Saba Melike Belkis Doğar tüm yazıları

Vizyon Tasarımı Danışmanı, Yaşam Enerjisi Rehberi

Astra inclinant, non necessitant!

Yaşadığımız bu günlerden değişim dönemi olarak bahsediliyor, daha yüksek bir bilince ulaşma, farklı enerjilerle bağlantı kurma, seviye atlama ve daha bir sürü tanım… Birçok insan bunlara gülüyor, birçoğuysa kendine yeni bir yol çiziyor bu tanımların ışığında; bazıları merakla incelerken, bazıları da açık bir şekilde alaya almayı tercih ediyor ya da iki lafın arasında fırsat buldukça eleştiriyor…

Yine de etrafınızda çoğu kişinin konuşma terminolojsinde dikkat çeken bir değişiklik olduğunu fark etmemeniz imkansız… Daha bu sabah açık penceremden kulağıma çalınan bir diyalogta yan binalardaki iki komşumun dün geceki dolunay ve ay tutulması için yapılması gereken ritüellerden ve enerjilerden bahsettiklerini ve istek listelerini sıraladıklarını işittim, biri anlatırken diğeri “neden bana haber vermedin” diye hayıflanıyordu. Yok, vermemiş ama onun yerine de dileklerde bulunmuş! Sohbet “inşallah” temennileriyle sona erdi…

Tuhaf mı? Bana göre değil… Yürümeyi ve konuşmayı yavaş yavaş öğrenen bir bebek gibi hepimiz öğreniyoruz…

Rehberler arıyoruz, o kadar ihtiyacımız var ki. Gözlerimizi dünyaya çevirdiğimizde gidilen yere ait endişe dolu gözlemler  bizi bir çözüm aramaya yönlendiriyor. Ancak, her değişim döneminde olduğu gibi çözüm alternatifleri neredeyse başımıza sağanak gibi boşaltıldığında ya birilerinin yaptığı gibi şemsiye kullanmaya başlıyor bazılarımız ya da bu yağmurun bereketinden nasıl faydalanırım diye kendine yeni dünyalar yaratmaya…

Bilgi hayata geçirilmediğinde boş ve gereksizdir.

Birkaç gündür bu sözler dolanıyor zihnimde. Yıllar önce bir arkadaşımın üniversitede eğitmenlik yapan babasıyla tanışmıştım, sonra arkadaşımla sohbet ederken benim için “bilgiyi seviyor ama çok bilgi mutluluk değil mutsuzluk getirir” dediğini öğrendim. Biraz alındığımı itiraf etmeliyim bu sözlere, yıllar geçmesi ve bilgi yüzünden acı çektiğimi görmem gerekti anlamını algılamam için.

Bilginiz bir kelime de olsa hayata geçirmeniz gerekli, bugün “google” olabilirsiniz ama yaşamayan bilgi size mutluluk değil bir süre sonra ağırlık vermeye başlayacaktır. Bunu yaşatamayan ister kendi etkiniz ister çevrenizin etkisi olsun, sonuç değişmez.

Dönem değişirken size gelen bilgileri de kullanmanız gerekiyor. Ancak, bu kadar yoğun bir sağanaktan hasar almadan faydalanmayı bilerek. Kaynakları ve bilginin size uygunluğunu kendi süzgecinizden geçirerek. Bazıları elenecektir, size kalanlarsa işinize yarayacak özü oluşturacak.

Yine tanımadığım komşularımın sohbetine dönersem, dolunay ve ay tutulmasında sıralanan dileklerin hiçbir zararı yok, ancak onlar gerçekleştiğini görmek istiyorlar.

Bunun için, dilemeyi öğrenmek gerek…

Zihnin ve duyguların gücünü keşfetmek gerek…

Neden bazı dileklerin gerçekleşip bazılarının gerçekleşmediğini ayırd etmek gerek…

Kendi yaşamımızın sorumluluğunu almak için kendi dileklerimizi kendimizin dilemesi gerek…

Yaşamı dileklerle, istekler ve arzularla geliştirmek, güzelleştirmek hemen beraberinde diğer bir soruyu getiriyor insanın zihnine.

“Peki, ya kader?”

Kader kesin ve değiştirilemezse bunca niyetlenmenin, ümitlenmenin faydası ne? Hatta zararı var; hayal dünyasında yaşayan insanlar; sonucu da kaçınılmaz bir hüzün ve hüsran…

Bugün, tüm bu değişimlerin içinde, niyetlere ve bunların potansiyellerine bilim dünyası da gözlerini çevirmiş durumda. Tabii ki, tüm bilim dünyası diyemeyiz ama yeterli bir bölümü araştırmaları ile bu tezleri objektif olarak gözlemlemeye çalışıyor. Kuantum bilgileri belki de bu çalışmaların en bilineni.

Niyetin ve dileklerin gücü, zihnin ve duyguların bu işlemdeki etkileri tuhaf ama bir o kadar da büyüleyici deneylerle inceleniyor… Su ve taş gibi maddelerin nasıl enerji taşıdığı, bitkilerin sahiplerini nasıl tanıdığı ve tepki verdiği, boş kapalı kutulara yüklenen mesajların nasıl binlerce kilometre öteye bozulmadan taşınabildiği, hangi hava şartlarında yapılan dileklerin daha etkili sonuç verdiği ve daha yüzlercesi… Eskiden, büyücülere, medyumlara ait gibi gözüken bu fenomenlerin arkasındaki fiziksel etkiler ve daha da önemlisi hep “tanrının suretinde yaratıldığı ” söylenen insanın gerçekleştirebilme gücü gözler önüne seriliyor…

Bilinen tarih boyunca kader, insan için en çıkmaz sokak, en yol vermez geçit ve aşılamaz duvar olmuş. Kaderin karşısındaki çaresizlik kabullenmeyi getirmiş ya da isyanı.

Kader değiştirilebilir mi? Yaşam daha iyiye yönlendirilebilir mi?

Bu sorunun yanıtını siz zaten içinizde biliyorsunuz. Ama oraya bakmaya korkuyorsunuz. Bakmak ve bilmek sorumluluk getirir. O zaman kendimizden başka yargılayacak kimse kalmıyor. Hepsi bizim elimizin altında ve yapabilme inancımız ve istikrarımızda.

Evet, doğanın değiştirilemez kanunları var ve hepimiz bunlarla uyum içinde yaşamak zorundayız. Güneşin doğuşu ve batışını ne yaparsanız yapın etkileyemezsiniz. Geceyi aydınlatmak için lambalar, günü karaltmak için perdeler kullansanız da dışarıdaki gerçeklik aynıdır.

Doğanın kuralları açısından insanın kaderi de önceden belirlenmiştir ve bu belirlenmiş kader değiştirilemez. Ancak, yine de insanın iradesiyle, kaderinin yörüngesinde onu bekleyen olaylar için, yapabileceği değişiklikler vardır. Bu değişiklikler o kadar etkili olur ki kaderin içinde başınıza gelecek her türlü kaza ve talihsizlikten sizi korur. Bu tıpkı güneşin yakıcı etksini bilip buna karşı önlem almaya benziyor, hangi saatte dışarı çıkacağınız ya da çıktığınızda kendinizi nasıl koruyacağınız aslında size kalmıştır.

Peki, madem bu anlamda kader değiştirilebiliyor, neyi değiştireceğimizi nereden bileceğiz?

Ben, yaşamım boyunca önlem almaya meyilli bir kişilikte oldum; işlek bir zekayla ihtimalleri hesaplar olumsuzlukları göz önüne alarak bir hareket planı oluştururdum, çoğumuz böyleyiz. Ancak, önlem almak aslında yaşamı ertelemekten başka birşey değil. Bugün pişmanlık duyacaksam tek bir şeyden duyarım o da ertelediklerimden. Korkular o kadar fazlalaşıyor ki bir yerden sonra adım atamaz hale gelebiliyorsunuz. Tabii ki cesurlar da var, aslında sonuç onlar için de aynı, trajikomik bir şekilde önlem alsanız da cesaretle hareket etseniz de kaderinizde bir talihsizlik yazılıysa bu kaçınılmaz bir şekilde sizi buluyor.

Aradaki fark çok basit. Yaşam erteleme ya da körlemesine cesaret değil ilerleme ve geliştirme istiyor.

Değişiklik ise tek bir yerde, kişinin karakterinde yapılmalı… Karakterde yapılan tüm değişiklikler kişiyi doğaya ve çevresine uyumlamayı hedefler, ilerlemesini ve gelişmesini sağlar. İnsanın özü iyilik ve sevgidir, tüm değişiklikler bu özü ortaya çıkarmaya yarar. Bu nedenle, farklı söylemlerde olsa da tüm dinler insanlığı iyiliğe yönlendirmeye çalışmıştır. Biz bugün artık enerjinin nasıl yönlendirildiğini biliyoruz ve o gün dinlerin kendi kelimeleriyle anlattıklarını belki daha kolay hayata geçirecek bilgilere ulaşabiliyoruz.

Tek ihtiyacımız inanç…

Kader iyileştirildiğinde yaşama duyulan güven duygusu döngünün spiralini değiştiriyor, bu yeni katmanda artık inanç devrede… Komşunuzun söylediklerine gülebilir, ya da önyargıları bir kenara koyup bir anlığına durabilirsiniz… Yaşam ne zaman sabit oldu ki? Nasıl dünkü bilgilerinizden bu kadar emin olabiliyorsunuz? Şimdi durduğunuz nokta sonsuz enerjiye sahip bir okyanusun kıyısı. Kıyıdasınız ve okyanusun neler vaad ettiğini görmüyorsunuz, kıyıda kalın isterseniz ya da küçük bir adım atın, hala kıyıdasınız aslında, geçiş size kolaylaştırıldı. Bu sizin rüyanız nereye kadar açılacağınıza, ne kadar yüzeceğinize siz karar verin. O zaman korkmadan bu değişimi kucaklayabileceğinizi göreceksiniz. Rüyada balık olduğunuzda su artık arkadaşınız, unutmayın kimse size aksini söylemedi, siz sadece öyle olduğunu düşündünüz.

Yaşamı ve kaderi değiştirmek ağırlıkla şimdiki yaşamınıza bağlı…

Davranış ve düşüncelerimizi takip eder, eylemlerimizi iyilik ve sevgi üzerine odaklamayı hedeflersek bizleri bekleyen talihsizlikler için kendimize bir koruma kalkanı yaratmaya başlarız. Bariz bir tehlikeye karşı önlem almayın demiyorum, zaten hisleriniz nerede önlem almanız gerektiğini daha kesin olarak söylemeye başlayacak size. Ve şükrederek söylediğimiz bir cümle hep yanımızda olmaya başlayacak “Allah korudu!”.

Evrenin yaradılış düzeninde iyiliğin enerjisi yüksek frekanstadır ve bunun karşıtı olan düşük frekanslı enerjiler kendi frekansını yükseltenlere ulaşıp zarar veremezler. Koruma kalkanı bu kadar basit bir metodla işler. Bu duruma ulaştığınızda artık başınıza gelebileceklerden endişelenmeden ve hayatı ertelemeden yaşayabilirsiniz. Sizler kaderin, bu anlamda, ötesinde durursunuz. Bilenleriniz vardır, aydınlanmış kişilerin astroloji veya başka bir yöntemle yaşamlarını analiz etmek zorlaşır çünkü onlar erdemleri ile bu haritaların dışında seyahat edebilirler.

Astra inclinantnon necessitant… Yani, yıldızlar eğilimleri gösterirler ancak karar vermezler.

Yaşam tüm potansiyelleri ile önünüzde. Ertelemeyin. Ancak, tüm sorumluluğun da sizde olduğunu unutmayın. Hiç kimse yaşam platformuna gerekli donanımları olmadan gönderilmez; bunları keşfetmek, bunlara inanmak sadece size kalmış. Kendi gücünüz ve potansiyelinizi keşfetmenizi ve kabullenmenizi bekleyen bu evren ve evrendeki sınırsız yardımcınız yanınızda.

Yarın, bugünün bilgileri de yenilenecek ve döngü olması gerektiği gibi süregelecek. Siz bugün ufak bir dilek ve inançla başlayın yeter… İlk dilek için “kendine güven ve sevgi” istemek güzel bir başlangıç… Sevgi ile kalın.

 

Saba Melike Belkıs Doğar - Mistikalem.com

intouchlife@gmail.com

https://intouchcoaching.wordpress.com

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ