Saba Melike Belkis Doğar tüm yazıları

Vizyon Tasarımı Danışmanı, Yaşam Enerjisi Rehberi

İhanet, hüsran ve hayal kırıklığı

Dedi: “Bekliyorum…”

Sordu: “Neyi?”

“Şimdi sessiz

Güneşin doğmasını

Seslerin, doğanın, insanın uyanmasını

Günün getireceklerini

Heyecanları, mutlulukları

Zenginliği, keyifli anları

Saatlerin ilerlemesini

Zamanın akışını

Mevsimin dönüşünü

Yaşamın akışını

İsteklerin doğmasını

Arzuların gerçekleşmesini

Sevmeyi, sevilmeyi

Özlemeyi, kavuşmayı

Dinlemeyi

Ve -yeniden- sessizliği

Geceyi

Uykunun dinginliğini

Tekrar uyanmayı

Dünyanın devamını

Beklediğimin olmasını…

Sordu: “Oldu mu?”

Dedi: “Bilmiyorum, beklerken fark etmedim…”

İnsan bekler. Ama, bu durağan bekleme değildir. Bu aktif istemedir. İnsan beklentilerle doludur, yaşam beklentilerle ilerler. Beklenen gelmediğinde, istenen olmadığında, gelen hüsran, hayal kırıklığı ya da ihanettir…

Yaşam, beklenti ve ihanet arasında dokunan kumaş gibi, bazen sarmalar insanı ısıtır, bazense ellerinin arasında sökülür iplik iplik.

“Bekliyorum..

Annemin beni beslemesini

Babamın korumasını

Eşimin sevmesini

Çocuklarımın gurur duymasını

Takdir edilmeyi, güvende olmayı,

Kontrol edebilmeyi, özgür yaşamayı

Sevgiyi, ait olmayı, zenginliği, sağlığı, mutluluğu

Yaşamın beni fark etmesini

Bende olanı kutsamasını

Bekliyorum…”

Sordu: “Neyi?”

Dedi: “Hepsini ve hiç birini…

Bekliyorum, aslında sadece kendimi…”

Beklediğin bir tek kendinsin, senin hazır olman… Bil ki zaman hiç gelmez, zaman hep o an’dadır, senin hazır olmanda.

İnsanın en büyük ihaneti kendinedir, kendini unutmuşluğuna.

Sihirbazın şapkasından çıkan mucize gibi, beklediğin senden gelecek. Boşuna gözlerini dışarıya yönlendirme, içine bak. Bu, yaşamın sihiri, sihirbaz da sensin…

Bir öykü – Aşil’in Topuğu

“Yarı tanrı, kahraman Aşil (Akhilleus) ölümlü bir baba olan Peleus ile bir tanrıça olan Thetis’in oğludur. Thetis oğlunu o kadar çok sever ki onun da ölümsüz olmasını arzular. Tek yol vardır, oğlunu ölümsüzlük nehri Styx’de yıkamak. Başka hiçbir şey düşünmeden bunu hemen yapar ancak, elini suya değdirmemesi öğütlendiği için, onu sol topuğundan tutup suya batırır. Tanrıların düzenine olan ihaneti onun için bir annenin sevgisi ve fedakarlığı demektir. Düzen ise kendini korur, Kahraman Aşil hala bir ölümlüdür. Sadece topuğundaki ıslanmayan o noktadan alacağı bir darbeyle yenilebilir ve öldürülebilir. Efsaneye göre, Aşil, düzenin getirdiğine uyar, sonunu ve öleceğini bildiği halde gücünün gereğini yapar ve Helen’i geri almak için yapılan Truva Savaşı’na katılır, Truva prensi Paris ile savaşır. Paris’in attığı zehirli bir ok Aşil’i sol topuğundan vurur ve ölümlülüğünün gereği yerine gelir, kahraman en zayıf noktasından aldığı ölümcül darbeyle yaşamını yitirir.”

Aşil’in tanrıça annesi bütün anneler gibi çocuğunu koruma içgüdüsüyle onu ölümsüz yapmak istedi. Ancak, yaşam bize verdiği tüm gücün yanı sıra değişmez bir kuralla zayıf bir nokta da verir. Gücünüz ne kadar büyük  zayıf noktanız ne kadar küçük olursa olsun denge aynıdır.

Tanrıça yarı tanrı oğluna ölümsüzlük vermek isteyerek bir anlamda yaratılışa ihanet etti. Korumak için.

İhanet ise hüsranla kardeştir, birbirlerinden ayrılmazlar.

İnsan tanrıya, Havva Adem’e ihanet etti. Bilgi için.

Şeytan tanrıya, insan doğaya ihanet etti. Güç için.

Ve sonra insan insana ihanet etmeye başladı… Ün, sevgi, para, güç, ve diğer tüm hırsları için.

Oysa var oluşun gerçek doğası iyilik ve güzelliktir… Peki o zaman, hırs, itaatsizlik, bilgi, sevgisizlik ve ihanet… bunlar nedir?

Bedenin ihaneti hastalıktır.

Kendine ihanet sevgisizliktir.

Her beklentinin ihaneti hüsran, hayal kırıklığı, kırgınlıktır.

İhanet kendine yalan söylemektedir. İhanet doğal olanı ve yaşamın düzenini reddetmektir. Verileni almamaktır. Yaşamı kabullenmemektir.

O yüzden hastalanır insan. Kendine verilen yaşamı sevgiyle almayı reddeder, yaşam reddedildiğinde geriye ölüm kalır. Sonra korkar ölümden. “Yaşamak istiyorum ama tüm hırslarımla, yok mu bunun bir yolu?” diye düşünür. Yoktur. Yaşamın gerçek doğası iyilik ve güzelliktir. Yaşam aldığın kadar ver, verdiğin kadar al der. Yaşam sev der, herkesi, herşeyi ve kendini.

Kendini sevmeyen bedenine ihanet eder. Sonra “Bedenim neden bana ihanet ediyor?” diye düşünür.

İhanet varsa, intikam kapıda bekler. “Tek panzehir benim” der. İntikam hırs dünyasına aittir. Yaşamın gerçek doğası ise iyilik ve güzelliktir ve tek panzehir affetmektir. Affetmek için olanı kabullenmek gerekir. Yaşamın düzenini kabullenmek.

Kabullenmek bazen sabır, metanet ister. Kabullenmek baş eğmek demek değildir. Kabullenmek görmek demektir, bütünü görebilmek.

Ceza kişiye özgürleşme fırsatı verir. Gönüllü olarak, kişinin kendi isteğiyle yapacağı bir uzlaşma ve barış çağrısı. O zaman kefaret ve affedilmek için, özür için bir çaba olur. Eğer cezayı dışarıdan verirseniz bu intikamdır, işlevini ve anlamını yitirir. İntikamda değişim yoktur, intikam kısır döngüde var olur, dengeyi yerine koymaz. İçinde iyilik yok, yaşamın geçek doğasına ait değil.

Affedicilikte ise değişim ve gelişim vardır. Her iki taraf için de özgürleşme vardır. İntikam sizi sonsuz bir zincirle karşı tarafa bağlarken, affedicilik özgürleştirir. Kefaret, gönüllü olarak, hissedilen duygu karşılığında verilir; hüsran için hüsran, hayal kırıklığı için hayal kırıklığı, üzüntü için üzüntü.

Kefareti siz istemeseniz bile yaşam mutlaka ödetir, denge için. Yine de yaşamın ödettiği kefaret gizemlidir, ne zaman, nerede ortaya çıkacağı bilinmez, insan bağlantıyı kuramaz, sebebini çözemez ve özgürleşmek gittikçe zorlaşır.

Bizler gelişir ve öğrenirken sürekli hata yaparız. Yaşamın dengesi için sürekli iyilik yapılması gerekir. Unutmamak gerekir ki, uzlaşmadan kalan her ihanet denge için bir fırsat bekler.

Çünkü, yaşamın düzeninde alınır ve verilir, nefes gibi. Tek yön yoktur, çift yönlüdür. Her ne aldıysanız onu vermek zorundasınız ve her ne verdiyseniz onu almak zorundasınız. Bu doğal döngüdür.

Bugün yaşam sanal diyoruz, suni yani gerçek değil. İnsanın kendine bir başka ihaneti, kandırmaca, olmayanı yaşamak.

Eğer fiziksel beden ile var oluyorsan bu dünyada fiziksel bir yaşam yaşa. Dışarı çık, dokun, kokla, gör, duy, hisset, tad al. Yaşa.

En büyük ihanet, insanın yaşamı, kendini reddetmesi. İntihar, en büyük günah.

Sevgiyi reddetmek, iyiliği reddetmek, istekleri reddetmek, insanları, bir diğerini reddetmek.

Ne zaman umursamayız, görmezden geliriz, o zaman yok etmeye başlarız. Bedenimizi, çevremizi, doğamızı, dünyamızı, kendimizi.

Var oluşu reddetmek.

Olanı kabullenmeyi reddetmek. Gerçeği görmeyi reddetmek. Yaşamı dinlemeyi reddetmek.

Yaşamı hem gözleri kapalı, hem açık yaşamak demek, kendine doğru olmak, kendini tanımak demek. Reddetmeden kabullenmek demek… İnsan öğrenmeli..

Gözleri kapalı dokunmayı

Gözleri açık anlamayı

Gözleri kapalı duymayı

Gözleri açık affetmeyi

Gözleri kapalı koklamayı

Gözleri açık kucaklamayı

Gözleri kapalı tatmayı

Gözleri açık paylaşmayı

Gözleri kapalı görmeyi

Gözleri açık sevmeyi

Gözleri kapalı yaşamayı

Gözleri açık yaşamayı…

İnsan şimdi buradayken öğrenmeli…

Saba Melike Belkıs Doğar - Mistikalem.com

intouchlife@gmail.com

https://intouchcoaching.wordpress.com

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ