Özge Genlik tüm yazıları

Uzman Psikolog

DÖNÜŞÜM

Merhaba benim adım ölüm;

  • Yaşama tat, renk,  anlam katarak yaşam farkındalığı sağlayan,
  • Sizler beni çoğu zaman “karanlık” ile ilişkilendirseniz de en yüce ve​muhteşem ışık kaynağıyım,
  • Sizlere yaşam sürecinizde vermeniz gereken mesajları sunabilmeniz için motivasyon sağlarım,
  • Sizlere özgürlük ve seçim hakkı vererek, yaşam önceliklerinizi belirlemenizde destek olurum,
  • Sizlere tüm yaşam sorumluluğunuzu alabilmeniz için cesaret veririm;
  • Sizlere her an varoluşunuzu hatırlatmak için hatırlatıcı görevi görürüm,
  • Zaman en kadim dostumdur,
  • Öz potansiyelinizin uyanmasını sağlarım,
  • O kadar özelim ki; benimle olan buluşmanızda tek başınıza olursunuz. Yaşam kontratınız bittiğinde kimse sizin yerinize ölemez. Bu deneyim size özeldir.
  • Beni pek sevmeseniz de gerçek olan yaşamı yaşamayı bilmemeniz ve “kaygı” duyumsamanız; bana yönelik “korku” duygusu besliyorsunuz çünkü beni tanımıyorsunuz. İnsan varlıkları bilmedikleri şeylere yönelik korku duygusu deneyimlerler.

Şu an tanıştık, ben de en az sizin benimle tanışmanızdan duyduğunuz kadar memnuniyet duyuyorum.

Yukarıdaki niteliklerimi yeniden değerlendirdiğinizde bana “ölüm” yerine başka bir isim verseniz bu ne olur? Ve beni bir şekle benzetecek olsanız bu nasıl bir şekil olur?

 

Her an bir ölüm anıdır ve her an aynı zamanda bir doğum anıdır. Arasındaki döngü ise yaşamdır. Her nefes aldığımızda doğarız ve her nefes verdiğimizde ölürüz, bu alış-veriş döngüsü ise yaşamın bir sentezidir. Ve bu nedenledir ki; yaşam süremiz fiziksel-biyolojik yaşımızla değil, nefes alış-veriş süremizle bağlantılıdır.

 

 

Yaşam; ölüm-doğum döngüsünde tezahür eden, kendini hatırlama yolculuğudur…

Farkında mısınız, yaşamı pek çok seviyoruz ancak yaşamın bir parçası olan “ölüm” olgusunu hep bir görmezden gelmeyi tercih ediyoruz ve genellikle kaçıyoruz “ölüm”den söz etmekten. Ölümden mi korkuyoruz? Yoksa yaşamı yaşamaktan mı korkuyoruz? Galiba her ikisini de henüz tam olarak hatırlayamadığımız için korku ve kaygı duygularını deneyimliyoruz. Kaygıyı, korku duygusundan ayıran en önemli fark; kaygılandığımız herşey “soyut”tur, zihinsel olarak yarattığımız senaryolarımızdan dolayı kaygı hissederiz; korktuğumuz herşey ise somuttur, ölüm en kaçınılmaz en somut olgudur.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; “yaşam ne kadar doya doya yaşanmamışsa, ölümden bir o kadar korkuyoruz”.

Şu an sorsam “ölümden korkuyor musunuz?” diye muhtemelen “hayır” yanıtını alırım. Ancak biraz derinden gözlemlediğimizde ölüm korkusunun en somut form/şekil değiştirmiş hallerini hergün görmekte ve hissetmekte olduğumuzu fark ederiz. Haddinden fazla mal-mülk biriktirme, en iyi statüde olmak için çok fazla çaba sarf etmek, sürekli kendini güvende hissetme ihtiyacı, tüm anksiyete bozuklukları (genel anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk, travma sonrası anksiyete bozukluğu), aşırı dindarlık, aşırı tüketim, aşırı hızlı araç kullanımı, duygularını bastırarak varoluş mücadelesi vermek, estetik ameliyat yaptırmak, saçlarını boyamak, gökdelenler inşa etmek vb. ölüm korkusunun açık göstergeleridir daha doğrusu ölüm ile bir randevumuz olduğu gerçeğini hatırlatan her uyaranı görmezden gelmeyi tercih ediyoruz ta ki ilk “ölüm” deneyimimize şahit oluncaya kadar. İlk kez “ölüm” ile nerede, ne zaman, nasıl karşılaştığınızı anımsıyor musunuz?

Dünya gezegenindeki yaşam döngümüze merhaba derken ilk ölüm deneyimimizi deneyimliyoruz; rahimdeki yaşamımıza son veriyoruz hem de kendi seçimimizle. Rahimde bir cenin halindeki çevremize hoşçakal diyoruz ve eşimiz olan plasentadan ayrışarak bize bakım vermekle hükümlü olarak seçtiğimiz ebeveynlerimizin şefkatli kollarına doğuyoruz yeniden. Bu bağlamda değerlendirdiğimizde ölüm bizlere seçim ve özgürlüğü beraberinde getiriyor. Doğum kanalından geçerken karanlık bir tünelden aydınlığa doğru yol alırken “acı” deneyimliyor olabiliriz ki; acı en güçlü dönüşüm aracıdır. Acılarımız en değerli yol göstericilerimizdir. Acının içerisine doğru yürüyebilme cesareti gösterebildiğimizde dönüşür, kim olduğumuzu hatırlarız.

 

Varoluşçu psikoloji “ölüm”ü büyük bir uyanma olarak değerlendirirken bir bakıma uyanış ile beraberinde dönüşümü de sunuyor. Kişinin yaşamdaki önceliklerini yeniden yapılandırmasına olanak sağlarken, yaşamının tüm sorumluluğunun kendi kaderimizin mimarı olduğumuz gerçeğini bizlere hatırlatıyor.

Hiç düşündünüz mü nasıl “ölüm” ile buluşuyorsunuz? Nerede, nasıl, ne zaman “ölüm” ile buluşuyorsunuz? Ve Dünya da bıraktığınız fiziksel bedeninizin yas seromonisi nasıl oluyor? Sizin ölüm senaryonuz neye benziyor?

Bir başkasının ölüm haberi ya da ölüme yakın deneyimlerimiz, kendi ölümümüz ile yüzleşmemiz için fırsat zemini oluşturur, şu ana dek yapmak isteyip de ertelediklerimizi eyleme koymak; söylemek isteyip de yutkunduklarımızı haykırmak için muazzam bir dönüşümdür, ölüm. Olanı olduğu gibi kabul ederek teslimiyetin meltemiyle özü keşfettiğimiz ve eşsiz, biricik doğamızı tüm kaainatla paylaşmamıza vesile olan ölümdür. Gerçek benliğimiz ile bütünleşebilmenin yolu ölüm ile buluşmaktan geçiyor.

  • Sizce ölümün hikayesi nedir, bize neyi fark ettirmeye çalışıyor?

Uzman Psikolog Özge Genlik-  mistikalem.com

 

* Fotoğraf: Victoria Christian

 

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ