Saba Melike Belkis Doğar tüm yazıları

Vizyon Tasarımı Danışmanı, Yaşam Enerjisi Rehberi

Noel Baba’dan Mektup var

Noel Baba’ya Mektup…

Her sene yaptıkları gibi 1911 yılının noel arifesinde biri kız diğeri erkek iki kardeş Noel Baba’ya bir mektup yazarlar.

Son derece samimi bir dille kaleme alınan mektup o yıl için istekleri sıralar: oyuncak bir bebek, kapüşonlu bir yağmurluk, bir çift eldiven –burası yanmış okunmuyor– … elma, bir adet altın para ve şekerleme…

Mektup büyük bir itinayla Noel Baba’nın mutlaka uğrayacağı bir yer olan evin şömine bacasının içine, gizli bölmeye bırakılır. O akşam mutlu ve huzurlu yataklarına koşarlar, “Bir an önce sabah olsun!” …

Tabii heyecandan uyku tutarsa, kulakları çatıdan gelecek tıkırtıdadır, belki de Noel Baba arabasıyla şimdi buraya doğru gelmektedir…

2011 yılında yine noel arifesinde şömine bacasında yapılan tamirat esnasında, tam yüz yıl sonra, bir mektup bulunur.

Anlaşılan iki küçük çocuğun yazdığı mektup –ufak birkaç yanık dışında– sanki yeni yazılmış gibi canlı ve sevgi dolu durmaktadır… Yeni yıl için istekler, Noel Baba’ya bol şans dilekleriyle gönderilmiştir…

O gün belki bilmiyorlardı ama Noel Baba’nın gerçekten de şansa ihtiyacı vardı!

Noel Baba’dan Mektuplar…

1920 yılında J.R.R. Tolkien, üç yaşındaki oğlu için Noel Baba’dan gelen bir mektup kaleme  alır… Bundan sonra her yıl bu mektupları diğer çocukları için geleneksel bir şekilde kaleme almaya devam edecektir.

Üstleri karlı ve hayal ürünü bir Kuzey Kutbu posta idaresinin pulları yapıştırılmış olan mektuplar bazen kapının önünde bulunuverir, bazen posta kutusunun içinden çıkar, kimi zaman hediye paketlerinin arasına sıkıştırılmış ya da şöminenin yanı başına bırakılmış olurlardı.

Zaman geçtikçe Kutup Ayısı’yla yalnız yaşayan Noel Baba’nın evi kalabalıklaşır, kar perileri, kızıl yer cüceleri, gulyabaniler, kardan adamlar, in ayıları ve periler hikayelere katılır… Her serüven inanılmaz eğlenceli ve sürükleyicidir. Bütün mektuplar güzel bir noel dileğiyle ve sevgiyle noktalanır…

Ta ki 1943 yılına kadar…

Bu yıldan sonra Noel Baba’dan bir daha mektup alınmaz.

Sebebi her ne idiyse bilemiyoruz, belki dünyanın yaklaştığı savaş yılları artık Noel Baba’nın var olmasını zorlaştırıyor,  belki de çocukların büyümesi Noel Baba’yı gereksiz kılıyordu…

Noel Baba’nın gerçekten de şansa ihtiyacı vardı!

Sadece Noel Baba’nın mı?

Asıl şansa ihtiyacı olan içimizdeki hayal gücü, isteme arzusu, gerçekleşebilir inancı ve masumiyet.

Bizler, zamanla büyüdük, savaşlarla törpülendik, zorluklarla eğitildik, gerçek dünyayı öğretildik.

O dünya o kadar gerçek ki hayallere, masallara, öykülere yer kalmadı.

O dünya o kadar gerçek ki, masumiyet kinayeli bir gülümsemeyle küçümsenir oldu.

O dünya o kadar gerçek ki, gerçekliği dayanılmaz oldu.

İnsan naiftir. Ama bilmez.

Ruhu incedir, kırılgandır. Yine de o kadar dayanıklı ve güçlüdür ki bunu fark etmez.

İnsan içinde hep bir çocuğun yaşadığını görmez.

Noel Baba’ya yazılan mektuplar ona ulaşır mıydı? Noel Baba var mıydı?

Onlarca yüzlerce masalın  kaynağı neydi? Bu öyküleri ilk kim anlatmıştı?

Neden binlerce yıldır insan bütün bunlara vakit harcamıştı? Hikayeleri ve kahramanları yüceltmiş, nesilden nesile akmalarını sağlamıştı?

Neden öyküler vardı?

Neden?

Cevabı bulmak belki önemli. Bunun için size bir öykü anlatabilirim. Ah, evet kolayca bir öykü uydurabilirim. Hatta bi tane daha ve evet isterseniz bir tane daha…

Cevabı bulmak belki de önemli değil. Bunun için de size bir öykü anlatabilirim. Bir tane daha ve yine isterseniz bir tane daha…

İnsan ruhu öyküleri seviyor.

Bugün, bu kadar gerçekleştirdiğimiz dünyamızda hala öykülerle yaşıyoruz.

Mesela siz, her gün kendiniz için bir öykü yazıyorsunuz. Evet, siz yazıyorsunuz. “Nasılsın?” diye soran herkese bir öykü anlatıyorsunuz. Kendi inandığınız öyküyü.

Her gün gazetede, televizyonda size anlatılan öyküleri dinliyorsunuz. Üstelik bugünkü öyküler öyle eskisi gibi kulaktan kulağa değil, gözlerinizle görüp inanacağınız türden.Sonra da hep birlikte inanıyoruz.

Kendi yarattığımız öykülere gerçek adı veriyoruz. Kendi yarattığımız dünyayı değişmez kabul ediyoruz. Gittikçe karamsarlaşıp, gittikçe içinden çıkılmaz bir kutuya hapsoluyoruz. Tek isteğimiz çıkmak, özgür olmak. 

Endişeliyiz, kendimizi kapattığımız kutu –gerçekliğimiz– dünyamız artık bize yuva olmaktan çıktı, sanki bize karşı hareket ediyor. Evimiz dediğimiz bu mekan bizi beslemiyor, güven vermiyor.

Korkuyoruz. Yarından, öbür günden. Geleceğimizden. Hem de sadece kendi geleceğimizden değil, çocuklarımızın ve onların çocuklarının geleceğinden. Bir gün biteceğinden öyle eminiz ki. -Galiba bunu da biri anlatmıştı bir öyküde.- 

Öykü gittikçe dibe çekiyor. Çıkış yolu yok gibi. Kitabın son sayfalarına çevirip birkaç iyi satır okusak belki rahatlayacağız ama kitap bizim elimizde değil ki!

Sahi, bu öyküyü kim anlatıyor? Tanrı mı? Bu onun öyküsü müydü? Belki kitap ondadır?

Unuttuk. Tanrı kitap okumaz, o sadece yazdırır.

Kitabı yazan biziz.

O sensin, o benim…

Sonsuzluk içinde insan sonsuzluğu anlayamayan algısıyla öyküler yazar kendine. Kimi mutlu sonla, kimi mutsuz sonla biter.

Öyküyü yazmak için kelimeleri kullanır, kelimeleri bulmak için zihnini, zihnini çözmek için bilgiyi kullanır.

İnancı unutursa insan, öyküleri asla mutlu sona ulaşmaz. Hayal gücü cenneti de cehennemi de yaratabilir kolayca.

Mutlu son için masumiyet ve sevgi gereklidir ve de inanç… Noel Baba’nın mektuplarını okuyacağını ve dileklerini gerçekleştireceğini düşünen bir çocuğun masumiyeti ve inancı. İçindeki çocuğun masumiyeti ve inancı.

Gerçekleşmeyen bir dilekle hemen küsmemek gerekir hayata. Hayat zaten en büyük hediye değil midir? Yeni bir dilek için her zaman yer vardır.

Evet, artık biliyorsun. Yaşamın öyküsü sensin. İstediğini anlatabilirsin. İnanıyorsan eğer  anlattığın herşey gerçek olur.

Sen ve diğerleri bir araya gelip öykü anlatmaya başladığınızda bu büyük yaşamdır.İnandığınızda anlattığınız herşey gerçekleşecektir.

Ve  bütün bunlar zaten bir öykü ise  şimdi rahatça arkana yaslan… En sevdiğin köşede, en çok sevdiklerinle…

Hadi, çekinme yapabilirsin, artık sen anlatmaya başla… Neredesin? Ne yapıyorsun? Neler oluyor?Anlat…

Biz hepimiz, heyecanla ve merakla seni dinliyoruz. Kelimeleri sen seç. Öyle kelimeler seç ki öykü senin istediğin öykü olsun.

Unutma, her öykü ustası anlatmaya ilk başladığında seninle aynı yerde duruyordu. Yaşam ancak yol aldıkça ustalaştırır insanı. Ustaların öyküleri o kadar güzeldir ki nesilden nesile aktarılır, dilden dile, gönülden gönüle akar, yaşar, yaşatırlar.

Her mektup “sahibine” ulaşması dileğiyle gönderilir, her öykü dinlendikçe kıymetlenir. Yine de yazan bilir ki tüm bunların asıl sahibi kendi içindedir. Biz bütün yaşam öykülerimizi kendi ruhumuzla konuşurken yazarız. 

Artık işi şansa bırakma, çünkü aslında şansa ihtiyacın yok, sadece içindeki çocuğun ruhunla konuşmasına izin ver. En güzel öyküleri dinleyeceğinden emin olabilirsin…

Kuzey Kutbu’ndan,

Noel Baba’dan sevgiler.

Mutlu Yıllar…

Saba Melike Belkıs Doğar - Mistikalem.com

intouchlife@gmail.com

https://intouchcoaching.wordpress.com

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ