Saba Melike Belkis Doğar tüm yazıları

Vizyon Tasarımı Danışmanı, Yaşam Enerjisi Rehberi

Aşk, gel gir dünyama…

Aşk…

Sizi en çok ne motive eder?…

Çalışmak?…

Para?…

Sanat?…

Gezmek?…

Eğlenmek?…

Öğrenmek?…

Paylaşmak?…

Sevgi?…

Sizi bilmem ama beni en çok motive edenlerden biri “aşk“…

Katıldığım bir konferans, “toleransın sınırları”nı konu almıştı. Çıkışta biraz kafam karışıktı itiraf etmeliyim! -Konferans esnasında şehrin büründüğü beyaz görüntü, yoğun kar yağışı ve ıssızlaşan yolların da etkisi olmadı değil! -Çoğu konuşmacı sayfalarca yazı okudu, politik, etik, bilimsel, her açıdan bir bakış açısı sunmaya çalıştı. Eve geldiğimde ise aklımda tek bir şey kalmıştı, ne tuhaf aslında konuya bağlı gözükmeyen, o esnada doğaçlama ortaya sunulan bir şarkının yarattığı etki. Şarkıyı Sertap Erener ve Demir Demirkan beraber söylediler: “Aşk”. Güzel olan sadece şarkı değil, şarkıda onlara eşlik eden ebru sanatçısı Hikmet Barutçugil’in doğaçlama çalışmalarıydı, onların deyimiyle “gerçek ebru sanatçısı”. Sizin için bir videosunu aradım ama bulamadım, umarım bir ara bir yerlerde rastlarsınız…

Neden bir tek bunu net olarak hatırlıyordum onca saatten sonra? Müziğin ve performansın etkisi tartışılmaz, ama bir tek bu değildi, başka birşey… daha derine sormam gerekti… Evet, bir duygu, belki de bizim için “yapıcı” duyguların en kuvvetlisi. Onun kadar kuvvetli “korku” ya da “nefret”i sayabilirim ama doğalarındaki yıkıcılık kaçınılmaz. Bir duygu, “sevgi”nin uzantısı olarak ya da bir yansıması olarak gördüğümüz bir duygu… Yine de başka bir şey daha var?…

O “başka “bir şey, duygunun kendini gerçekleştirme halini düşündüğümde ortaya çıktı… Sevginin yumuşak doğasına rağmen aşk hırçındı, gözü pekti, sınırlanamaz ve zaptedilemezdi, tutkulu ve arzuluydu, kavuşmak isterdi, hayal ederdi, kahramanlar yaratır, hayatlar kurtarır ya da sona erdirecek güce sahip olurdu, muktedirdi, inanılmazı gerçekleştirir, tabuları yıkardı… aşk sizi yeniden çocuk kadar saf yapar herşeyin mümkün olabileceğini gösterirdi… aşk sonsuzdu ve gücün kaynağıydı… aşk ezelden ebede hikayelerde yaşardı… aşk ile “ol”ur bazen aşk ile “öl”ürdünüz…

“Aşk”… gizemliydi… bütün bu gücüne rağmen “aşk” kırılgandı… özen isterdi… korunmak ve sahiplenilmek isterdi… aşk ısıtmak ve ısınmak isterdi… aşk bazen bir an, bazen bir gün sürerdi… bazense zamandan bağımsızdı… aşk kelimlerle anlatılmaz ve anlaşılmazdı… aşk duygularda yaşardı…

Bizler kelimelerin ve eylemlerin dünyasında duyguları hep eylemlere bağlar olduk, aşkın ruhu kayboldu… Korkar olduk aşık olmaktan, kendimizi kaybetmekten, kaybederken bulmaktan… Oysa hep demiyor muyuz, kendimizi bulmadan, bilmeden bir gelecek yaratamayız, olsa olsa birilerinin bizim için yazdıkları senaryoları yaşarız, anlatacak bir hikayemiz olmadan.

Bir hikayeniz olsun, hikayenizin içinde gerçek “siz” olun, aşkın alevinin peşinde yaşayın yolculuğunuzu, bu alev ister bir sevgili, ister bir inanç, ister bir görev, isterse bir düşünce olsun, siz önce ona aşık olun, tutkuların en büyüğünü yaratın. Bırakın bu tutku sizin için yaratsın, siz sadece tutkuya sahip olun. Sadece aşık olun… her gün, her an…

Yaşam aşk ile başlar, “tek” olan siz “diğer”ini bulur ve yaratmaya başlarsınız… Yaratmak istediğiniz her neyse hiçbir çaba sarf etmeden sadece “ol”ması için onu serbest bırakırsınız, bu serbest bırakma anına ister boşluk ister eylemsizlik deyin, bu an olmadan yaratım gerçekleşmez. Çabanızı içinizdeki aşkı bulmak için gösterin, o aşkın sizin olduğuna inandığınızda ve kabul ettiğinizde artık çabaya ihtiyacınız yok, sadece kendinizi inancınıza bırakın yeter…

Asla öykücüye güvenme öykülere güven diyenlere sorarım öykücü olmadan öyküler olur muydu?…

Bu kadar yalın ve güzel, şimdi sadece yüksek sesle söyleyin ve kendi sesinizi dinleyin, artık öykücü sizsiniz… “Aşk, gel gir dünyama…”

Saba Melike Belkıs Doğar - Mistikalem.com

intouchlife@gmail.com

https://intouchcoaching.wordpress.com

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ