Saba Melike Belkis Doğar tüm yazıları

Vizyon Tasarımı Danışmanı, Yaşam Enerjisi Rehberi

Kimdir o üçüncü hep yanında yürüyen?

“Who is the third who walks always beside you?

When I count, there are only you and I together

But when I look ahead, up the white road

There is always another one walking beside you,

Gliding wrapt in a brown mantle, hooded

I do not know whether a man or a woman

–But who is that on the other side of you?”

TS Eliot’un çok sevdiğim bir şiirinden “Wasteland” yani “Çorak Ülke”… Beşinci bölümü “Gök Gürültüsünün Dediklerinde” der ki…

“Kimdir o üçüncü, hep yanında yürüyen?

Saydığımda bir sen varsın, bir de ben

Ama ne zaman uzayıp giden beyaz yola baksam

Birisi daha var daima yanında yürüyen

Akıyor sanki boz harmanisiyle, kukuletalı,

Bilmem erkek mi, kadın mı

– Ama kimdir o öbür yanında yürüyen?”

Gök Gürültüsü eski inanışlarda Tanrı’nın sesiydi, insan Tanrı’yı gök gürlemesinde duyardı. Gök gürlemesi, bir uyanış sesi gibiydi, korku salardı yüreklere… Sor kendine der gibiydi “Nereye gidiyorsun?”

“… uzayıp giden beyaz yola baksam…”

Ve çözülemeyen bir gizem “Kimdir o üçüncü hep yanında yürüyen?”

Oysa görünüşte biz yalnız yürüyoruz, evet bir ikinci var yanımızda bize eşlik eden, değişken, bugün sevdiklerimiz yarın belki başka birileri… Biri daha var lakin görmüyoruz, yine de yanımızda yürüyor bizimle.

Yaşam ötesinde gelen bir kimlik, yaşamla birlikte yürüyen… Bu belki de bir hatırlatıcı, yarına kiminle birlikte yürüdüğümüzü hatırlatıyor. Ve gök gürlemesinin sesi korku salıyor yüreklere… Yine de tüm cesaretinizi toplayıp, korkuyu ve bu tabloyu bir kenara koyun. Çok uzun süredir korkuyla yaşadınız, artık biraz rahatlama zamanı.

Şimdi, uzayıp giden beyaz yola bir bakın, sizin geleceğiniz. Yol bembeyaz, sizin hayal gücünüzü bekliyor, gelecek henüz şekillenmemiş. Sadece durduğunuz ve bir adım attığınızda basacağınız yer ile biraz ötesi sizin için net.

“Ne kadar uzağı görebiliyorsunuz?”

Sisli ve yağmurlu bir havada görüş mesafesi kısalır, yaşamınız göreceli kapalı bir hava içindeyse sizinki de muhtemelen kısadır. Hava güneşli ve açıksa o kısacık görüş mesafesi birden kilometrelerce uzayabilir, boğazın bir yakasından bakıp karşı yakadaki evlerin pencerelerini seyrettiğinizi düşünün. Gördüğünüz her bir detay size ayrı bir öykü yazdırabilir.

Gelecek ileriye baktığınızda şekilleniyor. Gözlerinizi en uzağa dikip orayı görebilmenizi istiyor…

Bu bir beceri… Modern yaşamın dışında, Moğolistan’da avcılar avlanmak için kartalların yardımını alıyorlar, kartalın gözleri insanın gözlerinden daha keskin ve baktığınızda henüz netleştiremediğiniz bir noktada seçemediğiniz bir avı kolayca takip edebiliyor. “Onlar olmasaydı, dağlarda yaşayamazdık” diyor Moğollar. İleriyi görmek bazen yaşam demek olabiliyor…

Siz modern toplum içinde görünüşte bir “hayatta kalma savaşında” olmasanız bile aslında kurallar hiç değişmiyor. Yaşamda ileriyi görmeniz gerek ve görüşünüzü netleştirmeniz. Ancak, ihtiyaç bu olsa da gerçekte yaşadığınız her zaman bu olmuyor.

İhtiyaç nasıl giderilmeli?… Ne zaman ki kendinizi kaybolmuş hissediyorsunuz ve etrafınızı bir sis kaplıyor, durun… durun ve sezgileriniz açın. Eğer sisin ortasında duygularınıza verirseniz gemleri kaybolmanız içten bile değil. Korku, endişe, üzüntü, öfke sizi kolayca yoldan çıkarabilir.

Görüşünüz net değilse sezgilerinizi dinleyin, onlar size yine duyularınız yardımıyla gelecekler. Duyularınızın onları algılayabilmesi için de duygularınızı yatıştırmanız ve sakinleştirmeniz gerek. Kalbiniz ve zihniniz onlarca gürültü ile doluyken duyamazsınız.

Sessizlik…

Sadece dinleyin, size tekrar edilen ne? Bir sonraki adım ne olmalı?

Merak etmeyin bu bir sanat, hem de öğrenmesi en keyifli olanlardan biri. Ve eminim siz bunu zaten daha önce deneyimlediniz, içinizden gelen sesi duydunuz ya da tesadüf dediğiniz tekrarlanan rastlantılar dikkatinizi çekti… Peki, ya yanlış yorumladıysanız? Endişelenmeyin, dedim ya, bu bir sanat ve ustalaşmak için kullanmanızı bekliyor.

Doğaya geri döndüğünüzde sezgilerinize duyduğunuz ihtiyaç artıyor. Modern şehir yaşamının -yine göreceli- güven alanı biraz da otomatiğe bağlanmış bir yaşam tarzı sunuyor insana. Herşey sizin için kolaylaştırılmış ve önceden düşünülmüş. Çoktandır, uzmanlığı olmayan konularda başvurabileceği onlarca danışmanla, kapasitesinin çok altında yaşamaya alışmış insan.

Zamanın adımlarını geriye doğru takip edip atalarınızla buluştuğunuzda bambaşka bir güç görüyorsunuz. İnsanın en yalın haliyle içindeki inanç ve kudreti.

Bugün hala doğanın bir parçası olarak yaşayan toplumlar atalarına teşekkür ediyorlar. En zorlu şartlarda hayatta kalabilmeyi beceren bu güce şükranlarını sunuyorlar… Dağ insanları ilk kartalı kendileri için bir güç hayvanına çeviren atalarının mirasını gururla taşıyor ve yeni nesile aktarıyor. Orman insanları tehlikelerle dolu zorlu bir çevreyi kendilerine güvenli bir ev haline çeviriyor… Atalar saygıyla anılıyor…

“Kimdir o üçüncü hep yanında yürüyen?”

Göremediğin ama seni yaşamda takip eden yaşam ötesi bu kişi kim?

Olduğunuz yerde durun ve yanınıza bakın, gördüğünüz sadece boşluk mu?

Gözleriniz kapayın ve hayal edin, anne babanızı, onların anne babalarını, ve onların anne babalarını… buradan ötesi gizemli. Hiç görmediğiniz belki de hikayelerini bile bilmediğiniz kişiler. Sizin atalarınız. Geriye gidebilirsiniz ve inanın geriye gittikçe kalabalıklaşacak. Hem de çok kalabalık. Bugün sizi yaşama getiren zincir çok uzaklarda örülmeye başladı…

Gözleriniz kapalı, hissedin, bakmanıza gerek yok, onları göremezsiniz ama enerjilerini hissedebilirsiniz. Onlar size yaşam verdiler. Ve sizin yaşamınızda destek olmak için sizinle birlikte yürüyorlar.

Bu güç çok etkileyici. Sizin kim olduğunuzu hatırlamanızı bekliyor…

Artık bizler kendimize ve bugüne o kadar odaklandık ki yarın yaşlanacağımızı düşünmek bile istemiyoruz. Teknoloji ve modern bilimden bizi daha uzun yaşatması ve hep genç göstermesi için çareler bekliyoruz. Yaşamın döngüsü ise hala değişmedi. Hepimiz sırayla her bir fazı yaşayacağız. Eğer yarın hatırlanmak ve saygı duyulmak istiyorsak bugün hala yanımızdaki ve gücüyle arkamızdakilere saygı ve sevgi duymalıyız.

Çin’in kadim bilgisi feng shui yaşayanların evleri için kullanılmadan önce ölü evleri için kullanıldı, amaç ataları rahat ettirerek bugünkü nesilin yaşamına bolluk ve bereket davet etmek. Belki artık bu düşünce bir lüks gibi gözükebilir yine de saygı ve sevgi için dışarıda bir mekan yaratamasanız bile zihniniz ve kalbinizde bu yeri yaratmanız kolay. Onlar sizin için yapabileceklerinin en iyisini yaptılar ve verebileceklerinin en iyisini verdiler. Bize verdikleri en değerli armağan için teşekkür edebiliriz: yaşam.

“Siz ne kadar uzağı görebiliyorsunuz?” demiştim…

Geçmiş geleceğin aynasıdır, geleceğinizi şekillendirmek için geçmişinizi kullanın… Yakın geçmişe, kendi hayat hikayeniz içinde bildiğiniz geçmişinize bakıp yarınınıza yön verin. Ve uzak geçmişle kuracağınız bağ ile destek alın, görüşünüzün net olmadığı zamanlarda size yol göstermelerine izin verin.

Şiirinin sonunda Gök Gürültüsü konuşur ve der ki…

“Datta. Dayadhvam. Damyata.”

Ver. Karşındakini anla. Denetle.

“Shantih Shantih Shantih”

Barış Barış Barış

Yaşam zincirindeki halka olarak varlığınızı güçlendirin, siz geçmiş ve geleceğin arasındaki köprüsünüz ve inanın size güveniyorlar, siz de kendinize güvenin. Kalbinizde sevgi, saygı, hoşgörü ve affedicilik olsun.

* Dağ resimleri ve Timothy Allen‘ın diğer çalışmaları içinhttp://humanplanet.com/timothyallen/

Belgesel için BBC 

 

Saba Melike Belkıs Doğar - Mistikalem.com

intouchlife@gmail.com

https://intouchcoaching.wordpress.com

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ