Mehtap Kayaoğlu tüm yazıları

Psikolojik Danışman&Psikoterapist

Düğün öncesi neden kavga çıkar?

Hiç merak ettiniz mi hayatımızın bu meşhur “tuzu/biberi olan kavgalar(!)” neden hep "düğün günü”ne dayanır?

(Siz yazıyı okumadan önce söyleyeyim... Ben bu şatafatlı düğünlerden ziyade birkaç kişilik mini başlangıçlardan yanayım. Yazıyı geleneksel kültürümüzün yapısına istinaden yazdım)

Pek çokları için evliliğin kaçınılmazı haline gelen çatışmalı ortamların başlangıcı, eşlerin evlendikleri güne kadar uzanır. Çevrenizde şahit olduğunuz ayrılıklar, küsmeler, boşanmalar ve adını söyleyemediğimiz daha bir sürü gerginliğin altını karıştırdığımız da hep “taa düğün gününden itibaren başlayan gerginlikler” çıkar.

O halde gelin hep birlikte “Düğün Günü’nün İnsan Psikolojisi Üzerindeki Etkisi” neymiş bir güzel inceleyelim.

Evlilikteki kavgalar neden hep düğünle başlar?

Çünkü evlilik düğünle başlar. “Evlilik”in düğünle başladığı gibi, “Aile” de düğünle başlar. Evliliklerin ortaya çıkardığı “aile kurumu” başlangıcını akraba, eş, dost çevresi ile başlatılan “düğün”lere borçludur.

Geleneksel kültürümüze baktığımızda düğün günleri bireysel hayatımız açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Her büyüyen genç kız, peri masalları gibi düğünlerle dünyaevine girmek isterken; her delikanlı da yapacağı allı şanlı bir düğünle sevdiği kızı evinin hanımı yapmak ister. Genç kızların ve genç delikanlıların bu istekleri yalnız değildir elbet. Çünkü onları yetiştiren anne ve babalarının da en büyük hayali, evlatlarının mürüvvetini görmektir. Bunların tamamına anneanne/babaanne ve dedelerin de ölmeden önceki son isteklerini eklemekte bir sakınca yoktur umarım. Yani bu dünyadan göçüp gitmeden önce son kez torunlarının düğününü görmek!

Neden böyledir, niçin düğün gününe bu kadar anlam yüklenir bilinmez desek de, psikolojik süreçler açısından incelendiğinde “düğün günü” ciddi anlamlar içerir.

“Düğün” kelimesi etiyolojik olarak incelendiğinde, “düğün” ve “doymak” kelimelerinin aynı kökten geldiği görülür. Ve düğün “toy günü” yani “büyük eğlence yemeği günü” şeklinde tanımlanır. Belki de düğün günlerinde gelen misafirleri yiyeceklerle ağırlamak ve gelenleri doyurmak için ısrar etmelerin altında yatan gizli sır da bu olsa gerek…!

Erkek tarafı ile kız tarafı böyle bir düğün gününde birbirleri ile akraba olurlar. Birbirini tanımayan en azından yakından tanımayan insanların, yeni bir ilişki biçimi geliştirmelerine, yani akraba olmalarına da vesile olmaktadır düğünler. Her ne kadar yeni bir aile oluşturursa oluştursun, yeni bir ilişki biçimi ortaya çıkarırsa çıkarsın, tüm birleştirici ve artırıcı görüntüsüne rağmen “düğünler aslında kaçınılmaz ayrılığın” da habercisidir. Bu nedenle de gideni; yani bembeyaz gelinlikler içindeki gelini ağlatır. Ve günümüzde oluşturulan ayrı evler nedeniyle damat annelerini de hüzünlendirir. Adı her ne kadar eğlence yemeği olsa da, çağrıştırdığı ayrılık nedeniyle, “düğün günleri” hep “hüznün davetiyesi”ni çıkarmıştır… çıkaracaktır da…

İşte tam bu nedenle, düğünle başlayan evliliklerde, “bireysel doyumsuzluklar” bol miktarda yaşanır.

Anlaşılacağı gibi dışarıdan bakınca “birleştiren”, “bütünleştiren”, “büyüten” özellikler sergileyen ve doyma günü olarak adlandırılan düğünler; insanın bireysel ihtiyaçları açısından düşünüldüğünde “bireysel doyumsuzluklara” ve “bireysel ayrılıklara” vesile olmaktadır.

İlerleyen yıllarda, eşler arasında meydana gelen çatışmaların temelinde işte bu “bireysel doyumsuzluklar” yatar.

Anlatılanlar ışığında kısaca özetlemek gerekirse; düğün günleri, eğlence ve mutluluk dolu saatler gibi görünmesinin aksine; oluşturduğu bireysel doyumsuzluklar nedeniyle, evliliklerdeki krizlerin en önemli yıldızıdır.

Evlilikler ne kadar uzun sürerse sürsün, …ilişki boyunca ne kadar sıkıntılı ve daha ciddi olaylar yaşanırsa yaşansın “düğün günleri” kavga nedenlerinizin başında ve hatta ilk sırasında olmaya devam edecektir.

Belki de tüm bu anlatılanlardan sonra, evliliğin ülkemiz açısından ne kadar önemli olduğunu, aile kurmanın, yuva sahibi olmanın kutsal sayılmasının önemini hatırlamakta fayda var.

Yakınlarımızın evliliklerini, kendi bireysel ihtiyaçlarımızın tatmin yeri haline getirmediğimiz müddetçe, gençler evlenmeye, yuva kurmaya ve bir ömür huzur içinde yaşamaya başlayacaklardır.

Mehtap Kayaoğlu - Mistikalem.com

Psikolojik Danışman&Psikoterapist

0212 583 00 22
mehtap.kayaoglu@yuzlesme.tv

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ