Saba Melike Belkis Doğar tüm yazıları

Vizyon Tasarımı Danışmanı, Yaşam Enerjisi Rehberi

Bekle dedim gölgeye…

Aynada son bir kez daha kendime bakıyorum evden çıkmadan, işte karşımda bildiğim “ben”… Ya da bildiğimi sandığım.

Sokakta artık kendimi görmüyorum, beni görenler karşımdakiler. Ne tuhaf o kadar iyi bildiğim “ben” bir anda bu kadar yabancı.

“Ben” kimim? Sevdiklerim neler ya da sevmediklerim… Onayladıklarım ya da yargıladıklarım… Yanıtı yine bende olmalı, peki neden emin değilim?

Yok canım, saçma! Tabii ki eminim! İşte, kolayca nefret ettiklerimi sıralayabilirim… şu aptal insanlar, öfkeden kendini kaybedenler, sürekli bir şeyler isteyenler, beceriksizler, sıradan olanlar, fazla duygusallar, hükmedenler, benciller, ön planda olmak isteyenler, hiç öne geçmek istemeyenler, çirkinler, zevksizler, takıntılılar ya da umarsızlar… bitmedi. Sadece kestim.

Sevdiklerimi de kolayca sıralarım… güzel olan her şey, bilgi sahibi olanlar, gülebilenler, çözüm üretenler, el becerisi olanlar, paylaşanlar, adiller, güvenilirler, mantıklılar, çözümcüller, zamanını bilenler, kıymet verenler, sevenler, yaşamın tadına varanlar…

“Ben” neye sahibim? Sevdiklerimin hepsi ben de mi? Öyle olmaya mı çalışıyorum? Ya nefret ettiklerim… Ben hiç mi hükmetmedim, hiç mi bencil olmadım, hiç mi üzülmedim, hiç mi çirkin olmadım, hiç mi sıradan olmadım… olamaz mıyım?

Neden?

Neden benim dünyam sadece “iyi” diye bildiklerini sahiplenmek ister de “kötü” olanları reddeder. Kim, ne zaman verdi bu ağır yükü omuzlarıma? Ben neden kabul ettim taşımayı, hem de bunca zamandır…

Dışardayım, güneş yukarda ve sert, ışığı çok parlak… Işık ne kadar sertse o kadar keskin bir gölge var beni takip eden… İstesem kurtulamaz mıyım? Şimdi çok karanlık olsa, yok olur ya da kör edici bir aydınlıkta… Yok olur… mu? Hayır, sadece görmem. Gölgem benim yansımam. Gölgem “ben”im.

Duruyorum. Neden bir gölgem var diye düşünüyorum. Hayalet bir benlik gibi, aynada kendini göremeyen vampirler gibi tek yönlü olsam, yarım, diğerine hiç sahip olmasam…

Yok, bu fikri beğenmedim. Bir anda gölgemi inanılmaz sevdim. Hem o değil mi ki bana ışığın yönünü, kuvvetini bildiren, sadece ona dikkat etsem ve okumayı öğrensem…

Okusam gölgemin bana hediyesi ne olurdu? Zıtlık… Öfke olmasa sevgi olmazdı, çirkin olmasa güzel olmazdı, bencillik olmasa vericilik olmazdı… “Kötü”ler “iyi”leri fark etmemi sağlıyorsa nasıl onları kötü diye yargılayabilirim. Bütün olmak, tüm potansiyeline sahip olmak, muktedir olmak… Eğer her ikisi bende olmazsa bütün olmamın imkanı yok. Neden reddediyorum? İçimdeki muhteşem güç ya da zavallı yaratık… hangisi beni daha çok korkutuyor? İkisi de mi? Kontrolü ele geçireceklerinden mi endişeleniyorum? Birini reddederken zaten kontrolü diğerine vermedim mi?…

Dün bir arkadaşım bir hikaye anlattı. Hikaye onun bir arkadaşıyla ilgili, askerliğini sınır karakolunda yapan ancak insanlara zarar vermekten, birini öldürme fikrinden, başkalarını kontrol etmekten nefet eden birisi. Bütün bu insancıl, iyi niyetli ve barışcıl düşünceleriyle “sınır ötesindekiler bizden bir zarar gelmeyeceğini anlar ve bize yaklaşmazlar” demiş. Sınır ötesinin yaptığı bir saldırıda tüm karakol hayatını kaybetmiş. Sınır ötesindekiler bir zarar gelmeyeceğinden emin yok etmişler hepsini.

Dinledim, içimde birşey o kadar acıdı ki… Keşke dedim, keşke içindeki savaşçıyı yok etmeseydi. Çünkü, o savaşçı biz yok ettiğimizde dışımızda bir başka kimlikle hayatımıza tekrar geri gelecek. Herhangi birinde kaçınılmaz yansımasını göreceğiz. Ne ironiktir, yansıtanın biz olduğunu bilmeden!

Her gün nefret ettiğimiz ya da sinirlendiğimiz onca insan onca olayla karşılaşmıyor muyuz? Neden sürekli eleştiriyoruz? Her gün birilerine özenip onlar gibi olmak istemiyor muyuz? Neden kendimizi sevemiyoruz?  Hep bir şeyleri düzelteceğiz ya da değiştireceğiz umuduyla… Boş bir çaba.

Ancak, kayıtsız olduğum birşey beni rahatsız etmez. Olması ya da olmaması fark etmeyecek şey… Ne zaman kayıtsız olurum? Benimsediğimde. Var olmasını kabul ettiğimde… Güzel ve çirkin vardır, her ikisi de olabilirim. Aptal ve akıllı vardır, her ikisi de olabilirim… Geçmişte, bugün ya da gelecekte…
 Özendiğim ya da kaçındığım her şey, ışık da karanlık da benim içimde, dışardakiler sadece birer yansıma.

Bugün kendimle bütünleşme zamanıdır. Her halimi kabul etme zamanıdır. Kendimde kabul ettiğimi her bireyde kabul etme zamanıdır. Ancak, bu bütünleşmeyi sağladığımda huzur bulurum. Bilirim ki her şeyin bir yeri ve zamanı vardır…

O halde bekle dedim gölgeye… beraber yürüyelim.

Saba Melike Belkıs Doğar - Mistikalem.com

intouchlife@gmail.com

https://intouchcoaching.wordpress.com

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ