Saba Melike Belkis Doğar tüm yazıları

Vizyon Tasarımı Danışmanı, Yaşam Enerjisi Rehberi

Boşluğu ne ile doldurmak isterdiniz?

Cismin Halleri…

İlkokul yıllarını ve bu dersi hepimiz hatırlarız; ismin halleri. Sınıfta tüm öğrencilere hep birlikte nakaratlar içinde söyleterek ezberletirlerdi.

Bir kere ezberlediniz mi artık hep sizinledir o bilgi…

“Eveet, Türkçe’de ismin beş farklı hali vardır. Bunlar:

– Yalın hal,

-i hali,

-e hali,

-de hali ve

-den hali… Şimdi, hep beraber tekrarlayalım!..”

Peki, ne anlama geliyordu bu haller?… İsim yalınken birden bire halden hale girebiliyordu.

Dilbilimcilere sorarsanız hemen teknik açıklamasını yaparlar:

“Yalın hal, ismin hiç ek almamış halidir, adı üstünde yalın… -i hali belirtme halidir, sonuna geldiği sözcüğü belirtili nesne yapar; yüklemin neyi, neleri, kimi, kimleri belirttiğini gösterir… -e hali yönelme halidir, sonuna geldiği sözcüğü dolaylı tümle yapar; yüklemin bildirdiği eylemin nereye yöneldiğini gösterir… -de hali bulunma halidir, sonuna geldiği sözcüğü dolaylı tümce yapar; yüklemin bildirdiği eylemi gösterir… -den hali ise ayrılma halidir, sonuna geldiği sözcüğü dolaylı tümleç yapar, ismin ayrılma durumu, nereden ayrıldığımızı gösterir.”

İsmin halleri iletişimde bize kolayca bilgi veriyorlar, “Bak” diyorlar “aynı isim ama her halinde farklı amaca yönelmiş”.

Tıpkı senin gibi, tıpkı benim gibi… Aynı isim ama sürekli başka hallerde.

Bense dünden beri nedense “yalın hal“e takıldım. Aslında, sebebini biliyorum, boşluk.

“Nasıl buldun burayı?” diye sordu, mekanı kastediyordu.

“Boş” dedim, kısaca. “Ama, belki boş olması için bir sebep ya da ihtiyaç vardır.”

“Evet” dedi “Bir süre önce kalbim de boşaldı.”

İçimdeki boşluk dışımdaki boşluk.

Bizler fark etmeden -bazen de fark ederek, haşince ya da sevgiyle- içimizi dışımıza yansıtırız.

Sabah mutlu kalkınca günü güzelleştirmek için en sevdiğimiz kıyafeti seçer, sevdiğimiz arkadaşları arar seslerini duyar, yüzümüzde bir gülümseme ile dolaşırız etrafta.

Oysaki, o sabah keyfisiz kalksaydık yataktan, ne içtiğimiz çayın tadı güzel olurdu ne de etrafımızdakilerin sesleri kulağımıza hoş gelirdi.

Gün aynı gün, insanlar aynı insanlar, çay aynı çay… Onlar aynı haldeler de biz hangi haldeyiz bilmeyiz, dikkat etmeyiz çoğunlukla. “Normal hal”imiz budur ya, akışa bırakılmış… Aksi giden işlere hayıflanır, hatta en küçük bahanede rahatlamak -boşalmak için- birkaç kişiyle tartışır, dışarıyı da kendi halimize benzetiriz çabucak.

İçerisi neyse dışarısı o olur.

Bilseydik belki o gün “-den hal”inde kalktığımızı ve sürekli bir ayrılma yaşadığımızı, belki kendimizi “-e hal”ine çevirmek mümkün olurdu. Bir anlığına dur ve “kendine yönel” diyebilirdik… Bilseydik ya da isteseydik.

Hepimiz kendi dünyamızı yaratıyoruz, her “hal”imizle. Ve ismin her “hal”ine ihtiyacımız var, çünkü, bazen belirtmeli, bazen yönelmeliyiz, bazen bulunmalı, bazen de ayrılmalıyız…

Akışı değil yaşamın ritmini takip ettiğinizde hangi “hal”de olacağınızı bilirsiniz. Eğer döngülere kapalıysa algılarınız ve başkalarının yönlendirdiği akışa kapıldıysanız, bir “haller”de olursunuz ve ısrarla o “hal”de kalmak istersiniz ki bu “hal”den ne size fayda gelir ne de yaşamınıza.

Boşluk.

Uzakdoğu’nun kadim yaşam felsefeleri ve bilgilerinde yaradılış sürecinde ve yaratılmış olanda “boşluk” tanımlanır.

Yaradılış sürecindeki boşluk adını alır; bu, Wuji ya da Wu Chi’dir. Sınırı olmayan demektir, tüm potansiyel, doğum öncesi. Boşluk burada doğurgandır ve varlığı doğurmak için hazırlanır. Kadim bilgiler der ki:

“İnsan Yer’in kanunlarına göre şekillendirilmiştir,

Yer Gök’ün kanunlarına göre şekillendirilmiştir,

Gök Tao’nun kanunlarına göre şekillendirilmiştir,
Tao doğal olanın yani Wuji’nin kanunlarına göre şekillendirilmiştir.”

Kanun, doğal olanın oluş şekli, yasasıdır kısaca. Doğal olanın kanununda “boşluk”, dolabilmek için gereklidir.

Bu alemde her cisim, istese de istemese de sürekli hareket, dönüşüm halindedir. Bazen sadece görünüşü -şekli- değişir özü aynı kalır, bazen de kimyası -özü- değişir, kendiyle tek ya da bir diğeriyle birleşik, bambaşka bir varlık olur.

Cismin hallerinde olabilmek, değişim yaşayabilmek, dönüşebilmek için boşaltmanız gerekli.

Ancak, boşluk bazen yanıltıcıdır. Görünürde “boş” zannederiz ama aslında doludur. Dolu boşluk iticidir, hiçbir çekim gücüne sahip değildir… 

Dolu boşluk can sıkıntısıdır, keyifsizliktir, reddetmedir. Dolu boşlukta içimiz istemediğimiz şeylerle o kadar doludur ki burada değişim ve dönüşüm için yer yoktur. Ters kutuplu bir mıknatıs gibi yaklaşmaya çalışan herşeyi iter.

Görünürdeyse biz sürekli bir çaba halinde olabiliriz. İsmin halleri arasında gelir gider, cismin hallerinde dolaşır ve neden bir türlü olmadığını düşünürüz.

Kadim bilgiler der ki “doldurmadan önce boşaltmalısın”. Gerçekten boş olmalısın, içindeki tüm negatif duygu ve düşünceleri, seni hasta eden, yaşamdan koparan, mutsuz olmana neden olan tüm inançları boşaltmalısın.

İşte, o zaman, gerçekten boş olduğunda “Wuji hal”ine geçersin. Şimdi, tüm potansiyel olmuşsundur, gebe ve doğuma, yaratıma hazır.

Wuji çekim gücüne sahiptir. Bu mıknatısın düz çekim gücü gibidir -bu da yazılı bir doğa kanunu, hiçbir yerde hiçbir zaman şaşmaz-… Wuji halinde yaşamına sağlık çekebilirsin, iyilik, güzellik çekebilirsin, sevgi ve dostluk çekebilirsin. En önemlisi aydınlanma, büyük bir bilgelik durumunu çekebilirsin, bu “kişinin acıdan ve ızdıraptan kendini kurtarmış olmasını ve kendi kendine yaşamdaki tüm konularını, tatminkar bir şekilde, çözebilmesini” ifade eder.

Dönüşmek için kendinizde ve yaşamınızda gerçek bir boşluk açtığınızda önce sadece yaşamın ritmini seyredin. O size şimdi hangi halde olmanız gerektiğini sonra hangi hale geçeceğinizi söyleyecektir…

Sonra, çekim gücünüzü hayal gücünüze bağlayın. Hayal gücü rüya görmek gibidir, yaratıcılığı sınırsız ve büyüleyicidir…

Hindu mitolojisinde “avatar” Tanrı’nın dünyaya bedenlenerek gelmesi” yani tezahür’dür…

Her birimiz kendi yaşamımızda -bir rüyada, sanal gerçeklikte- tezahür etmiş yaratıcı gücüz. Her birimiz rüya görücü, yaşam sanatçısıyız. Ve rüyada gerçek “ben”i, kimliğimizi bulup artık hangi “hal”de olacağımızı bilebilir, kendi yaşamımızı yaratabiliriz.

Şimdi bir bakın kendinize, siz hangi “hal”desiniz?

Ve yaratacağınız “boşluk”u ne ile doldurmak isterdiniz?

 

Saba Melike Belkıs Doğar - Mistikalem.com

intouchlife@gmail.com

https://intouchcoaching.wordpress.com

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ