Komşusu Edgar Allan Poe'yi anlattı

Mahalledeki komşu teyzenin gözüyle yazılmış bir Edgar Allan Poe biyografisi...

Komşusu Edgar Allan Poe'yi anlattı
İlginizi çekebilir

Küçük Edgar neşeli, hareketli, baş etmesi zor bir çocuktu. Hatta bir gün bakıcısının (büyükannesi) elinden kaçıp yola fırlamıştı. Neredeyse bir atın altında kalıp eziliyordu…”
“(Okul çağlarında) hep neşeli ve eğlenceli bir çocuktu. El şakaları yapmaktan, gizlenerek meyve ve şalgam bahçelerine baskın yapmaktan hoşlanırdı. Bazı arkadaşlarınca çok sevilirken diğerleri ondan uzak durmuş onu sevmemişlerdi… Ama herkes onun zeki olduğunu, eğlenceli ve muziplikte bir numara olduğunu kabul ederdi.”

“Poe ne zaman gülümseyen çekici bir kadın görse aşık olurdu. Çocuksu kahramanlıklarıyla kendi yaşındaki kızları değil de yetişkin ve evli bayanları hedef alırdı.

Bunun sebebi de bu şakacı ve yakışıklı çocuğun hanımlar arasında çok sevilmesiydi.” “(Annesi öldükten sonra 3 yaşındayken) Onu himayesine alıp büyüten Allan’lara çok bağlıydı… Ama gençlik işte, üniversitede yaptığı kumar borcu ve şair olma isteği yüzünden Bay Allan’la arası bozulmuştu, sonunda onun baskılarına isyan edince bavullarını toplayıp evi terk etti… (Tekrar eve döndüğünde) Bay Allan yan taraftaki kapıdan aceleyle salona girip öfkeyle Poe’ya seslenmiş ve hiç duraksamadan cüzdanını fırlatıp onu evden kovmuştu.”

“Şairin ölümünden sonra bazı arkadaşları onun hakkında konuşuyorlardı. Aralarından biri, Poe’nun eşini (kuzeni Virginia) gerçekten sevdiğine inanmıyorum dedi… Diğer bir adam yirmi yedi yaşındaki Poe’nun sokakta birlikte oynayıp boğuştuğu aynı evde abi-kardeş gibi yaşadığı on iki yaşındaki çocuğa (…) ancak bir abi veya kuzen gibi korumacı yaklaşmış olabileceğini söyledi; Virginia’ya bağlılığını sadece böyle bir sevginin açıklayabileceğini düşündüler. Bu iki insanı bir arada tutacak hiçbir düşünce veya karakter benzerliği yoktu… Virginia pek zeki bir insan değildi, Poe, Bayan Mackenzie’ye karısının şiirlerinin yarısını bile okumadığını söylemişti… Çok defa karısını aldattı.”

“Richmond’dan Bay Hewitt aşk hayatına dair çok fazla dedikodu duyduğu Poe’nun “koyu renkli kıvırcık saçları ve büyüleyici gözleri olduğunu, sürekli polo yaka giyerek daima bir şair gibi göründüğünü söylemiştir. Tanınmış bir avukat ise ‘Poe hemcinslerinin kıskanarak adını karalamaya çalıştığı, kadınların ise hayran olduğu biriydi. Kaç kişi onun cazibesine karşı koyabilirdi’ diyordu.”

“Başka bir erkeği etkilemeyecek olan içki Edgar’ı çarpardı… Başka birine birkaç bardağın yaptığı etkiyi Poe bir bardakta yaşıyordu… Aynı özellik kız kardeşinde de vardı. Alkole karşı dayanıksızlıkları genetik olarak geçmiş diyebiliriz ve herkesin bildiği aşırılıklarının sebebini alkole bağlayabiliriz.”

Mahalledeki komşu teyzenin gözüyle yazılmış bir Edgar Allan Poe biyografisine hoş geldiniz!

Aslında kendisi de bir şair ve yazar olan ve Poe ile aynı yerde yaşamış, onunla şahsen de tanışmış Susan ArcherWeiss, ünlü yazarın ölümünden bir süre sonra kaleme aldığı ve 1907 yılında yayınladığı “Edgar Allan Poe’nun Ev Yaşamı” adlı kitabıyla karşınızda. Weiss yazdığı ilginç biyografide, eş, dost, komşular, mahalle sakinleri, okul arkadaşları, bir takım teyzeler ve amcalar gibi Poe’yu görmüş veya tanımış insanlardan topladığı bilgiler, kimi mektuplar ve onun hakkında duyduğu dedikodular ışığında Edgar Allan Poe’nun günlük hayatında nasıl biri olduğunu ortaya koymayı hedefliyor.

Çoğu kulaktan dolma olduğu için pek de güvenilir görünmese de, bilgi veren kaynakların ve yazarın naif anlatımları sayesinde Amerikan edebiyatının en büyük ve en gizemli yazarlarından biri olan Edgar Allan Poe’ya dair daha önce duymadığımız çok şaşırtıcı bilgiler önümüze konuyor. Amacının Poe hakkında yanlış bilinenleri düzeltmek olduğunu söyleyen Weiss, Poe’nun şair ve yazar kişiliğine değil, daha çok özel ve sosyal hayatına odaklanarak yazdığı bu tuhaf biyografiyle tam anlamıyla ezber bozuyor.

EZBER BOZAN BİYOGRAFİ

Yukarıdaki alıntılar ezber bozma konusunda en çarpıcı örneklerden. Zira, okurlarının zihninde ve elbette kalbinde, zayıf ve hastalıklı görüntüsü, yorgun, umutsuz ve melankolik bakışları ve cinayetler, ölümler, dehşet ve korkuyla yüklü yapıtlarına yansıyan ıstırap içindeki karanlık ruhuyla yer etmiş olan bu efsanevi yazarın el şakalarını seven, sevimli, neşeli ve muzip biri olarak görmek, hatta koskoca bir adamken bile uzuneşek oynadığını hayal etmek bir hayli şaşırtıcı.

Bütün dünyanın tuhaf ve gizemli olarak bildiği, kafasında sürekli kaybettiği aşkı Lenore’un hayaliyle kimi zaman meczup bir alkolik olarak oradan oraya gezen kederli bir adam olarak tanıdığı Poe’nun eğlenceli, zeki, çalışkan ve kadınların gönlünü çalan şeytan tüyüne sahip çapkın bir adam olduğunu öğrenmek; her zaman bir beyefendi gibi davranan, iyi dans eden ve çok iyi yüzen bir Poe’yu zihnimizde canlandırmak da tüm ezberleri bozuyor.

Öyle ki Weiss, topladığı bilgiler ışığında yaptığı yorumlarla, “Annabell Lee”, “Lenore,” “Kuzgun” gibi büyüleyici şiirlerinde yitip gitmiş güzel kadının ve kaybettiği büyük aşkın yasını tutan, ıstırap içindeki aşık bir adamın ruhunu en romantik şekilde yansıtan Poe’nun, diğer biyografilerde “hayatının aşkı” diye nitelendirdikleri ve tüberküloz yüzünden 26 yaşında kaybettiği karısı Virginia’ya olan büyük sevgisini bile alaşağı ediyor. Aslında ona aşık olmadığını sadece ona büyük bir sevgi ve şefkat duyduğunu ve bu evliliğin yazarlığına zarar verdiğini iddia ediyor.

Alkol ile sorunlu ilişkisini ise alkole genetik olarak zaafı olduğunu iddia ederek “alkolik” tanımından bir nebze uzaklaştırmaya çalışıyor. Poe’yla birlikte anılan “sokaklarda yatan, şarhoş ve meczup yazar” imgesinin ise onu çekemeyenler tarafından uydurulmuş bir yalandan ibaret olduğunu söylüyor.

BİZ ONU HASTA RUHUYLA SEVDİK

Ancak, bir kısmı pek de inandırıcı gelmeyen ve bildik Edgar Allan Poe efsanesine su kaçıran bu toplama bilgilerin bazıları da tam tersine, ünlü yazarın nasıl bugün bildiğimiz kült yazar haline geldiğini de açıklıyor. Örneğin şöyle yazıyor Weiss: “En korktuğu şey mezarlıklardı… (Çünkü) küçük Edgar siyahi bakıcısıyla akşamları uşakların odasına gidiyor, orada hayaletler ve mezarlıklarla dolu korkunç hikayeler dinliyordu…

Şüphesiz ki aşırı duygusal olunan küçük yaşlarda dinlenen bu hayaletli hikâyeler Poe’nun eserlerinin karakteristiğini oluşturan bu korkunç hayal ürünlerinin ortaya çıkmasında etkili olmuştur… Daima mezarlıklardan uzak dururdu, iskelet ve tabut görmekten nefret ederdi, geceleri sokakta bile tek başına yürüyemezdi çünkü kötü ruhların karanlıkta avlandığına inanırdı.”

Çocukluk arkadaşı John Mackenzie’nin anlattıkları da bütün o dehşet verici öyküleri yazan hastalıklı zihninin nasıl çalıştığına dair bir kanıt niteliğinde: “Poe’nun çocukken en çok korktuğu şey gece kapkaranlık bir odada yalnızken yüzünde buz gibi bir el hissetmek veya alacakaranlıkta uyandırılıp gözlerini kendisine dikmiş bir canavar görmekti.”

Ve elbette üç yaşında annesini, üniversite yıllarında onu evlat edinip büyüten ve bir anne gibi seven Bayan Allen’ı, ergenlik döneminde ilk platonik aşkı olarak kalbine kazıdığı arkadaşının annesi Bayan Stanard’ı (“Lenore” şiirini ona yazdığı söylenir), henüz 13 yaşında bir kızken evlendiği (kendisi ise 27 yaşındaydı) ve özlemini duyduğu büyük sevgiyi ve sıcak aile hayatını sonunda onunla yaşadığı kuzeni Virginia’yı, kısacası hayatında sevdiği tüm kadınları birer birer kaybetmesi, dahası gözlerinin önünde acılar içerisinde kıvranarak ölmelerine şahit olması, ölüme takıntısını, cinayete kurban giden, deliren, katledilen, kaybolan ve de ardından yası tutulup özlenen kadınlarla dolu eserlerini yaratma sebebini açıklıyor.

Poe’nun şiir ve öykülerini satarak hayatını kazanmak için uğraşırken yaşadığı sefaleti, açlığı, parasızlığı da, bir defasında onu bir inşaatta tuğla taşırken gördüğünü söyleyen bir görgü tanığının ifadeleri gibi anektodlarlanet bir şekilde ortaya koyuyor. Virginia’nın ölümünden sonra sürüklendiği, kadınlar, alkol, inişli çıkışlı kariyer ekseninde sağa sola savrulan dengesiz yaşamını da, “tanıdık biri” düşüncesiyle fazla sivriltmeden daha usturuplu (örneğin alkollü bir halde bir çukurda uyuyup kaldığı gibi anlatımları “çekemeyenlerin uydurması” diye yalanlayarak) şekilde okura aktarıyor. Ancak yaşamının son aylarında tanıştığı Poe’nun yeniden evlenme ve hep hayalini kurduğu edebiyat dergisini çıkarma heyecanı içinde, yaşam karşısında asla pes etmemiş bir halde olduğunu söyleyerek bitiriyor.

Nitekim üstünde başka birine ait yırtık pırtık giysilerle bir sokak köşesinde baygın halde bulunduktan birkaç gün sonra yaşamını yitiren Poe’nun bu trajik ölümünün de, kendi karanlık yaşamının bir sonucu değil bir talihsizlik olduğunu söylüyor. Weiss’a göre (ki bu teori geniş çevrelerce de desteklenir) o dönemde adam kaçırıp zorla içki içirerek sarhoş edip farklı yerlerde sahte oylar kullandırtmasıyla tanınan bir çetesinin eline düşerek alkolden zehirlenip ölüyor.

Sözün özü, Susan ArcharWeiss’in hem inandırıcılık, hem içerik, hem de anlatım açısından (çeviriden de kaynaklı olabilir) zaman zaman yetersiz kalan Poe biyografisi, sıkı bir Edgar Allan Poe portresi ortaya koymaktan aciz olsa da, çok daha “içerden” ve samimi gözlemlerle başka biyografilerde bulamayacağımız ayrıntılı ve şaşırtıcı bilgileri önümüze koyarak meraklı okurlar için ilginç bir kaynak olmayı başarıyor.

Ama Poe’yu dünyanın en kült yazarlarından biri, karanlık ve gizemli olaylar, ölümler ve kayıplarla dolu talihsiz bir hayat sürmüş yalnız bir adam, alkolik, dengesiz, saplantılı ve yitik bir ruh, melankolik bir aşık, sokaklarda yatan bir meczup, karanlık dehlizlere uzanan zihniyle insanları ürküten kasvetli bir adam olarak gören, ve onu bir deli dahi olarak seven tutkunları içinpek de cazip değil.

Onu “Çağımızın en güçlü yazarı” diye niteleyen Baudelaire’in “Sarhoş, yoksul, ezik, dışlanmış Edgar Allan Poe, dingin ve erdemli Goethe’den ya da Walter Scott’dan çok daha fazla hoşuma gidiyor. O ve onun gibi özel yapıdaki adamlar için şöyle diyeceğim: Bizler adına acı çektiler” sözleriyle hemfikir olan koyu Poe fanatikleri, efsaneye su kaçıran bu biyografiyi hiç okumasın daha iyi.

GOTİK EDEBİYATIN ÜRPERTEN YAZARI

ABD’nin ilk kısa öykü yazarlarından olan Edgar Allan Poe, gotik edebiyatın ve kısa öykünün kurucusu, modern anlamda korku, gerilim ve polisiye türlerinin öncüsüdür. Dehşeti, korkuyu, insanın içindeki sırları, kötülüğü, çaresizliği en çarpıcı şekilde anlatmayı başaran öyküleri ile edebiyat dünyasına damgasını vuran Poe’nun bugün hâlâ heyecanla okunmasının sırrı eserlerinde hayatın ve insanların içinde var olan karanlık yönlerini, korku ve endişeleri dile getirebilme başarısıdır. “Morgue Sokağı Cinayeti”, “Usher Evinin Çöküşü”, “Altın Böcek”, “Kızıl Ölümün Maskesi” gibi çarpıcı öykülere imza atan Edgar Allen Poe’nun tüm öyküleri geçen aylarda İletişim Yayınları tarafından iki cilt olarak yayınlandı. Hasan Fehmi Nemli’nin özenli çevirisiyle yayınlanan ve öyküleri, “Dehşet Öyküleri”, “Gizemli Öyküler ve Dedektif Öyküleri”, “Politik ve Edebi Taşlamalar”, “Mizah ve Yergi”, “Fantezi ve Uçuş“, “Keşif ve Serüven” ve “Büyülü Doğa” başlıkları altında toplayan kitap, öykülere dair verdiği bilgiler sayesinde Poe’nun yaşamına ve zihnine da ışık tutuyor. Kaçırılmayacak bir çalışma.

EDGAR ALLEN POE TUHAF YAŞADI TUHAF ÖLDÜ

Edgar Allan Poe, 1809’da Boston’da dünyaya geldi. Doğduktan bir yıl sonra babası evi terk etti. Ertesi yıl annesi veremden öldü ve Richmond, Virginia’dan İskoç tütün tüccarı John Allan ve eşi kendisini yanına aldı. Ortanca adı Allan buradan gelir. Kumar borçları yüzünden manevi babasıyla arası açıldı.

Önce orduya, ardından West Point askeri okuluna yazılan Poe, askerliğin kendisine göre olmadığını anlayınca okulu bıraktı ve yazarlık için kolları sıvadı. 1827’de ilk şiir kitabı ‘Tamerlane and Other Poems’i yayınladı, yazarlık kariyeri 1832’de Saturday Courrier gazetesinde basılan beş öyküyle ve 1833’te Baltimore Saturday Visiter tarafından düzenlenen yarışmada “MS. Found in a Bottle (Şişede Bulunan Elyazması)” adlı öyküsüyle birinciliği kazanmasıyla devam etti. En büyük şöhretiyse eleştirmenlertarafından çok beğenilen ‘Kuzgun (Raven)’ şiiriyle kazandı. 1835’te kendinden 14 yaş küçük kuzeni Virginia E. Clemm ile evlenen Poe, yazarlıktan başka işten para kazanmayı reddetmiş, yaşamı boyunca maddi sıkıntılar çekmiştir.

Genç yaşta kaybettiği karısının ardından, alkolik olan ve dengesiz bir hayat süren Poe, 1849’da, sokakta üstü başı yırtık ve kendinden geçmiş bir halde bulunduktan dört gün sonra 40 yaşında öldü.

MİNE AKVERDİ DENKTAŞ - VATAN KİTAP

Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ