Mehtap Kayaoğlu tüm yazıları

Psikolojik Danışman&Psikoterapist

Facebook kullanıcıları için görgü kuralları

Seanslarda ilgimi çekiyor, pek çok danışanımdan, özel hayatımdaki ünlü arkadaşlarımdan benzer şikayetler duyuyorum. Gelen elektronik postalar mesajlar cabası. Özetle Facebook magandaları türemişti zaten! Normal şartlarda günlük hayatta yapmayacakları, belki de kendilerine yakıştırmadıkları için yapamayacakları davranışları sergileyen kişilerden bahsediyorum. Bu birinci grup.

Yazımızın konusu yeni beliren ikinci grup; iyi niyetli paylaşımlar adı altında insanların profillerini işgal eden kişiler. Etiketleme modası. Beğendiği resmi daha çok kişi görsün diye, sevdiği bir ünlünün ismini etiketliyor! Hopp resim daha geniş kitlelere ulaşıyor. Beğendiği bir kişinin videosunu yine aynı yöntemle çok sayıda insana izletmek istiyor. Derken farklı bir sistem devreye giriyor. “50 arkadaşını etiketle, hediye kazan!” ne kadar çok kişinin ismini etiketlerse hediye çekilişine katılıyor ve çekilişe kazanıyor!

Eskiden büyükşehir hayatının yaygın olmadığı dönemlerde insanlar küçük köylerde, kasabalarda yaşarlardı. Köy odalarında toplanıp sohbet ederlerdi. Derken şehir hayatı devreye girdi. Mahalle halkı, birbirinin evine gidip gelmeye, ev gezmeleri kültürümüz gelişmeye başladı. Günler geçti, zaman ilerledi ama insanoğlunun en temel ihtiyacı var olmaya devam etti. Yani sohbet etme ihtiyacı! Sosyal ortamlar değişti, sosyal paylaşım biçimleri değişti; ama sohbete olan ihtiyacın kendisi hiç mi hiç değişmedi. İnternet icat edildi, kişiler klavyeleriyle dünyanın bir ucundaki insanlarla konuşmaya başladı. Bir yanıyla hayal gibi. Muhteşem bir gelişme. Fakat görgü kurallarına ne oldu?

Hangi köy kahvesindeki Hasan Amca, arkadaşlarıyla sohbet edeceği ortama girerken Amerikan kovboyları gibi kapıyı tekmeleyerek girerdi ki?

Hangi Fatma Teyze, komşusu Zehra Hanım’ın evine girerken kapıyı tıklamadan paldır küldür dalardı?

Hangi 16 yaşındaki delikanlı, kendi oturmamış düşüncelerine birazcık ters düştüğü düşüncesiyle, 45 yaşında ve bildiklerini öğrenmek için çookk ciddi bedeller ödemiş bir beyefendiye “Sen kendini ne zannediyosun!” diye efelenebilirdi?

Hepsinin belirli seviyede bir adabı vardı. Hasan Amca, sohbet ortamına girerken selamını verir; Fatma Teyze komşusunun müsait olup olmadığını sorduktan sonra eve girer; 16 yaşındaki delikanlı, kendisine ters düşen bilgiyi duyduğunda efendi tarzını bozmadan öyle düşünmediğini söylerdi. Anlayacağınız her şey adabı muaşeret kurallarına uygundu.

Nedir adabı muaşeret? Ahlak, terbiye ve nezaket kuralları demektir. Ayrıca zerafet, usluluk ve edep. Uymayanların para cezasına çarptırılıp hapse atılmadığı; fakat insani özellikler açısından kişinin saygı görmeyi hak ettiği davranış biçimidir.

Face’de  twitter’da veya diğer sosyal paylaşım ağlarında yapılanlar neredeyse adap dışı.

Birisinin duvarına gidiliyor ve onun hoşlanıp hoşlanmayacağına bakılmaksızın etiketlemeler yapılabiliyor! Birisinin yazdığı bir söze diğerleri gayet saygısız ifadelerle yorum yazılabiliyor.

Tamam… insanların isimleri gizli… rumuzlarla kendilerini saklıyorlar ya! Endişelenmelerine gerek yok! Nasılsa sanal ortamda sanal kişiler olarak sörflerini yapıyorlar!

Peki ahlak neydi? Kişinin kendi nefsiyle kurduğu ilişkisi. Yani kişinin kendisine olan saygısının, başka insanlara yansıması değil miydi? Görgü kurallarımıza ne oldu? İnternet icat edildi nezaket yerle bir mi oldu?

Trafikte kırmızı ışıkta durmakla ilgili bir tanımlama vardır bilir misiniz? Bir ülkenin gelişmiş veya gelişmemiş olmasını bu örnekle açıklanır. Şöyle ki; gelişmemiş ülkelerde insanlar, geceleri ortalıkta trafik polisi yoksa kırmızı ışıkta basıp gider, derler. Oysa gelişmiş ve insani yaşam kurallarını oturtmuş ülkelerde, gecenin bir yarısında, kuytu bir bölgede dahi olsa sürücüler kırmızı ışıkta durur. Ve sürücülerin bu hassasiyeti, ülkedeki medeniyetin ve eğitim seviyesindeki oturmuşluğun göstergesi olarak anlatılır.

Örnekte anlatılmak istenen şartlar ne olursa olsun, insanların genel davranış kurallarına uyma eğilimindeki gelişmişliğidir. Tıbkı görgü kurallarına uymayı alışkanlık edinmekle, görgü kurallarını hiçe sayarak yaşamak arasındaki fark gibi.

Görgü kuralları temelde kişiyi hedef alır görünür ama aslında toplumsal yaşam uyumu için vazgeçilmezdir. Yollarda herkesin tükürdüğünü, dar geçişlerde insanların birbirini ezerek yürüdüğünü, toplu oturulan mekanlardan insanların kocaman sesleriyle bağıra bağıra konuştuğunu, işe pijamalarıyla gittiğini düşünemiyoruz bile. Bazı sosyal yaşam kuralları oturdu.

Gelelim sanal aleme… adı üzerinde henüz sanal… aslına bakarsanız bence sanal olmaktan çoktan çıktı bile. Çünkü bir çok insanın günlük hayatını işgal ediyor. İşimizi gücümüzü internet üzerinden takip ettiğimiz gibi, zamanımızın çocuğunu yine internetin vesile olduğu işlerle yürütüyoruz. Hayatımızın büyük kısmını etkisi altına alan bir sistem nasıl olur da sanal olarak kalabilir ki? Sanal falan değil, bal gibi kocaman bir gerçek!

O halde bir an önce kuralları oturmalı. İnsanlar yüzlerinde maske varmış gibi davranmaktan vazgeçmeli. Bilgisayarın tuşlarına dokunarak yazdıkları her cümlenin kendilerini temsil ettiğini unutmamalı. Rumuz da kullanılsa, kendi ismiyle de alemlere aksa, sonuçta ahlaki yapılanmanın bir getirisi olarak kendisine yakıştıracağı davranış şeklini seçebilmeli. Böylece eşya bize hizmet etmiş olur, biz eşyanın kölesi olmayız. Arabesk filmleri gibi davranmak zorunda kalmayız: “Beni yedin bitirdin İstanbul! Alacağın olsun!” İstanbul’un ne suçu var! O adamlara inanırsan başına gelecekler kaçınılmazdı zaten! Kendi düşen ağlar sonuçta.

Türk filmlerindeki gizli bilindışı mantık: Ben yapmadım, o yaptı!

Sanal alemlerdeki gizli bilinçdışı mantık: Ben yapmadım, o yaptırdı!

Sanal alemlerdeki açık düz cümle: Ben aslında eşimi aldatacak bir kadın değilim ama işte karşılıklı sohbetlerde kendimi kaybetmişim. Nasıl oldu anlayamadım, şiir konuşmalarımız bir anda cinsel içerikli konuşmalara döndü. Bir baktım ki otelde buluşmaya başlamışız. Birbirimizden kopamıyoruz! Eşimden de ayrılamam. Ne olur bana yardım edin!

Özetle… en ince konuşma ve uslup adaplarından tutun, en uçtaki sanal alem entrikalarıyla dolu cinsel sapmalı olaylara kadar her şey ama her şey bizim elimizde! Kimse kimseye istemediği bir şeyi asla ama asla yaptıramaz! Kişiler yapmak istedikleri ama bastırdıkları duygularını, uygun zaman ve zemin bulduklarında açığa çıkarırlar o kadar! Şu yazıyı okuyan ve akşama kadar vaktinin çoğunu internet başında geçiren herkes, kendisini falanca otelde yazıştığı kişiyle uygunsuz biçimlerde buldu mu? Yoo hayır! O halde yapanla yapmayan arasındaki fark ne?

Elbette… 1) Allah korkusu, 2) Temel görgü ve iletişim kurallarını kullanıyor olmak.

Çok uzadı biliyorum. Ben şimdi buraya kendime göre hazırladığım bazı uyarıları yazacağım. Sizler de kendi gözlemlerinizi ve uyarmak istediklerinizi yazarsanız harika olur…

Facebook için görgü kuralları:

1.      İnsanlar toplum içinde bir arada yaşamak zorunda oldukları gibi, internet ortamındaki paylaşım ağlarında da bir arada yazışmak zorundalar. O halde bu alanda pek çok nezaket kuralına uymak zorunda olduğumuzu kabul etmek zorundayız.

2.      Yazışmalarda iyimser ve hoşgörülü olmalıyız.

3.      Olgun/kibar kişiliğe sahip olmak için çaba göstermeliyiz.

4.      Katılmadığımız, eleştirmek istediğimiz durumlar için doğru kelimeleri, nazik ifadeleri tercih etmeliyiz.

5.      Yeni moda olan etiketle hediye kazan tarzındaki sanal seyyar satıcılık oyunlarına gelmemeliyiz. (bazı apartmanların girişlerinde hala yazıyor: Seyyar satıcılar ve dilenciler giremez! İnternet dünyasının seyyar satıcısı olmayalım.)

6.      Küfür, hakaret içerikli cümleler kullanmamalıyız. İtirazlarımızı, medeni tarzda dile getirmeye gayret etmeliyiz.

7.      Göstermek istediğimiz resim, videoları, kendi profilimizden paylaşmalıyız. Önümüze gelen herkesi etiketlememeliyiz. Birinin evine girip, onun eşyalarının yerini değiştirmek neyse, facede etiketlemek aynıdır, unutmamalıyız.

8.      Eleştirileri yerinde ve zamanında yapmalıyız.

9.      Özelimize girmeye çalışan konuşmalardan uzak durmalıyız. Kibarca uyarı yapmalıyız.

10.  Hoşumuza gitmeyen etiketlemeleri yapan kişileri listemizden çıkarmalıyız. (ki ben bunu yaptırıyorum ekibime. Saygısızca bir ifade gördüğüm hiç kimseyi facebook listemde tutmuyorum. Anında sildiriyorum. Listemde saygısızlara asla yer yok! Çünkü birisi bir duygusunu paylaşıyor, diğeri onun duygusuyla dalga geçen cümleler yazıyor. Bu duruma müsaade etmiyorum.  Kibar, güzel insanların, insani paylaşımlar yapmaları için açtım sayfamı. Kaba saba, kırıcı kişileri ortamda tutmuyorum. Aynısını sizlere de tavsiye ederim.)

11.  Hoşunuza gitmeyen eleştiri aldığınız kişileri ciddiye alıp cevap yazmayınız. Yazışmaları karşılıklı tartışmalara çevirmeyiniz.

12.  Gerektiğinde özür dilemesini bilmeliyiz. Çünkü karşımızdaki insan!

13.  Uygun olmayan kaba, saygısız şakalar yapmaktan kaçınmalıyız.

14.  Herkese açık sanal ortamlarımızda kullandığımız resimlerin seçimine dikkat etmeliyiz. (Bazen şikayetler alıyorum, faceden bana sarkıntılık yapıyorlar, diye. Merak edip danışanımın face sayfasına bakıyorum, bu kızcağıza niye sarkıyor insanlar acaba diye. Aman Yarabbi! O ne! Öyle bir resimler atmış ki! Sanki davetiye. Ee bunları eklersen tabii ki insanlar sarkar, dediğimde “Ama kendi sayfama istediğim resmi koyamayacak mıyım? Ailem zaten dışarıda her giydiğime karışıyor. Sayfamda bari rahat olayım.” Diyebiliyor. Bilmem anlatabildim mi?)

15.  Kıyafet, bir anlamda dış dünyamızdaki kendi hakkımızda tavsiye mektubudur. Nasıl birisi olduğumuzu, kimliğimizi temsil eder. Sokakta giyinemeyeceğimiz tür giysilerle çekilmiş fotoğraflarımızı internet ortamında kullanmayalım. Sonra şantajcılar başınıza bela oluyor uyarmadı demeyin.

16.  İnsanların yanlış anlamasına vesile olacak kavgacı, tahrik edici, sinir edici ifadeleri kullanmamaya özen göstermeliyiz.

17.  Aksi görünüm verecek resim, cümle ve sözlerden kaçınmalıyız. (Bazen tesettürlü danışanlarım şikayet ediyor. Faceden sürekli adamlar bana asılıyor diye. Şaşırıyorum doğrusu. Yıllardır internet kullanıyorum, hamdolsun kimse bana asılmadı. Merak ediyorum niye size asılıyorlar diye. Sonra bayan diyor ki “Duvarımdaki yazıdan olabilir mi?” olur ya… “ne duvarınızdaki yazı” diyorum. “Kadınsı seksiliğimle değil, kişiliğimle ilgilenenler bana arkadaşlık göndersin lütfen” yazdım diyor. Bazı cümleler resmen davet etmek için yazılıyor sanki.)

18.  Muhatabın düzeyine göre konuşulmalı, argo içeren ifadelerden kaçınılmalı. (Pekçok sanatçı/yazar arkadaşımdan duyuyorum. Normalde yolda görsem selam vermeyeceğim insanlar tarafından saygısız cümleler duymaktan bıktım. Face’imi/twitter’ımı kapatacağım.” diyor. Doğru üsluplarla kullanılırsa insanları birbirine yaklaştırıyor ve mesafeleri kapatıyor sosyal paylaşım ağları. Niye usulüne uygun kullanılmasın ki?)

19.  Yeni tanıştığımız kişilere karşı mesafeli davranalım. Kim olduğunu bilmeden iki günde can ciğer kuzu sarması olunmaz! Aman dikkat diyelim.

20.  Muhatabımıza konuşma hakkı vermeyi unutmayalım.

21.  Her tanıştığımız kişiye kendimiz ve sorunlarımız hakkında bilgi vermeyelim. Dertleşmek için yakınımızdan insanlar seçelim. Yoksa uzmanlara gidelim.

22.  Adı sanal olan bu alemin aslında sanal olmadığını, etten kemikten insanlarca kullanıldığını unutmayalım. Karşımızdakini tanımıyor olabiliriz ama hepimiz kendimizi tanıyoruz. Her gün aynada kendimizi görüyoruz. Kendimize yakışmayacak hiçbir davranışı, internet ortamında yapmayalım. Adabı muaşerete en fazla bu ortamda ihtiyaç var…bir kez daha hatırlayalım…

Görgü kurallarının faydaları nelerdir biliyor musunuz?

Yazılı olmayan bu tatlı kurallar, insanlarla aranızdaki belirsizliği önler ve davranışlarınızda istikrarlı olmanızı sağlar. İnsanlarla aranızda olan tatlı sınır, cahil ve kırıcı insanların sizi hırpalamasını, incitmesini engeller.

İnsanların zaafları var… ve bu zaaflar ilişkilere zarar verebilir. Temel nezaket kurallarıyla hareket ettiğimizde kişilerin zaaflarından olabilecek en az zararı görüyoruz. Kurallar bizi rahatlatır. Hareket alanım

Mehtap Kayaoğlu - Mistikalem.com

Psikolojik Danışman&Psikoterapist

0212 583 00 22
mehtap.kayaoglu@yuzlesme.tv

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ