Saba Melike Belkis Doğar tüm yazıları

Vizyon Tasarımı Danışmanı, Yaşam Enerjisi Rehberi

Kalbin yolu

“İnsan nedir?”

Bu sefer “Kimdir?” diyemiyorum… Oysa biz “Ben kimim? Sen kimsin?” sorularına daha alışkınız.

Ancak, insanın “kim” olduğunu sorgulamadan önce “ne” olduğuna bakmak daha anlamlı.

Önce var oluş gelir, isim ve tanım onu takip eder… Varlıkların işlevini ve var olma amacını bilmeden adlarını öğrenmenin pek bir anlamı yok.

İnsanın “insan nedir?” diye sorması biraz tuhaf gözükebilir. Bilmiyor olabilir miyiz?!.. Bugüne kadar bizler insan için bir sürü tanım geliştirdik. Yine de, kendimizi hayvanlardan ayırmak -ki hala bir çok konuda karşılaştırıyoruz- ve dünyadaki yaratılışın en üst seviyesi olarak tanımlamak belki de “ne” olduğumuzu anlamak için çok da yeterli değil.

Da Vinci’nin Vitruvius Adamı, insanlığı ya da mükemmel insanı temsil ediyor. Ona “evrensel adam” da diyorlar. Uzayda bile insanı temsil etmek için kullanılabilecek bir çizim. Ne kadar mükemmel olsa da sadece fiziksel bedeni anlatabiliyor.

İnsan ise daha kompleks bir yapıya sahip; madde, düşünce, duygu ve enerjiden oluşan bir matriks. Yaşamı belirli bir görüş çerçevesinde tecrübe eden “farkındalık“, beden içindeki “şahit“, “yaşam“ın kendisi, yani “hayal gören“…

İnsan olarak,”hayal gören” olabilmek için duygu ve düşüncelere, “yaşam” olabilmek için maddesel bedene ihtiyacımız var. İnsanın kendini en iyi haliyle ifade edebilmesi içinse bu bütünün dengede olması ve birlikte uyumlu işlemesi şart. Bu ögelerin birinden biri dengesini yitirdiğinde, bütün de dengesini yitiriyor ve bizler yavaşça insani özelliklerimizi kaybetmeye başlıyoruz.

Oysa bu yaşamı “insan” gözüyle deneyimlemeye geldik. Bu yüzden önceliğimizi bu var oluş formumuza vermeliyiz.

“İnsan olmak” ne demek?

Var olma döngüsünde insan yaşama “büyük potansiyel” ile başlar, tabula rasa yani “boş levha”. Biz buna saf ve temiz olmak da diyoruz, içinde her şeyi yetiştirebileceğiniz bereketli bir toprak. Bizim için bir bebek saf ve temiz olmanın simgesi; herkes bebeklerin yanında kendini iyi hisseder, saflığa dokunmak hepimize iyi gelir. Sonra büyürüz ve “büyük unutkanlık” gelir. Yavaşça toprağın bereketi gölgelenir.

Bebek doğduğu an o potansiyele sahipken neden bizler büyüdükçe hatırlayamaz oluyoruz?… Büyük unutkanlığın sebebi ne? …

Küçük bir çocuk duygularını ifade etmekten çekinmez, bu sağlıklı insanın tanımıdır. Çocukken ne geçmişten utanırız ne de gelecekten korkarız. Bedenimizin temel ihtiyaçları, beslenme ve barınma karşılandığında kendimize güvenimiz yerindedir, öğrenmek ve iletişime geçmek isteriz. Doğal insani eğilimlerimiz yaşamdan zevk almak, oynamak, keşfetmek, mutlu olmak ve sevmektir.

Beslenmek, barınmak gibi bazı eğilimler tüm canlılar aleminde ortaktır ve oynamak, keşfetmek gibi diğer bazı eğilimler hayvanlar aleminde de görülür. Yine de tüm bu eğilimlerin insan için bir farkı vardır… İnsan maneviyata sahiptir. Bu onu dünyadaki diğer yaşam formlarından ayırır. Duygu ve düşünceleriyle kendi gelişimini sağlayabilecek kapasitededir. Hayvanların ve bitkilerin aleminde kendini tekrar geçerliyken insanlık aleminde gelişim söz konusudur.

Ancak, yaratılışta herşey karşıtıyla birlikte var olur. İnsan gelişirken tüm karşıtları deneyimlemekle yükümlüdür. İyiyi bulabilmek için kötülüğü görebilmeli, doğruyu seçebilmek için yanlıştan geçmelidir.

Gelişim deneyim ve öğrenimdir, bizler bulunduğumuz çevre içinde öğreniriz… Toplum insanı ehlileştirir. Bu insanlık tarihinin, bin yılların birikiminin tecrübesidir. Özünde iyi niyet vardır, öğretmek amaçlıdır. Yaşanmıştan alınan dersler ve hedeflenen arzular vardır. İnsanın “büyük potansiyeli” bu bilgilerle hızlı bir şekilde doldurulur. Artık tabula rasa ya da boş bir levha değildir. Aslında, bıraksanız insan duyuları ve deneyimleriyle bu levhayı zaten doldurur; bilgi edinir ve deneyimlerine göre bir düşünce ve duygu yapısı oluşturur ancak, biz tüm iyi niyetimizle işi hızlandırmak isteriz.

Toplum, kitle hareketine sahiptir ve bu şekilde kendini daha güvenli hisseder, bu nedenle de her birey kitleye ait olmalıdır. Kitleye ait olabilmek için de ehlileştirilmesi gerekir. Hangi dönemde dünyaya geldiyseniz ve dünyanın hangi noktasında gözlerinizi açtıysanız oraya uygun olmanız istenir.

Önce ebeveynleriniz, sonra çevreniz, sonra öğretmenleriniz, sonra ülkeniz sırayla size bilgi ve beraberinde inançlar yüklerler. İnsan potansiyeli o kadar büyüktür ki her bilgiyi içine alabilir. Bu bilgilerin birbirleriyle örtüşmesi veya çatışması fark etmez, hepsi potansiyelde kendilerine yer bulabilirler.

Sonra zaman geçer, bebek büyür, yetişkin insan olur, artık ehlileştirme için dış faktörlere ihtiyacı yoktur. Kendi içinde ailenin ve toplumun da yardımıyla bir Yargıç ve bir Kurban yaratmıştır çoktan. Artık ipler onların elindedir. Ehlileştirmenin dış güdümlü hali tamamlanır, iç güdümlü haline geçilir; “sorumluluk” sahibidir artık insan. Ya da başka bir deyişle artık özgür değildir.

Ehlileştirilmiş tüm insanlar bir nevi hastadır. Çünkü, ehlileştirme özünde korku kaynaklıdır -dedik ya iyi niyetten doğar, geçmişten ders almayı hedefler, geleceği güvenli yapmaya çalışır, yani bildik yolları takip et der, sürünün dışına çıkma- içeride ise ancak korku tutar insanı. Sağlıklı olmak kendini ifade edebilmek demektir.

Korku yapıcı değil yıkıcı enerjiye sahiptir, bu nedenle ehlileştirildikçe hastalanır insan, artık saf değildir, tüm kötülükleri öğrenmesi gerekir -öyle ya başka türlü nasıl savunur kendini, şu koca dünayda nasıl var olur tekbaşına- kötülükleri öğrendikçe korkar, korktukça hastalanır. Sağlıklı olmak kendine ve yaşama güvenmek demektir.

Yargıç – Kurban- İnanç Sistemi bir arada geçiş kapısını tutarlar. Artık geçit yoktur insana… Özgür iradesine geçemez.

Yargıç şimdi insanın kendi içindedir ve sürekli faaliyettedir, boş durmayı sevmez, Kurban toplumsal ortak rüyadır. Ve bu üçü birlikte insanın yaşamını yani bireysel rüyasını kontrol ederler.

İnsanın matriksinde bildiğimiz maddesel beden, duygu ve düşüncelerin yanı sıra pek aşina olmadığımız enerji beden de mevcuttur. Gözle görülmeyen ama dış dünya ve evrendeki enerji ile bağlantıda olan enerji beden.

Beyin soyut enerjileri duygusal enerjilere dönüştüren bir duygu fabrikasıdır. Biz her ne kadar beyni düşüncelerle özdeşleştirsek de düşüncelerin kökeninde duygular yatar. Zihin bu duygu ve düşüncelerle hayal eder, başka bir deyişle rüya görür.

İnsan için özgürleşmek önce Yargıç – Kurban- İnanç Sistemi’nin farkına varmakla başlar. Kendi zihin ve bedenimizi isteğimize göre kullanabilmek ve yaşayabilmek özgürleşmek demektir. Özgürleşebilmek için yapabildiğinin en iyisini yapmalıdır insan; korkularıyla yüzleşmeli ve duygularını tanıyıp denetleyebilmelidir. Denetlemek demek baskılamak veya yok etmek demek değildir. Denetlemek tanımak ve barış yapmak demektir. Ne kontrol eden ne de kontrol edilen olmaktır.

Olumsuz duygular, bağımlılıklar ve alışkanlıklar tüm enerjisini alır insanın. Rüya aleminde yaratılmış ama gerçekleştirilmeden unutulmuş hayaller insanı zayıf bırakır. Bir hayal ve istek ancak kendini gerçekleştirdiğinde insanı besleyebilir. İnsan bütün bu karmaşanın içinde, ne olduğunu bile anlamadan sürüklenir. Gittikçe daha da fazla hastalanır…

İnsan zihni yaralı bir cilde dönüşür, yaralarla kaplanmış duygusal beden zihinde yansır. Hastalıklar sadece bu yaraların sembolleridir. Dilleri bize gizemli geldiği için kökenlerini anlamamız zorlaşır.

Yara kendini korumak için üzerinde kabuk oluşturur, daha fazla zarar gelmesin diye bir cins koruma yaratır. Bu tıpkı insanı korumaya çalışan toplumun ehlileştirmesi gibi, özünde iyi niyet var. Ancak, kabuk bağlayan yaralarıyla insan artık diğer insanlara dokunamaz olur, onların da kendisine dokunmasını istemez. Canı acır. Kabuk bir savunma mekanizmasıdır ama yadsıyarak savunur. Kabuğun iyileşmesi için “kabullenme” gerekir. Kabullenme, farkındalıkla başlar ve yolu özgürleşme yoludur.

Neyi kabulleneceğiz?

Her şeyi, olduğu gibi…

Kader insanın kişiliğidir. İnsanın zihin ve düşünce yapısı, davranış şeklini  ve alışkanlıklarını belirleyen kişiliği oluşturur. Kader, kişiliğin davranışlarının sonucudur, çünkü insan davranışlarını değiştirmezse elde edeceği sonuçlar da değişmez yani, kader kesin ve kaçınılmazdır.

Davranışların değişmesi düşüncelere, düşünceler duygulara, duygular duyu ve deneyimlere bağlıdır. Ne zaman ki Yargıç – Kurban – İnanç Sistemi geçiş kapısını tutarlar insan için kaderi değiştirmek imkansızlaşır.

Özgürleşebilmek ve kaderi değiştirebilmek için bu kapıdan geçmek, öteki tarafı görmek gerekli.

Ölüm meleği transformasyonu yani değişimi simgeler. Ölüm, bizim inanç sistemimizde olumsuz bir anlama sahip. Halbuki  değişim bizden geçmişi ve acıları alan, yarını ve yaşamı hediye eden bir dönüşümdür. Kapıdan geçebilmek için insan tüm yüklerini bırakmalıdır. Yükleriniz varken kapı size dar gelir, geçmişi ve kişiliğin keskin davranış şeklini -yargıcın insafsız eleştiri ve cezalarını, kurbanın çaresizliğini ve kendine acımasını, inanç siteminin sabitliğini ve körlüğünü- bırakmadan dönüşüm gerçekleşemez.

Dönüşüm için önce temizlenmek ve arınmak gerekir. Saflığa ya da “büyük potansiyele” geri dönüş…

İnsan “Tanrı’nın suretinde” yaratılmıştır. Eski geleneklerde tanrılara törenler düzenlenir ve yüceltilirlerdi. En güzel yemekler tanrılara sunulur, en güzel hediyeler onlara verilir, idollerine en güzel kıyafetler giydirilir, baş köşede ağırlanırlardı, içten gelen ve kalpten yönlendirilen bir sevgi ve saygı sunulurdu.

İnsan büyük dönüşüm için kendini sevmeyi öğrenmelidir.

Tolteklerin bilgeliği diyor ki: “Bireysel özgürlük arayışında, kendinizi sevme arayışında yapabildiğinizin en iyisini yaptığınızda aradığınız şeyi bulmak an meselesidir. Ayağa kalkın ve insan olun. Kadın ya da erkek olmanın onurunu hisedin ve cinsiyetinize saygı duyun. Bedeninize saygı duyun, bedeninizden haz alın, bedeninizi sevin, besleyin, temizleyin, iyileştirin. Bedeninizin kendisini iyi hissetmesini sağlayın. Bu bedeniniz için bir puja‘dır. Bu siz ve Tanrı arasındaki iletişimdir.”*

Puja, Hindistan’da uygulanan bir ritüel. Bu ritüelde tanrıyı simgeleyen idol formları yıkanır, beslenir ve bu formlara sevgi sunulur. İdoller önemli değildir, önemli olan ritüeli gerçekleştirirken “seni seviyorum Tanrım” duygusunu hissetmektir.

Tanrı’nın suretinde yaratılan insan kendine de “seni seviyorum ve sana saygı duyuyorum” diyebilmelidir. Ve yine kendine diyebilmelidir ki “seni olduğun gibi kabul ediyorum”.

Kabul edebilmek için geçmişi, kendinizi, diğerlerini, olanları, yaşananları ve hissedilenleri, her şeyi ama her şeyi affetmeniz gerekli. Korkmayın, yapamam deseniz bile bu sadece sizin yerinize cevap veren Yargıç – Kurban – İnanç Sistemi’niz.

İnsanın gerçek doğası iyiliktir ve gerçek doğası gereği insan kolayca affedebilir. Sadece geçiş kapısındasınız ve yüklerinizi bırakmanız gerekiyor o kadar. Elinizden gelenin en iyisini yapın, yavaşça teker teker indirmeye başlayın, inanın hepsini indirip bıraktığınızda zaten her şeyi affetmiş olacaksınız.

Affetmek yaraların açılıp temizlenmesi, iyileşmek, kendine şefkat duymak demek. İnsanın gerçek doğası merhametlidir.

Özgürlüğün diyarına yapılan yolculuk hafiftir. 

Yeni rüyanızda tüm ihtiyaçlarınız karşılanabilir, bedenin ihtiyaçlarını karşılamanın hazzı yaşamı hissetmektir. Aşırılığa kaçmadan, hırsa kapılmadan.  Tıpkı özgürce nefes almak gibi, mutluluk alınan her derin nefesin verilebilmesindedir. Verilemediğinde azap başlar. İnsan ancak verdiğinde hafifler.

Yeni rüyanız bireysel bir rüya… Toplumun rüyasını da görün ama bilin ki o sizin asıl rüyanız değil. Yeni rüyanızda bireysel cennetinizi yaratmakta özgürsünüz. “Evet” ya da “hayır” dedikleriniz, kendi seçimlerinizle, istediğiniz yaşamı inşa edebilirsiniz. İnsan “rüya ustası” ,”yaşam mimarı”, “hayal mühendisi”dir…

İnsan, dünyada cenneti yaratandır. Cennet, gelecektir. İnsan, kalbinde sevgi ateşini besleyendir. Sevgi, mutluluktur…

İnsan, kalbin yolunu izleyerek gelişir…

Kalbini her açtığında kendisine kalbini açan her şeye ve herkese sevgi ve yaşam sunar…

Kalbin yolu büyük yoldur, sevgi ateşi sonsuzdur… Bu dünyada cenneti yaratmak için insan önce kalbini açar… kendine ve sevgiye…

* Toltek Bilgelik Kitabı, Dört Anlaşma, Don Miguel Rodrigez
** Imagineering for Health (Hayal Mühendisliği), Serge Kahili King
*** Heart Cultivation (Kalbin Yolu), Emei Qigong, Zong Shi Fu Wei Zhong

...

Saba Melike Belkıs Doğar - Mistikalem.com

intouchlife@gmail.com

https://intouchcoaching.wordpress.com

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ