Saba Melike Belkis Doğar tüm yazıları

Vizyon Tasarımı Danışmanı, Yaşam Enerjisi Rehberi

Deniz Bitene Kadar Yüzebilirsiniz…

Hem de istediğiniz kadar … ama, bu yaz tatili ile ilgili bir yazı değil.

Hep aklımızda olan ama unutulmuş,  umut beslediğimiz yine de endişe ve korku yüklediğimiz bir zaman ile ilgili… Aslında yaşam ile ilgili.

Gelecek.

Tüm çabalar gelecek için, bugün hep yarın daha iyi olsun diye çalışıyoruz. Oysa, tasarlanmayan bir gelecek ne getirir biliyor muyuz?

Gazete almıyorum, çok uzun yıllar oldu, internetten bakarım neler oluyor diye. Çok klişe bir başlık vardır: “Ne hale geldiler?” Bunlar genellikle tanınmış kişilerin dramlarını anlatan, bol fotoğrafla süslü, çöküşü yansıtan ve sanki ibret olsun diye -ama gizli bir zevk alma duygusuyla- yazılmış yazılar. Hani, “biz”lerden iyiydiler ya bakın şimdi nasıl düştüler…

O yazıyı yazan kendi geleceği için ne yapıyordur sormak gerek… Gözlerimiz sürekli dışarıya çevrilmiş, başkalarının hayatlarını gözlüyor, eleştiriyor ya da beğeniyoruz. Peki, madem bu kadar meraklıyız, bu kişilerin gelecek başarılarını ya da dramlarını görüp kendimize plan yapıyor muyuz?

Biz bu kadar kaderci miyiz? Ya da bu kadar cesur muyuz?.. Çok çabalıyoruz ama gerçekte bir rehavet içinde kendimizi boşluğa bırakıyoruz.

Boşluk bize “bize ait olmayan” yüzlerce arzu, istek ve hayalle doluymuş gibi gösterilince buna şaşmamak gerek. Çabalar bunlara ulaşmak için. Boşluk güvenli hatta olunması gereken bir yer oluveriyor.

Yaşama güvenmekle gelecek tasarlamayı birbirine karıştırıyoruz. Yarın için, içi dolu arzular değil de bize empoze edilen hayallerden seçtiğimiz, kısa sürede unutulacak istekler yaratıyoruz… Tüketim çılgınlığı diyorlar, evet gerçekten ne yemek istediğini bilmeyen yediğiyle asla doymaz, hatta o yemeğin mutsuzluğunu gidermek için tabağı bir kenara atar ve başka yemek peşinde koşar… Sahip olduğumuz anda kurtulmaya çalışıyoruz. Ve uzaktaki diğer hayal ne kadar cazip buradan bakınca, kime ait bir bilebilsek…

Yaşama ve kendine güven, güçlü arzular ve inanç ister. İstikrar ister. Planlama ister. Bedeni ve zihni anlamayı, kuvvetlendirmeyi ister. Mutlu olmayı seçmeni ister. Kendini tanımanı bekler.

“Geleceği siz şekillendirmezseniz sizin için birileri mutlaka bir gelecek yaratacak.” demiştim. (bknz. “vizyon”  gerçekleşen gelecek…)

Cümleyi yazalı birkaç yıl oluyor ama, etrafımda bunu yapabilenlerin sayısı artmadı henüz.

Oysa herkes ilerliyor, mutlaka sorduğunuzda bir yönleri var. İçi dolu mu bir bakmak lazım… Yaşamları dram hikayelerinde anlatılanların kararlarına ve seçimlerine de bakmak gerek.

Seçmek için iki yol var aslında; yol ağzında durduğunuzda ya birisinin arzusunu yüklenip karar veriyorsunuz -bilerek ya da bilmeyerek- ya da gerçekten size ait olan ateşli arzuya yöneliyorsunuz. Ancak, bu ateşli arzunuzun sizi aslında nereye götüreceğini tam da göremiyorsunuz. Her ikisi de sizi bir drama götürebilir.

“Evren statükoya tolerans göstermez.”

Zaman değişir ve değiştirir. Evrenin kuralı bu. Yine de insanoğlunun bazen çocukça bir sabitleme özlemi vardır; “Evet, bu benim için iyi ve hep öyle kalsın” der. Ancak, siz ne kadar sabitlemeye çalışsanız da bir sonraki an değişmeye başlamıştır bile. Belki de masallar bu yüzden zirvede bırakır hikayeyi, öykücü bilir ki bir sonraki sayfada yukarı çıkan aşağı inecektir, ta ki yeniden yükselinceye kadar… Yaşamın sonsuz döngüsünde devinerek yaşıyoruz.

Çin kozmolojisinde yin yang semolü vardır, tai chi, dualite. Değişimin başlangıcı, bir önceki duruma wuji denir ve bu birliktir. Dualite geldiğinde devinim başlar, yaşam dansı, siyah ve beyaz birbirleriyle dans ederken dönüşürler, biri diğerinden daha iyi değildir, birbirlerini tamamlayarak var olurlar. Ve sembole dikkatlice baktığınızda her birinin içinde diğerinin minik bir parçasını görürsünüz, bu dönüşümün mührü gibidir asla salt kendin değilsin içinde diğerinden de var. Diğerine dönüşüm noktaları en yukarıda ve en aşağıdadır, masalların zirvesi gibi, bir sonraki adım tamamen farklı olacaktır. Yaşam bunu bilir, öykücü de…

Yaşam bilir de biz bir türlü öğrenmek istemeyiz… Zaten devinimin ritmini bilmediğinizde devindiğinizi fark etmeniz de zor olabilir…

Bugün bir başlangıç yapın. Bir defter alıp yaşam öykünüz yazın. Sonra bir daha ve bir daha yazın. İlki belki kabaca bir özetti, sonra ailenizi, arkadaşlarınızı hatırladınız, aşklarınızı, başarı ve kayıplarınızı, her seferinde öykü zenginleşti. Sonra tanıdık temalar dikkatinizi çekti, hatta yineleme zamanlamaları.

Bu haliyle seyahat ettiğinde, başıboş bırakılmış bir gemi gibi nerede karayı bulacağı belli değil, sağlam kalacağı bile şüpheli. Kendi potansiyelini ve hedefini bilmeden akan bir yaşam.

Siz deniz bitinceye kadar yüzebilirsiniz… Ama en iyisi denize girmeden nereye yüzeceğini düşünmektir. Hangi sahile çıkmak istiyorsunuz ya da  sizinle kimler gelsin?

Bu resmi görmenin kolayı var, anne babanıza bakın, gazetedeki hikayelere kadar gitmenize gerek yok, kendi çevrenize bakın. Atalarınızı araştırın. Fotoğraf albümünü çıkarın, tek tek geçmişe bakın. Çevrenizde onlarca insan var, sorun bu kişilere, gerçekten mutlu, sağlıklı, huzurlular mı? Kayıplar ve kazançların arkasındakileri sorgulayın. Büyük bir başarının arkasında hangi hüzünler var ya da bir kederin içinde hangi mutluluklar gizli. En önemlisi, hedefledikleri bu muydu?… Çağımızın en korkutan hastalıkları eminim kimsenin hedefi değildir ya da yaşlılığı yalnız ve yoksul geçirmek. Güzel hikayeler de kandırıcı olabilir, o hikaye sizin isteğiniz değilse. Kendi potansiyelinizi bilmediğinizde ve duygularınızın deposunda neler biriktirdiğinizi fark etmedikçe yirmi-otuz yıl sonra nerede olacağınızı bilemezsiniz.

Başlamak için “şimdi” hep doğru zamandır.

Önce şu soruları sorun kendinize:

– Mükemmel yaşamım nasıl olmalı? Tatmin edici ve iyi yaşanmış saymam için neler olmalı? Az ya da hiç pişmanlık içermeyen bir yaşam için?

– Kendi çevremde görevim ne? Sadece evimde değil bu dünyada?

– Hayallerim neler? Ya da gizli tutkularım?

– Ya vazgeçtiğim hayallerim?

– Şu anda hayatımın hangi kısımları en iyi şekilde veya en zayıf şekilde yürüyor?

– Değerlerim neler?

– Kendimi en etkili şekilde nasıl yönetebileceğime dair ipuçları arasaydım neler söylerdim? Ne motive eder beni? Ya da nerede takılırım?

– Yaşamak istediğim hayatı engelleyen şeyler neler?  Ya da hayatımda eksik olan ne?

– Hayal kırıklığı ya da başarısızlıkla nasıl başa çıkıyorum?

– Söylediklerimi yapmada ne kadar başarılıyım?

– Beni, değişimi gerçekleştirmede başarıya ulaştıran nedir?

– Eğer 5-10 yıllık bir hedefim olsaydı, bu hedef ne olurdu?

Daha çok soru var, ama başlangıç için bunlar yeter… Sonra dürüstçe cevap verin, cevaplarınızı okuyun, bir daha okuyun.

Yaşam öykünüzde “şimdi” desiniz. Yarın için ilk hareketin tüm potansiyeli burada.

Gözleriniz kapayın ve bir gelecek hayal edin, o geleceği yazın. Sonra tekrar hayal edin ve tekrar yazın. Ve tekrar… Ta ki o gelecek ateşli bir arzuya dönüşene kadar. Tüm detayları hissedin. 10 yıl sonra içtiğiniz kahvenin tadını alın, yanınızda kimler var görün ve hazzını duyun. Bu size keyif veriyorsa o gelecek size aittir.

Yaşam bütün spontanlığı içinde hedefleri sever, hedefler güçlü ve motive insanlara aittir. Yaşam güçlü ve kendine güveni olanlara, mutluluğu seçenlere hediye vermeyi sever.

Ve yaşam bilir ki yolculukta her adım zaten bir sonrakini değiştirir. Yolun nerede biteceği hala gizli olsa da yol haritası ve pusula içinizde olursa asla kaybolmazsınız.

Saba Melike Belkıs Doğar - Mistikalem.com

intouchlife@gmail.com

https://intouchcoaching.wordpress.com

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ