Saba Melike Belkis Doğar tüm yazıları

Vizyon Tasarımı Danışmanı, Yaşam Enerjisi Rehberi

Bir damla suyun hiç kurumamasını nasıl sağlarsın?

“Ah… Samsara!” 

Nereye gidiyorsun?… Arzularının peşinde…

Onlardan biri senin olduğunda bilmez misin bir sonrakini arzulayacaksın.

Nereye gidiyorsun?… Hedeflerinin peşinde…

Yaşamını tek bir amaca feda ettiğinde bilmez misin bir diğerini düşleyeceksin.

Nereye gidiyorsun?…

Nereden geldiğini bilmeden.

“Her deneyim Yol’u bulmaya yardım eder.”

“Binlerce arzuyu geçekleştirmek mi? Yoksa tek bir şeyi fethetmek mi?

Hangisinin önemli olduğunu söyleyebilir misin?”

Yaşamın tüm hazlarını tatmak, belki her seferinde “işte, bu!” diyerek süregelen bir arayışta olmak. Oysa, bulduğun hiç bir zaman “o” değildir.

Sen de bilirsin, bu zevk geçecek, içinde bir sonraki için bir arzu uyanacak ve tekrar başa döneceksin…

Yaşamın tüm hazlarından elini çekmek, her gün “belki, bugün?” diyerek beklemek. Günler geçse de gelen “o” değildir.

Bilirsin ve her gün en başa geri dönersin…

İnsan bekler.

Bütün olmayı özler. Ait olduğu yerde olmak, ait olduklarıyla birlikte olmak…

Her ayrılık kavuşmayı bekler.

Sonsuz bir döngüde doğar ve ölürüz.

Ruh insanda doğar, ebediyetten ayrılır, “Yol”u yaşamdır… Edediyete tekrar kavuşacağı günü bekler, bunu bilir ve özler.

İnsan bedende doğar, özden ayrılır, “Yol”u yaşamdır. Zamanı dardır, ebediyete tekrar kavuşacağı günü bekler, bunu bilir ve korkar.

Samsara, yaşamın akışı… Yeniden doğuş döngüsü.

Ruhun ve bedenin içiçe geçmiş süregelen yolculukları.

Bir tarafta bilinç öte tarafta tutkular, arzular, istekler, duygular ve deneyimler…

Bu sürükleniş, bir anlamda, bir ilerleyiş ve dönüşüm.

Yaşam ayrılık ve kavuşmalarla ilerler. Ruhun yolculuğunda da insanın yolculuğunda da bu değişmez…

Bir de yaşamın durduğu bir “an” vardır; ayrılıp da kavuşamadığımız zaman.

Biz ilerliyoruz zannetsek de o “an”da yaşam durur …

Kavuşurken “hoşgeldin” uğurlarken “güle güle” deriz.

Oysa ruhun vedalaşması ve kavuşması gizlidir, gizemlidir.

Ruhun dünyasında hangi sözcüğün söylendiğini bilmeyiz.

Kavuşmayı ve bütün olmayı isteyen ruh için ayrılık derin bir yaradır.

Biz istediğimiz kadar “hoşgeldin” diyelim, ruh kavuşmadıysa söylenen sadece boş bir sözdür.

Ve biz istediğimiz kadar  “güle güle” diyelim, ruh bırakmıyorsa ayrılan yoktur.

Ayrılmak ve kavuşmak için ruhun izni gereklidir… Tüm gerçek ayrılıklar ve tüm gerçek kavuşmalar ruhta olur.

Tek bir söz yeterlidir… “Evet…” “Lütfen…

Ancak ruhun izni alındığında, hareket gerçekleşir.

Görmesek bile bu izni içimizde hissederiz.

Şimdi sor kendine “Nereye gidiyorum?

Ruhun neye kavuşmak istiyor?

Bil ki ruhun ona kavuşmadan sen huzur bulamazsın.

İşte bu yüzden, izin ver…  Rehberin ruhun olsun.

Unutmak, reddetmek en büyük ayrılık. Hatırlamak, kabullenmek en büyük kavuşma. Ruhumuzun üstündeki ruh her şeyi hatırlar ve kabullenir, unutan ve reddeden sadece insandır. İnsanın içindeki ruh ancak saygı ve sevgiyle hatırlayıp kabul ettiğinde huzur bulur.

“Bir damla suyun hiç kurumamasını nasıl sağlarsın?”

“Onu denize atarak…”

 

Zaman ruhunu denize kavuşturma zamanı.

Ruhun denize, sen ruhuna, yaşam sana kavuştuğunda,

Herşey ve herkes ait olduğu yerde olduğunda diyebilirsin:

“Şimdi, herşey bütün!”

 

Saba Melike Belkıs Doğar - Mistikalem.com

intouchlife@gmail.com

https://intouchcoaching.wordpress.com

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ