bulunulmalıdır.

Şimdi Ne Yapmalı?

  • Kendinize değer verin ve kendinize inanın, kendinizi dinlemeyi seçin,
  • Duygu ve düşüncelerinizi ailenizle, arkadaşlarınızla, komuşularınız ile paylaşın,
  • Rol devamlılığınızı sağlayın,
  • Kendiniz ile konuşun özellikle her sabah uyandığınızda “nefes aldığınız için şükredin”, akşam yatmadan önce “kendimi seviyorum, şu an güvendeyim, herşey yolunda, sevdiklerim güvende ve iyiler, teşekkür ederim” gibi içinizden ne geliyorsa kendi kendinize konuşmak için zaman ayrırın.
  • Sosyal medya paylaşımlarını sık sık takip etmeyi bir süreliğine bırakın.
  • Kendinize “zaman” ve mekan” tanıyın. Bedeninizin ve zihninizin olanları anlaması ve hazmetmesi için zamana ihtiyacı var.
  • Su en iyi arındırıcıdır; bol bol su için. Mümkün olabildiğince gün içerisinde duş alın.
  • Sessizlik alanları oluşturun, duygularınızı izleyin, resim çizin, şarkı söyleyin, duygularınızı kağıda dökün,
  • Sadece “an”a odaklanın; “ben şimdi ne yapabilirim?” sorusunu kendinize yöneltin,
  • “Yaşamınızda değişmeyen ne/neler var?” sorusuna yanıtlar üretin,
  • Bedensel ve zihinsel gevşeme çalışmaları yapın. Meditasyon uygulamaları, yoga, nefes çalışmaları çok faydalı olacaktır.

Travmanın olumsuz etkileri kadar olumlu yönleri de vardır; en önemli olumlu iki unsuru; kişinin daha önce fark etmediği güçlü yönlerini keşfetmesi ve yaşamını gözden geçirerek yaşam önceliklerini tekrardan yapılandırması.

Yazının en başında acaba bu travma bizleri büyümeye, dünya ile bağlarımızı güçlendirmeye yönelik bir davet sunuyor olabilir mi, demiştim.

Öz benliğimiz, koşullandırılmış benliğimize bir darbe girişiminde bulundu. O kadar süratli gidiyorduk ki, zihinsel boyut ile duygusal boyutun arasındaki mesafeler oldukça çoğalmıştı, sürekli analtik zihin boyutunda takılıp kalmaktan duygular ile düşünceler arasındaki denge bozuldu. Dışarıda gördüğümüz herşey iç dünyamızın bir yansıması ise; bu darbe girişimi bizim kendi kendimize deneyimlettiğimiz bir travmadır. Ve belki de kendimize şu mesajı veriyoruz: YAVAŞLA…

Olaydan sonra en yoğun hakim olan iki duygu “korku” ve “kaygı” oldu. Halbuki şimdiki zamanda korku, kaygı, karamsarlık gibi duygular yoktur sadece mutluluk ve huzur vardır. Bu da bizlerin  geçmişte ve gelecekte yaşamaya çalıştığının en güzel göstergesidir. Olay oldu ve bitti. Şu an güvendeyiz.

Korku hisseden bir birey halen geçmişte; kaygı hisseden ise kendini gelecekte konumlandırmaya çalışıyor.

Korku hissediyorsanız duygularınızı sentezlemeye çalışın, bu korku size ne anlatmaya çalışıyor? Geçmişte halen bitmemiş/tamamlanmamış neler var? Korkunuz ile dialog kurun, korkunuzun size vermek istediği mesajı dinlemeyi seçin.

Kaygı hissediyorsanız konuşmak nafile bir çaba olur. Kaygı duygulanımı konuşarak daha da artacaktır. Bu nedenle kendinize zaman tanıyın, bir süre iç dünyanız ile baş başa kalın, nefesinizi gözlemleyin, düşüncelere kapılıpı gitmeksizin sadece nefesinizi gözlemlemeyi tercih edin.

Şu an deneyimlenen korku ve kaygının temelinde “öz”e güvenmemek bulunuyor. Yaşamın kontrolünün tamamen kendi elinde olduğuna dair bir yanılsama var. Kontrolümüzde ve kontrolümüzde olmayan şeyler var, bunu fark etmeli ardından kabul zeminimize taşımalıyız. Nefes hem kontrolümüzde hem de kontrolümüz dışındadır. Doğduğumuz andan itibaren nefes alıp veriyoruz. Nefesinizi ne kadar durdurabilirsiniz? Belirli bir süre tabi ki. Nefesin tamamen kesilmesi, ruhun fiziksel bedenden ayrılması ve sonsuz yolculuğuna devam etmesi anlamına geliyor yani, ölüm.

Ancak nefes kendi doğasında akarken onu kontrol edebiliriz. Örneğin nefes alışlarımı veya nefes verişlerimi uzatıp kısaltabilirim. Tıpkı yaşam gibi, bizler yaşamın ta kendisiyiz. Zihinsel düşünce akımlarımız ile ağzımızdan dökülen sözcükler ile her an yaratıyoruz. Yarattıklarımızı deneyimliyoruz, deneyimleme kalitesi bize ait; daha derin olabilir ya da daha yüzeysel, tıpkı nefes gibi…

“Öz” e güvenmemek bir başka deyim ile “ölüm” den korkmak. İnsan bilmediği şeyden korkar. Insan ölümden korkuyorsa bu onun yaşamaktan da korktuğu anlamına gelir. Yaşamaktan, duyguları hissetmekten korkmak…Ancak bunu bir fırsata dönüştürmek sizin elinizde, “yaşam—ölüm” boyutlarını bir kez daha mercek altına almak, kendi varoluş potansiyelinizi uyandırmak için biraz içsel çalışma yapmanın oldukça faydası var. 

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ