Kelt Mitolojinde ilk tanrılar

Hayli karmaşık ve parçalanmış öykülerden oluşan Kelt Mitolojisinde ilk tanrılar ve İrlanda'ya gelen ilk ırklar.

Kelt Mitolojinde ilk tanrılar
İlginizi çekebilir

Kelt halkı ve onların tanrılarının İrlanda’ya nasıl geldiğine dair; İstilalar kitabı der ki İrlanda’ya ilk gelenler, Tufandan kurtulan Fintan isimli bir adamım soyundanlarmış. Fintan, sahip olduğu sihir gücü ile kendini bir somona çevirmiş ve sularda kurtarmış. Sular çekilmeye başladığında,bu sefer kendini bir kartala çevirmiş ve adanın kıyılarına ayak basmış.

Daha sonraki ziyaretçiler “Partholon ırkı” diye bilinir. Başlarında Partholon ve karısı Delgnat olan yirmidört erkek ve kadın, bilinmeyen uzak bir ülkeden okyanusu aşarak gelmiş. Partholon’un ırkı İrlanda’ya ayak bastıkları zaman adada sadece bir ova, üç göl ve dokuz nehir varmış. Hemen çalışmaya başlamışlar; ağaçları temizlemişler, nehirlere yeni yataklar kazmışlar ve azimle geçen üçyüz seneden sonra mücizevi bir şekilde adaya üç ova ve yedi göl daha eklemişler.

Partholon’nun insanlarının,  İrlandanın vahşi doğasından başkada sorunları varmış. Zamanın başlangıçından beri adayı kasıp kavuran, kötü ve şekilsiz devler olan Fomor ırkı, adaya çıkar çıkmaz onlara saldırmaya başlamışlar. Partholon halkı büyük çabalar harcıyarak Fomor’lara karşı durmayı başarmışlar. Ve sonunda Partholon ve adamları Ith ovasında Fomor’ların lideri olan devhasa şeytan Cichol the Footless’ı ve onun ordusunu yenmişler. Bu zafer adaya üç yüzyıllık barış ve sesizliği getirmiş. Ta ki ölümcül bir başka mayıs ayına ;esrarengiz bir salgın tüm Partholon halkını bir haftada yok edene kadar. Derler ki yok olucaklarını anlayan Partholonlar ilk yarattıkları ovada: ”Sen Mag”da yani “Eski Ova”da toplanmışlar. Böylece ölülerini daha kolay gömebileceklermiş. Onların mezarları hala Dublin yakınlarında bir tepede işaretlidir. Haritalarda “Tallaght” diye geçer ama eski ismi “Tamlecht Muintre Partholain” yani “Partholon’nun insanlarının salgın-mezarları”dır.Bunlar en eski efsanelerdir,bu yüzden “Partholon halkının” başına gelen salgın hakkında şu an elimizde hiç bilgi yoktur. Birçoklarına göre “Partholon ırkı”, tıpkı yunan mitolojisinde ki Kronos yada Uranos gibi ilksel tanrılardır. Bunun nedeni diğer ilksel tanrılar gibi dünyayı vahşi kaotikliğinden kurtarıp,ıslah etmeleri olarak kabul edilebilir. Fakat Kelt halkının onları tanrı olarak kabul edip, Tuatda dé Danaan’lar gibi tapıp,onurlandırdığına dair hiç bir kanıt yoktur.

Partholon’nun halkının kötü kaderinden bir süre sonra İrlanda kıyılarına yeni işgalciler çıkar. Liderleri olan Nemed’den dolayı Nemedian diye anılan dokuz kişi, efsaneye göre bir kış günü kuzeyden bir tekne ile çıkagelir. Kısa zamanda Nemedian’lar adanın bakir topraklarına yerleşir ve çoğalır, sonrada çalışmaya başlayıp oniki ova daha açarlar. Nehirlerin yataklarını değiştirerek dört yeni göl daha yaratırlar. Hatta bu göllerden bir tanesi, ismini Nemed’in karısı olan Macha’dan almıştır. Kahine olan Macha, bu gölün kıyısında uykuya daldığında düşlerinde burada birgün büyük olayların yaşanıcağını görür. Macha’nın öngördüğü kehanet çok sonraları gerçek olur. Ulster krallarının sarayı olan Emhain Macha’da, ki bu adı o buraya gömüldükten sonra almıştır.

Bu uğraşlar içinde yüzyıllar geçer. Fomorlar hala ülkede dolaşıp kötülüklerini ve hilelerini yapmayı sürdürmektedirler. Nemedian’lar tıpkı, miraslarını devr aldıkları Partholon insanları gibi Fomorlarla savaşmak zorunda kalır. İşte bu noktadan sonra hikayeler biraz belirsizdir. Bazı öykülere göre Nemedian’lar Fomorlarla dört savaş yapar ve hepsini kazanırlar, fakat daha sonra Nemed ve iki bin kişi bir hastalık yüzünden ölür.Liderlerini kaybetmiş olan Nemedian’lar,iki Fomor kralı olan Morc MacDela ve Conann MacFebar tarafından esir edilirler. Fomorlar esir Nemedian’lardan korkunç bir vergi isterler,bu vergiye göre Nemed ırkından doğan her üç çocuktan ikisi Fomorlara verilecektir.Bunu kabul etmeyen Nemedian’lar son bir çaba ile Fomor krallarının sarayının bulunduğu Tory adasına saldırırlar ve yok edilirler. Diğer bir hikayede ise Nemed hastalıktan ölmez. Fomorlarla yapılan dördüncü savaşta cesurca çarpışarak halkıyla birlikte can verir. Bazıları der ki Nemed halkının başına gelen bu felaketen sadece tek bir aile kurtulabilmiştir.

Bu aile şefleri Britan önderliği ile doğuya,  sonraki adaya yerleşir ve bu ada onun ismini alır.

Efsanelerde yer alan bir sonraki istilacılar Fir Bolg ırkıdır. .Bazı hikayeler Fir Bolg’ları Yunanistandan gelmiş kanatlı insanlar olarak anlatır.Dağlardan aldıkları zengin toprakları, havadan Yunanistan’nın tarlalarına atmış ve verimli bir yer haline getirmişlerdir. Fakat sonra orada yaşayan insanlar tarafından sürgüne yollanmış ve kovulmuşlardır. Bu haksız sürgünün acısını kalplerinde taşıyan Fir Bolg’lar üç kabileden oluşuyorlardı. ”Fir Domnann”,”Fir Gaillion”ve”Fir Bolg”; son kabile aynı zamanda en önemlisi olması nedeniyle halkın tamamı zaman içinde bu adla anılmaya başlamıştır.

Kendi hakimiyetleri sırasında bu üç kabile İrlandayı,hala geçerli olan beş bölgeye böldü. Fir Bolg’lar Ulster’i, Fir Gaillion’lar Leinster’i ve Fir Domnann’lar ise Kuzey Munster ,Güney Munster ve Connaught’u sahiplendi. Bu beş bölgenin kesiştiği tepeye “Balor’ın tepesi” dediler ama sonraları orası “Uisnech tepesi” ismini aldı. Rathconrath yakındarında,West Meath bölgesindedir ve eski zamanlarda İrlandanın tam merkezi olarak kabul edilirdi.

Fir Bolg’lar İrlanda’nın bereketli ve güzel topraklarında bir sonraki istilacılar gelene kadar rahat bir yaşam sürdürdüler.Bu süre içinde dokuz büyük kralları oldu.İstila başladığı sıradaki krallın ismi Eochaid MacErc’di. Bu yeni istilacılar daha öncekilere hiç benzemiyordu,sahip oldukları bilgelik ve sihir gücü sanki onların İrlandayı diğer herkesden çok daha uzun zaman yöneticeklerinin habercisi idi.Tıpkı Nemedler gibi bir mayıs günü kuzeyden denizi aşarak geldiler,ama gemilere binmiyorlardı,onlar denizin üzerinde havada yürüyorlardı.Onlar Tuatha dé Danaan‘dılar, Tanrıça Danu’nun halkı, yani Kelt insanlarının Tanrıları.

Tuatha dé Danaan, Efsaneye göre dört şehirden (Findias, Gorias, Murias ve Falias) İrlanda’ya geldi ve yanlarında dört efsanevi hazineyi getirdi. Findias’tan, hiçkimsenin vuruşundan kaçıp saklanamıyacağı Gümüş Elli Kral Nuada’nın kılıcı geldi; Gorias’tan, bir kere fırlatıldığında bütün düşmanları yok etmeden yere inmeyen Lugh’un mızrağı geldi; Murias’tan,tanrıların babası ve en büyüğü olan Dagda’nın kazanı geldi ve Falias’tan, İrlanda tahtını hak eden bir kral dokunduğu zaman çığlık atan “Fal’ın taşı” yada daha çok bilinen ismi ile “Kader taşı” geldi.Bu dört hazinenin kalıntılarını hala dünyanın çeşitli efsanelerinde görmek mümkündür.

Tuatha dé Danaan, İrlanda’ya ayak bastığında, Fir Bolg’ların kendilerini görmemeleri için için bir oyun oynadılar. Savaş tanrıçaları Morrigu ve Badb ; Findias, Gorias,Marias ve Falias şehirlerinde öğrendikleri bir büyü yaptılar ve Fir Bolg’ların üzerine üç gün gökten ateş ve kan yağdırdılar. Böylece Fir Bolg’lar bu süre boyunca dışarı çıkamadı. Ama Fir Bolg’larında kendi druidleri vardı ve onlar üçüncü günün sononda Morrigu ve Badb’ın büyüsünü bozmayı başardılar.Fir Bolg’lar saklandıkları yerlerden çıkınca Tuatha dé Danaan’ın Leister’a kadar gelmiş olduğunu gördüler.

İki tarafın orduları bir ovada karşı karşıya gelince,birbirlerine doğru şüphe ile gözleri kalkanlarının üzerinde yaklaşmaya başladılar. Yakına gelince konuşmaya başladılar ve birbirlerinin silahlarını inceleme arzusu, onları neredeyse dost yapıyordu.

Fir Bolg’lar, Tuatha dé Danaan savaşçılarının “ince,uzun ve sivri uçlu” mızraklarına hayran kalmışlardı. Tuatha dé Danaan savaşçıları ise Fir Bolg’ların “ağır,kalın ve yuvarlak uçlu” mızraklarından etkilenmişlerdi. Böylece silahları birbirleri ile değiştirip,incelemeye karar verdiler. Hem bu sayede karşı tarafın gücü hakkında fikir sahibi olabileceklerdi.

Silah değişimi olmadan hemen önce dostağne havayı sezen Tuatha dé Danaan elçisi Fir Bolg’lara, adayı iki eşit parçaya bölüp barış yapmayı teklif etti. Şavaş istemeyen Fir Bolg’lar bu öneriyi hemen kabul etmeyi düşündü, fakat kralları Eochaid MacErc aynı fikirde değildi. ”Eğer biz bu insanlara bir kere yarısını verirsek.” dedi. ”Yakında hepsine sahip olurlar.”

Bu sırada Tuatha dé Danaan’da, Fir Bolg’ların silahlarından korkmuşlardı. Daha rahat savunabilecekleri bir pozisyon olan batıya, Connaught’ta ki, Nia isimli ovaya çekildiler. (Günümüzde ki ismi Moytura’dır ve Cong kasabası yakınlarındadır.) Savunma hatlarını Bargatan geçidinin önüne kurdular; (Şimdi ki “Benlevi”) böylece bir yenilgi halinde geri çekilebileceklerdi.

Fir Bolg’lar onları izledi ve ovanın karşı tarafında kamp kurup savaş hazırlıklarına başladılar. Bunun üzerine Tuatha dé Danaan’nın krallı Nuada,Fir Bolg’lara bir kez daha barış önerdi, ama Fir Bolg’lar yine kabul etmedi.

Savaş korkunçdu. Her iki taraftanda pek çok yiğit savaşçı soğuk Annwn’lu boyladı, daha da fazlası bir çok kötü yara aldı ve sakat kaldı; buna rağmen iki tarafda savaşmayı bırakmıyordu. Savaşın dördüncü gününde Fir Bolg’ların şampiyonu Sreng, Tanrıların Kralı Nuada’nın elini ve kalkanının yarısını tek bir korkunç darbe ile kesti ama Fir Bolg’ların Kralı Eochaid MacErc, Nuada’dan bile şansızdı. O, sadece elini değil hayatını kaybetdi. Sonunda Fir Bolg’lar baktılar ki üç yüz kişiden az kalmışlar. Yinede umutsuzca kendilerinin bildikleri o toprakları savunmaya devam ettiler.

Fir Bolg’ların bu cesareti Tuatha dé Danaan’ın etkilemişti ve sonunda savaşı bırakıp onlara adanın beşte birini vermeye karar verdiler. Efsaneye göre Fir Bolg’lar yaşamak için Connaught’u seçmişler ve derler ki yedinci yüzyılda bile o bölgede Sreg’in soyundan gelen bir Fir Bolg’a rastlamak mümkünmüş.

Savaşı kazanan Tuatha dé Danaan’nın başında yeni bir problem daha varmış. Elini kaybeden Nuada’nın yerine yeni bir kral seçmek. Çünkü eski Kelt yasalarına göre herhangi bir eksikliği olan kişi kral olamaz. Bunun üzerine konsil yeni kralı belirlemek üzere toplanmış. Uzun tartışmalardan sonra,Fomorların işbirliğini kazanmaya ve onları müttefik yapmaya karar vermişler. Böylece, Fomorian Kralı Elathan’ın oğlu olan Bress'e gelmesi ve kendilerini yönetmesi için haber göndermişler. Bress,  öneriyi kabul etmiş ve hemen onunla Dagda’nın kızı Brigit arasında bir evlilik yapılmış. Aynı zamanda şifacı tanrı Diancecht’in oğlu Kian’da, bir Fomor olan Balor’ın kızı Ethniu ile evlendirilmiş.

Fakat başa geçen Bress’in tüm verdiği o güzel sözlere rağmen, Bütün Fomorlar gibi kötü ve habis bir kalbi vardı. şe öncelikle herşeye ağır vergiler getirerek başladı. Ülkedeki her kalbe, her hamur teknesine,her değirmene ve Tuatha dé Danaan’nın sahip olduğu her ons altına vergi koydu.Sonrada akıllıca bir hile ile tüm ülkedeki ineklerin sütünü elde etti.

Önce Tanrıça Danu’nun halkından ülkedeki tüm kılsız ve kahverengi ineklerin sütünün kendine verilmesini istedi. Tuatha dé Danaan bunu hemen kabul etti çünkü ülkede bu tanıma uyan tek bir hayvan yoktu. Ama Bress İrlanda’daki tüm inekleri iki ateşin arasından geçirdi ve hepsini kılsız ve kahverengi yaptı. Ana yiyecek kaynaklarını kaybeden bütün tanrılar hatta en büyükleri bile, yiyecek alabilmek için Bress’in emri altında çalışmak zorunda kaldı. Tuatha dé Danaan’nın şampiyon Bilgelik ve Şiir Tanrısı Oghma odun toplamakla görevledirildi. Tanrıların Babası Onurlu Dagda, basit bir işçi gibi kale inşaatlarında çalışmak zorunda kaldı. Bunlar İrlanda ve Tanrılar için hüzünlü zamanlarıdı.

Tuatha dé Danaan’nı bu esaretten kurtaranlar, şifacı Diancecht’in oğlu Miach ve kızı Airmid oldu. Eski Kral Nuada’nın şatosuna gidip, onun savaşta kaybettiği elinin yerine gümüşten bir el yapıp, yerine koydular. Böylece Nuada, ”Argetlam” adını kazandı yani “Gümüş Elli” ve halkının başına tekrar geçip;onları bilgelikle yönetti;ta ki Kelt Tanrılarının en kudretlisi Güneş Tanrısı Lugh doğana kadar. ..

***

İstilalar kitabına göre, İrlanda’ya ilk yerleşen Kelt’lerin Kralı Milé ve oğulları Eber ve Eremen’den sonra ki çağlarda öyküler ve şarkılar, Tanrılar ve Fomorların yanı sıra artık Kelt halkının efsaneleşmiş kahramanlarından da bahsetmeye başlar; Ulster Kralı Conor MacNessa ve Kırmızı Dal şövalyelerinden, Güneş tanrısı Lugh’un oğlu Cuchulainn’den ve tabi ki Finn MacCoul ve Fianna’dan.

Ancak diğerlerinden farklı olarak Fianna’nı, eski insanların kalplerinde çok özel bir yeri vardır; çünkü Fianna ne soylu şövalyelerden, ne de yeri tanrısal varlıklardan meydana gelmiştir. Onlar, halkın arasından kopup gelmiş avcı, savaşçı ve ozanlardan kurulu bir topluluktur ve basit insanların erdemlerini ve saflığını temsil ederler; tıpkı Arthur efsanelerindeki Köylü Şövalye Percival gibi. Fianna’nın lideri ve kurucusu Finn MacCoul’da da bu erdemler en üst düzeyde mevcuttur; İnsanoğluda iyi olan ne varsa , Finn’de vardır, dostlarım. Hatta onun için eski şiirler derler ki “Eğer ormanın ölü yaprakları altından olsaydı ve suların beyaz köpükleri de gümüşten, Finn yine de hepsini başkalarına dağıtırdı.” İşte bu yüzden Finn ve Fianna’nın öyküleri hala İrlanda’nın ve İskoçya’nın köylerinde hatırlanır.

Ancak sakın onların basit insanların arasından çıkmış olamasına aldanıp onları sıradan kişiler sanmayın. Bir kişinin ünlü Fianna’ya katılması hiç de kolay değildi. Adayın sadece mükemmel bir savaşçı ve avcı olması yetmez aynı zamanda iyi bir ozanda olması gerekirdi. Sonra eski klanından ayrılması ve hiçbir akrabasının intikamını almıyacağına ve onlarında kendi intikamını almayacağına yemin etmesi gerekirdi. Ayrıca bunu yaparken kendini Fianna Geas’lerininde boyunduruğu altına sokardı. “Peki Geas ne demek?”

Geas, eski Kelt kahramanlarının sahip olduğu tabulardır ve her ne pahasına olursa olsun kırılmamaları gerekir yoksa sonuçları korkunç ya da ölümcül olabilir. Her kahramanın Geas’i farklıdır; mesela Cuchulainn’nin Geas’leri, asla önerilen daveti reddetmemek ve asla köpek eti yememekti. (Köpekler onun adaşı olduğu için; Cuchulainn “Culann’nın tazısı” anlamına gelir.) Ancak bir gün şavaşa giderken (Ünlü Tain Bo Cuailgne savaşı, beş orduya karşı evi Ulster’i tek başına ikinci kez savunduğu savaş!) bir kazanda köpek eti kaynatan üç cadı onu yemeğe davet eder ve Cuchulainn ister istemez Geas’ini bozmak zorunda kalır ve kısa bir süre sonra ölür.

Fianna klanı üyelerinin sahip olduğu Geas’ler de hiç hafif değildi. Bir Fianna asla kavgaya sırtını dönemez, asla bir kadına hakaret edemez, asla önerilen misafirperverliği rededemez ve asla karısının çeyizini kabul edemezdi. Aday bu şartları kabul etse bile yinede klana katılmak için çok zor testlere sokulurdu.

İlk olarak; derin bir çukurun içinde dizlerinin üzerine çöktürülür ve eline sadece bir kalkan ve bir tahta sopa varken, dokuz savaşçının aynı anda atığı mızrakları savuşturması gerekirdi. Birini bile bertaraf edemese rededilirdi. Bu testi geçenler, bir ormanda sadece üç ağaç önden başlıyarak, yedi silahlı avcı tarafından kovalanırdı. Eğer aday tek bir yara bile alsa, bir Fianna olma şansını kaybederdi. Hiç yara almamış olsa bile, eğer kaçarken saçlarındaki düğümlerden biri bile çözülse yada ormanda tek bir dal bile kırmış olsa yine geri çevrilirdi. Son test olarak Fianna’ya katılmak isteyen kişiden başı yüksekliğinde bir mızrağın üzerinden atlaması ve tam hızla koşarken dizi seviyesinde bir dalın altından geçebilmesi beklenirdi.

Bu kadar üstün özelliğe sahip kişilerin oluşturduğu bir topluluğun efsanelerde, hayal gücünün ötesinde zor işlerin üstesinden gelmelerine şaşmamak gerekir. Birçok hikayede Finn MacCoul ve Fianna, Tanrılara bile kafa tutar. Onlar asla boyunduruk altına girmez   aynı yerde çok kalmaz. Zaten, güzellik, aşk ve perilerin Tanrısı Angus’un sarayını basıp, Finn MacCuol’un aşık olduğu güzel Dierdre’yi kaçırmaya çalışan ve Angus’u bile korkutan bir topluluktan başka türlü olmaları beklenemez.

Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ