Saba Melike Belkis Doğar tüm yazıları

Vizyon Tasarımı Danışmanı, Yaşam Enerjisi Rehberi

Güneş ve Ay’ın Simyası

Biraz önce yazdığım kelimeleri tekrar okudum “Bedenlerimizin içinde ruhlarımız nasıl da hapsolmuşlar, dışarısı hiç ayna olmuyor içeriye, neyseki ruhun güzelliği her fırsatta kendini göstermeye istekli, alçakgönüllükle…”

Bedenlerimizin içindeki ruhlarımız, bazen beraber yaşayan iki yabancı gibiyiz…

Dışarısı o kadar önemli ki, içeriye bakmak ya gereksiz ya da korkutucu. Oysa ruh ne kadar alçakgönüllü her fırsatta varlığını göstermeye, sadece izin versek.

Dün akşam “Dokunmak bu kadar zor olmamalı ki!” diye düşündüm.

Ama yasak, çok tuhaf olmasına rağmen yasak. Kendi bedenimize dokunmak, başkalarına dokunmak, içimizdeki ruha dokunmak, dışımızdaki ruhlara dokunmak, hayata dokunmak gizliden gizliye yasak…

İlk kim ve neden başlattı bu yasak oyununu bilmiyorum. Bu kadar yasak olunca temelde, zaten zamanla unutuluyor dokunmak, bu da bir yaşam biçimi oluveriyor… Değil tensel bir dokunuş bir göz teması bile çok geliyor. Bazen vermekten kaçındığımız bazen de alabilmek için arzuyla kıvrandığımız.

Dokunmak sevgi ise hiçbir şeye dokunmadan yaşanan bir yaşam kime ceza acaba?

Bugünün statü dünyasında bir üstteki hep dokunulmaz oluyor ya da en alltaki zaten dokunulmak istenmeyen. İnsanları sınıflandırıyor etrafımızda görünmez sınırlar çiziyoruz. Siz hangi sınıfa aitsiniz? Diğerleri size dokunamaz merak etmeyin!

Çocukken yabancıları yanına yaklaştırma diye büyütülüyoruz, büyüyünce sokaktaki adama dokunmak mümkün mü? Biz toplum olarak sıcakkanlı biliniriz ya, bir bakın bakalım sizin sınırlarınız ne kadar geniş?

Ben oldum olası birine sarılan, gözlerinin içine uzun uzun bakan insanlara hayranlık duydum, içlerindeki çocuğu izlemek keyif verdi, zaptedilemez bir sevgi ve sevinçle sizi sarmalayan bir kucaklama.

Sevgi ile dokunmak için ruhu hapsolduğu bedenden salıvermek yeterli sanırım… Ruh tüm alçakgönüllüğüyle teninizi, kelimelerinizi, gözlerinizi, sesinizi, kokunuzu kullanacaktır size ve diğerlerine dokunmak için, ruh büyük bir alçakgönüllükle yaşamı kullanacaktır dokunmak için, binlerce kilometre uzaklıklara, zamanın öncesine ve sonrasına düşüncelerinizle ve kalbinizle dokunacaktır.

Ruhu serbest bırakın yeter…

Kadim simya öğretileri kutsal bir evlilikten bahseder; Güneş ve Ay’ın evliliği. Zamanda ve mekanda asla bir araya gelemeyen iki sevgili aslında kendi içimizde asla bir araya gelemeyen kutupsallığı sembolize eder. Bu kutupsallık kendini hepimizde farklı gösterir, hepimizin yolculuğu farklıdır. Ne zaman ki kutsal evlilik gerçekleşir, denge sağlanır.

Ancak, yolculuk için kutupsallık elzemdir, ruhun yükselebilmesi için de yolculuk elzemdir.

Böyle baktığında insan bazen şükrediyor önüne çıkan engellere ve yaşanan sıkıntılara, “Ne mutlu ki bana yaşanacak bir yolculuk, kat edilecek bir yol vardı önümde” diyor.

Hoş, bu şükürler çoğunlukla engel aşıldıktan sonra dudaklardan dökülse de yol alınmıştır artık, ne mutlu!

Ruh ve beden bu yolculukta kutsal evliliği ararlar, kendi kutupsallıklarında. Ruh dokunmak ister kendine ve yaşama, yaşamın her formunda.

O zaman diyorum “Dokunmak bu kadar zor olmamalı!”

Yaşam sevgidir ve sevgi dokunmak ister…

Saba Melike Belkıs Doğar - Mistikalem.com

intouchlife@gmail.com

https://intouchcoaching.wordpress.com

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ