İnatla ben böyleyim demek ne kadar doğru?

13 Haziran 2018 Çarşamba
İnatla ben böyleyim demek ne kadar doğru?
İnatla ben böyleyim demek ne kadar doğru?

Esnek Zihin: Betondan Değil, Bambudan Olmak

Sık sık bahsettiğimiz gibi psikolojik olarak Ego insanın benliğine dair gördüğü ve benimsediği her şeyi kapsar. Benim veya benden diye nitelendirdiğimiz nesnelerden ideolojilere, davranışlardan insanlara her bir iri veya ufak olgu, sizin için bizim var oluşumuza dairdir. Ayrıca insan daha çok, muhafaza edendir. Çünkü itkisel olarak hayatta kalmaya ve bekaya programlı bir canlı olması, onu bozmaktan çok yapmaya, yaptıkça çoğalmaya ve yayılmaya iter.

Bu iki olgu birleştiğinde ortaya şu gerçek çıkar: insan egosuna dair bildiği, gördüğü, yaptığı, benimsediği, sevdiği, kendini ait hissettiği her şeyi itkisel olarak muhafaza etmeye çalışır.

Kelimemizden de anlaşılacağı gibi muhafaza etmek, muhafızlık etmektir. İnsan en başta kendi kendisinin bekçisidir. Hem de tehlike altında olduğunu düşündüğü şeyler onun için önemli şeyler ise tahminlerin ötesinde güçlü, cesur, yırtıcı ve yıkıcı bir muhafızdır. Tam bu noktada yanlış şeyleri körü körüne hem de büyük bir yıkıcılıkla muhafaza eden ve sırf bunun için çok daha değerli şeyleri gözden çıkaracak kadar cesur, gözü dönmüş insanlar görürüz.

Çoğu zaman feda etmek istemediğimiz bir şey için kalp kırdığımız, ya da başkalarının değiştiremedikleri zararlı bağımlılıkları yüzünden kalbimizi kırdığı hatta hayatımızı tehdit ettiği durumlarla karşılaşırız hayatta. Oysa teorik olarak işleri o noktaya getiren zıtlık, bu denli abartılacak bir çatışma dahi değildir. İşte bu yüzden, insanın kendisini bilerek muhafaza etmesi gerekir.

Biliyoruz ki dünyada ne soyut olarak ne de somut olarak her şey iyi veya doğru değildir. Bazı şeyler hem bize hem çevremize zararlıdır. Dolayısıyla her-bir-şeyi muhafaza etmeye yönelmek bir yerden sonra insanı daha zor durumlara sokacaktır. Yanlış olduğunu bildiğimiz, ama inatla “ben böyleyim” diye savunduğumuz ve bizden bir parça sandığımız tavırlarımızı, ortadan kaldırmaya, olmadı düzenlemeye, en kötü kritik zamanlarda esnetmeye yanaşmadığımız, malımız-etimiz-canımız olarak kabul ettiğimiz sürece, birilerini veya bir şeyleri kaybetmeye mahkûm oluruz.

Aksini başarabilmenin yolu ise şeylerin aslında bizim malımız değil, seçimimiz olduğunu idrak edebilmekten geçer. Örneğin kırıcı mizaç, bizim malımız değildir. Bizim dünyaya getirdiğimiz bir olgu da değildir. Oluşması için bazı ortamlara, bazı yatkın karakterlere ihtiyaç duyar ve nihayetinde gerçekleşir. Kırıcı mizaç bir kişisel özellik değil bir kimyasal reaksiyondur aslında. Bunu böyle görürsek, istemediğimiz zamanlarda bizde bu reaksiyonu tetikleyen ögeleri keşfedebilir ve tepkimeyi önleyebiliriz.

Emine Tülün Erinç - mistikalem.com

www.zamazihingo.com