Ali Rıza Bayzan tüm yazıları

Eğitimci Yazar

Kendini Geliştirme Kılavuzu

Kendinden şikâyet eden insanların sayısı hiç de az değil. Örneğin kimi insanlar “iç-merkezlidir”; çevre ne derse desin kendi bildiğini okur. Kimi insanlar ise “dış-merkezlidir”; kendi ne isterse istesin çevresinin dediğini yapar.

İç-merkezli olmak da dış-merkezli olmak da sorun doğurur. İç-merkezli insanlar, çevresi tarafından sevilmezler, bencillikle suçlanırlar. Dış-merkezli insanlar da hep çevrelerini memnun etmekle uğraştıkları için kendilerini memnun edemezler. Hâlbuki iç ve dış arasında bir denge kurmak ve denge-merkezli olmak da mümkündür.

Bunun için kendini değiştirmek isteyen insanların sayısı az değil. Sorun burada değişimin nasıl ve ne şekilde gerçekleşeceği üzerinde toplanıyor. Birazdan bunu ele alacağız. Ama önce"kendilik" ne demektir, bunun üzerinde durmalıyız.

İnsan doğuştan bir benliğe sahiptir, ancak bu benlik henüz hamur biçimindedir. Çocuk yaşta bu benlik çevremiz tarafından büyük ölçüde bir kalıba sokulur. Biçimsiz hamurun kek kalıbında şekil alması gibi. Üstelik bir de fırınlanma aşaması var. Fırından çıkan kek, kalıbından çıkartılsa bile kalıbın biçimini taşır. İnsan da böyledir, çevrenin "şöyle yap, böyle yapma" gibi komutlarından oluşan kalıpları zamanla özümseriz; özümsediğimiz kalıpları çokça tekrarlayarak pekiştiririz (pişiririz). Bu yönüyle biraz da Terminatör'e, Robokop'a benzeriz. Onların davranış kalıpları, kendilerine yüklenen programdır. Biz de çevremiz tarafından programlanıyoruz, bizim programlarımıza da gündelik dilde "alışkanlık" adını veriyoruz.

Alışkanlıklar sıkça tekrarlandığı için adeta otomatikleşen davranışlardır. Otomatikleşme, bilincin devre dışı kalmış olması anlamına da gelmektedir. “Zevkler ve renkler tartışılmaz.” derken aslında tam da bunu anlatıyoruz. Zevklerimizi ve renklerimizi tartışamayız; çünkü onları aklımızı kullanarak öğrenmedik. Onları otomatiğe bağlı olarak kullanırız.

Eğer zevklerimiz bize ve çevremize bir sorun çıkarmıyorsa mesele yok. Yok, eğer zevklerimiz/alışkanlıklarımız sorun çıkarıyorsa, bunlar genlerimizden gelmiyor, Allah vergisi de değil; öyleyse değiştir gitsin.

"Kendilik" dediğimiz şey, aslında daha çok alışkanlıklarımızın bir toplamıdır. Alışkanlıklar daha çok çevremizin bize yüklediği programlar olduğuna göre "kendilik" dediğimiz şey de daha çok çevremizin ürünüdür. Kendilik doğuştan getirilmediğine göre yıkılıp yeniden inşa edilebilir. Kendiliğin yeniden inşa edilmesine, "kendini değiştirme" adını veriyoruz.

Kendini değiştirmeyi hararetle isteyenlerin sayısının hiç de az olmadığını belirtmiştik. Ama istemek yetmiyor. Çünkü kendiliğimizi yeniden yapılandırma sürecinde modellere ihtiyaç vardır, bu bir. Model derken, tarzını beğendiğiniz davranış ve kanaat önderi diyebileceğimiz kimseleri kastediyoruz. Ancak seçtiğiniz modeller gerçekten örnek alabileceğiniz kimseler olmalıdır; ütopik örnekler seçmek anlamlı değildir. Bunun için kendi potansiyellerinizi ve çevresel imkânlarınızı hesaba katmalısınız. Değişim ve gelişim sürecinize bağlı olarak kendinize yeni modeller atayabilirsiniz. İkincisi, bir davranışı alışkanlığa dönüştürebilmek için kim bilir ne kadar tekrar yapmışızdır. Öyleyse kendini değiştirmek için istekli olmak, gerekli olmakla birlikte yeterli değildir.

Ezcümle kendini değiştirmek için bir yol gösterici olması gerekir. Artı alışkanlıklarımıza karşı savaş açmamız gerekir. Ama nasıl? En basit davranış kalıplarımızdan başlamak avantajlıdır. Örneğin saç modelimizi, yatıp kalkma saatlerinizi... değiştirebilirsiniz. Yavaş yavaş bu farklılaşmanın sizi alışkanlıkların tutsaklığından kurtarmaya başladığını fark edeceksiniz. Ama dediğimiz gibi yavaş yavaş. Buna diplomaside salam taktiği denir; tavizi azar azar koparırsanız hissettirmezsiniz. Bu taktiği kendinize karşı da uygulayabilirsiniz.

Alışkanlıkların tutsaklığından kurtulmak için sıra dışı deneyimler de önemlidir. Sıra dışından kastımız alışkanlıklarınızdan farklı şeylerdir. En basitinden bir gece sabaha kadar gökyüzünü seyretmek bile olabilir bu sıra dışı deneyim. Örnekleri artırmaya gerek yok; herkesin sıra dışı, alışkanlık dairesine bağlıdır, bu dairenin dışına çıkmalıdır kendini değiştirmek isteyen.

Kendini değiştirmeye kalktığınızda hem içinizden hem de yakın çevrenizden itiraz gelir. İçinizden gelen itiraz daha çok alışkanlıklarınızı temsil eder. Alışkanlıklarını değiştirmek kendi heykelini yontmaya benzer; gerçekten acı vericidir. Ama alışkanlıklarınız sizi tutukluyorsa başka seçeneğiniz yok demektir. Çevrenizin itirazını engellemek için değişiminizi makul ve mantıklı bir temele dayandırmalısınız. Sırf değişiklik olsun diye değişiklik yapmak anlamlı değildir elbette.

Kendini değiştirmek çevreyle yakından ilişkili olduğu için değişim çizgimize göre bir arkadaş grubu seçmek olağanüstü avantaj sağlar. Böylece değişim çok daha doğaçlama bir tarzda gerçekleşir.

Kendini değiştirme sürecine girerken öncelikle "Ben neyim?" "Ben ne olabilirim?" "Ben en olmalıyım?" sorularına cevap vermek gerekir.

Ben neyim sorusunun cevabı şimdiki durumumuzu yansıtmalıdır. Bu konuda sadece kendi kendimizi değerlendirmekle kalmayıp çevremizdeki insanların değerlendirmesini de almalıyız.
Ben ne olabilirim sorununun cevabı imkânlarımızı yansıtmalıdır.

Nihayet ben ne olmalıyım sorunun cevabı da amaçlarımızı yansıtmalıdır.

Bu soruların cevapları birbirine ne kadar uzaksa, değişimin o denli köklü olacaktır. Ancak burada imkânlar ile amaçlar arasında bir denge kurmanın yararlı olacağını da belirtmeliyiz.

Biz burada gündelik yaşamla ilgili alışkanlıklarımızın değişimini ele aldık. Ama bu proje, zihniyet değişimine de uygulanabilir. Örneğin Tasavvuf bu anlamda "kişiliğin yeniden inşası, bilincimizin yeniden yapılanması"nı öngörür.

Değişmek için bir tohum olup toprağa düşmek gerekiyor hem de derinlerine; çünkü yüzeyde kalanları ya yağmur götürür ya da kuşlar. Değişmek için toprağa düşmek gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Sonra toprağın derinliklerinde çatlamak (alışkanlıklarımızın ördüğü duvarları yıkmak) gerekiyor. Sonra üstümüzdeki toprağı yarmak (çevremizi de aşmak) gerekiyor.

Toprağa düşüp çatlamayı göze alamayanlar, yumurtanın içindeki civcive benzer. O küçücük yuvasını bir koca dünya sanır.

Tolstoy haklı, insanlar dünyayı değiştirmeye kalkıyor ancak kendini değiştirmeye yanaşmıyor.

Ali Rıza Bayzan - Mistikalem.com

bayzan@gmail.com

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ