Murat T. Diksöz tüm yazıları

mdiksoz

Hey gidi Sadri Alışık...

Hey gidi Sadri Alışık…

Yaşamımızda içimize sığdırdığımız kişiler vardır hani…

Bizden daha biz olan sahiplendiğimiz, değişik kimliklerde gözümüzün önünde, mahallede, sokakta, semtte, kentte, ülkede …

Kısaca biri ardından laf etse üzerimize alınıp sanki bize söylenmişcesine tepki verip söveceğimiz neredeyse kesindir …

Samimilerdir…

Kalenderdirler…

Tevekkül sahibidirler…

Belki en iyi tanım ‘’İstanbul Beyefendisidir’’ karıncayı incitmezler, büyüklük bende kalsının ‘’Şövalye’’ tarafıdırlar…

Son dönemin yeni Türkiye’sinin artık bilmediği, bilenlerin işine gelmediği bir tarzdır…

Şehrin şehir  zamanları, adabın adap olduğu, sevginin, acının, hüznün, öfkenin yalın, katıksız yaşandığı, en iyi delikanlılığın efendilik diye öğretildiği, anladın mı değil anlatabildim mi demenin daha şık olduğu zamanlardır.

Art niyet barındırmayan nezaketli insanlardır onlar, naiftirler.

 Bugün ancak siyah beyaz film karelerinin İstanbul sur içi fonunda kah Tophane Rıhtımı kah Samatya sahilleri kah Sultanahmet meydanında kah Kız Kulesi önünde kah köprü üzerindedirler

 

Tanışmamış, iki kelam edip lafın belini kırmamış olsak da bizi bize yalnız hissettirmeyen o kişilerdendir Sadri Alışık

 

Yeşilçam’ın neredeyse olmayan imkanlarının, oldurulamayan senaryoları, Sadri Alışık’ın tam da bu İstanbul Beyefendisi tanımına yaraşır duruşuyla hayat bulmuş, ete kemiğe bürünmüş, serseri, külhanbeyi, aşık, çapkın, kaptan, balıkçı,  her ne tür rol olsa da büyümüş, unutulmazlar arasına girmiştir.

Adamdır. Gözyaşlarını içine akıtır karşısındaki üzülmesin diye ama yeri geldiğinde hıçkıra hıçkıra ağlamaktan da gocunmaz bilir delikanlılığın ağlamakla bozulmayacağını.

Giderek hoyratlaşan bu toprakların geleneği olmuş, insanın insana acımasızlığını  giderme yöntemini yarı meczupluğa vurup, ayakta durabilen insan tipini ziyadesiyle canlandırmıştır.

Kabullenir ama gerektiğinde de ‘’Bu da mı gol değil be’’ diye bağırmaktan çekinmez…

Sırtını yasladığı asırlık bir çınar önünde, boya tezgahı üzerinde ‘’öğle tatilinde kapalıyız’’ yazısıyla sigarasını tüttürürken, üç beş kuruş daha fazla kazanmanın mutluluğun yolu olmadığının bilincindedir.

Sandalında hem tutup hem de yalnızlığını konuşur balıklarla …

Sigarayı bir başka içer, dudağının ucunda hafif asılı dururken, sanki hayatta hiç hırsa kapılmamışçasına hüznünü yaşayarak…

Dram,komedi, melodram bir başka aleme götürür bizleri, güldürür katılırcasına, iç çekerek ağlatır, hınzırlıkta zirve yapar kimi filmlerinde, kimilerindeyse titretir yüreğimizi boynu büküklüğüyle

 

Turist Ömer’de Mr Spak’a bir inşaat işçisinden  aldığı şapkasının altından selam çakar.

Şaka ile Karışık’ta Ofsayt Osman mahkemede sözleri bitirince mahkeme salonunu gol diye ayağa kaldırır.

Efkarlıyım abiler filminde Gönlübol Arif berduş, serseri, eziktir ama zenginlerden daha zengin, yüreği daha büyüktür.

 

 Ah güzel İstanbul’da Müjgan başka bir güzeldir deyişlerinde …

Üzerimize acının, ölümün karabasan gibi çöktüğü neredeyse yarınımızdan emin olamadığımız ruh halimize, Sadri Alışık duruşu acilen gerekmekte ve bu toprakların Sadri Alışık duruşlarına  çok ama çok gereği olduğunun farkına varmalıyız artık.

18 mart 1995 de yitirdiğimiz Sadri Alışık’ın kendi dizelerinde;

 

"Burası umutsuzluk çarşısı
ama her dudakta her sabah bin bir umut türküsü
bu yokuşun ölüleri ağlamaz
ayak sesleri derindedir duyulmaz.
güneşler, günler unutmak kadar uzaklarda saklanır; görülmez.
bu koskoca gürültü yaşamak mı,
beklemek mi ölümü yeniden bilinmez.’’

 

Ruhun şad olsun ‘’Usta’’

 

Murat T. Diksöz - Mistikalem 

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ