Saba Melike Belkis Doğar tüm yazıları

Vizyon Tasarımı Danışmanı, Yaşam Enerjisi Rehberi

Kendini Sev

İnsan ne kadar kırılgan ve ne kadar dayanıklı.

Bütün bir hayatın özeti hangi cümle olurdu? Ruhun tüm yaralarını o cümlenin panzehiri mi iyileştiriyor?

Öyleyse herkes için sevgi dilerim, çünkü tek panzehir bu…

“Çocuğun annesi mi yokmuş?” diye sordu.

“Olmaz olur mu! Herkesin bir annesi ve babası vardır! Aksi taktirde bir bebek dünyaya gelemez.”

“Ama o yok dedi…”

“Annesi bırakmış, henüz bir bebekken.”

“O zaman kim büyütmüş bebeği? Babası mı?”

“Belki biraz babası ama babası çok üzgünmüş, çünkü onun da bir karısı yokmuş.”

“Kim o zaman?”

“Mahalle” diye yanıtladı, kısaca.

“Mahalle annesiz bir çocuğu her zaman sahiplenir.”

Bu hikayeyi dinlediğimde önce anlamadım, mahalle nasıl anne olabilir ki? Tabii ki, mahalledekiler yardım etmişlerdir, sahiplenmişlerdir de… ama anne olmak, nasıl olabilir?

O zaman sordum: “Biz ne ile büyürüz?”

Vücudu beslemek gerekir, bebek için anne sütü ama, anne sütü yoksa da bebek büyür. Gıdalar bedeni besler.

Peki ya, ruhu? Yaşamı ne verir? Yaşamın devam etmesini ne sağlar?

Çok da zor olmasa gerek bu sorunun yanıtı… sevgi. Sevildiğini hisseden canlanır ve yaşamaya başlar.

O halde sevmekle başlamak gerek. Yaşama tutunmak içinse önce kendini sevmek gerek.

Bir kitap (*) aldım geçen gün, diyor ki…

“Kendini lanetleme. O kadar çok lanetlendin ki, üstelik hepsini kabullendin. Şimdi kendine zarar veriyorsun. Kimse kendini yeterince değerli bulmuyor, Tanrı’nın yarattığı bir güzellik olarak görmüyor; hiç kimse kendine ihtiyaç olduğunu düşünmüyor.Bunlar zehirli fikirler, ama sen zehirlenmişsin. İnsanlık karanlık bir kendini lanetleme bulutunun altında yaşamakta uzun zamandır. Kendini suçlarsan nasıl gelişirsin? Nasıl olgunlaşabilirsin? Ve eğer kendini lanetlersen varoluşa nasıl tapabilirsin? Varoluşun kendi içindeki parçasını sevmiyorsan başkalarınınkini de sevemezsin; bu imkansız olur.

..diyorlar ki “başkalarını sev”. Şimdi o sevgi plastik, sentetik, sahte bir gösteriden ibaret olacak. Diyorlar ki, “insanlığı, ana yurdunu, ülkeni, hayatı, varoluşu sev”. Büyük laflar, ama tamamen anlamsız. Sen hiç insanlık ile karşılaştın mı? Hep insanlarla karşılaşıyorsun- ve ilk karşılaştığın insanı lanetliyorsun, o da sensin.

Dünyadaki en büyük mucize senin olman, benim olmam. Olmak en büyük mucize. Kim çirkin bir yüze bakmak ister ve kim çirkin bir varlığın içine girmek ister? Kim kendi çamuruna batmak ve kendi karanlığına dalmak ister? Sen kendini cehennem gibi görürsen kendi içine girmek ister misin? Her şeyi güzel çiçeklerle örtmeye çalışırsın ve kendinden kaçıp durursun.

O yüzden insanlar devamlı etraflarında başkalarını istiyorlar. Kendi kendileriyle kalamıyorlar; başkalarıyla olmak istiyorlar. İnsanlar ne tür olursa olsun eş-dost peşindeler; kendilerinden kaçabildikleri sürece herşey olabilir. Üç saat sinemada oturup saçma sapan bir filmi seyredebiliyorlar. Sırf kendilerini meşgul etmek adına aynı gazeteyi evire çevire okuyup duruyorlar. Zaman öldürmek için iskambil ve satranç oynuyorlar- sanki çok bol vakitleri varmış gibi!

Fazla vaktimiz yok bizim, gelişmek, var olmak, keyif almak için yeterli zamanımız yok…

… İlk adım: Kendini sev ve seyret- bugün, yarın ve her zaman.

Kendi çevrende sevgi dolu bir enerji yarat. Bedenini sev. Beynini sev. Tüm organizmanı, tüm mekanizmanı sev. “Sevgi” olduğu gibi kabullenmek anlamına geliyor. Bastırmaya çalışma. Birşeyden nefret ettiğimizde bastırmaya çalışırız, bir şeylere karşıysak bastırırız. Baskı altına alma, çünkü bastırırsan nasıl izleyeceksin? Ayrıca düşmanla gözgöze gelmekten hoşlanmayız; ancak sevdiklerimizin gözlerinin içine bakabiliriz. Kendini sevmiyorsan kendi gözlerinin içine, kendi yüzüne, kendi gerçeğine bakamazsın.”*

….

“Bebek çok çirkinmiş mahalleye geldiğinde, o kadar aç kalmış ki karnı kocaman şişmiş, derisinin rengi kararmış.”

“Evet, yaşamak için kendini sevmeye ihtiyacı var.”

“Peki nasıl sevecek kendini? Çok küçük… kendini tanımıyor bile?! Hem annenin bıraktığı bir bebek sormaz mı kendine “beni neden sevmedi, herhalde çok kötü birşey yapmış olmalıyım” diye?”

“Sorar, ama şimdi mahalle onun annesi…” dedi.

Ve devam etti: “Mahalle onu sevecek ve o bebek yaşamak isteyecek. Kural bu: sevildiğinde yaşama bağlanırsın ve ruhun tüm yaraları iyileşir. Hem her insan sevgi tohumu ile doğar, sadece besleyecek toprak, su ve havaya ihtiyaç var.”

“Peki, sonra ne olmuş? Yaşadı mı bebek?”

“Evet, ve yaşam verdi…”

…..

 

İnsan ne kadar kırılgan ve ne kadar dayanıklı…. İyileşmekse bu kadar zor ve bu kadar kolay.

İçindeki tüm suçlamalara, kırgınlıklara, üzüntülere ve öfkeye bak. Artık savaş açmaya gerek yok. Bugüne kadar savaşarak yeterince hastalandın, hırpalandın ve yoruldun. Yeni doğmuş o bebek aslında yaşam savaşı vermedi, yaşamla barış yaptı ve sevgiyi hissetti.

Şimdi, sıra sende…

* Osho “Aşk, özgürlük ve tek başınalık”

Saba Melike Belkıs Doğar - Mistikalem.com

intouchlife@gmail.com

https://intouchcoaching.wordpress.com

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ