Saba Melike Belkis Doğar tüm yazıları

Vizyon Tasarımı Danışmanı, Yaşam Enerjisi Rehberi

Ahlak

Bir kral yaşlanmıştı ve kendisinin yerine geçecek olan tek oğluna dedi ki: “Ben ölmeden önce ahlak sanatını öğrenmen lazım. Çünkü bir kral, ülkesindeki herkese örnek olmak zorundadır. Hiçbir hareketinde yanlışlık olmamalı. Bu nedenle bugün seni benim eski üstadıma göndereceğim. Ben yaşlıyım ama üstadım benden bile daha yaşlı. Bu nedenle boşa zaman harcama. Her şeyi olabildiğince hızlı şekilde ve tamamen öğren, bir ânını bile boşa harcama.”

Prens böylece üstada gönderildi ve gördükleri onu oldukça şaşırttı. Çünkü üstat aslında bir kılıç üstadıydı: “Kılıç kullanmanın ahlak ile ne ilgisi var? Yoksa babam bunadı mı?” diye düşündü. Ama üstadın yaşadığı uzak dağlara kadar gelmiş olduğu için “İhtiyarı en azından bir kere görmek iyi olur” diye düşündü.

Üstadın olduğu yere girdi. Yaşlı adam son derece güzel ve zarifti, sessizlik ve huzur dolu bir aura ile çevrilmişti. Prens, bir savaşçıyla ya da bir silahşörle karşılaşacağını düşünüyordu ama karşısına bir bilge çıkmıştı. Kafası iyice karıştı. Yaşlı adama “Kılıç üstadı sen misin?” diye sordu. Adam “Evet” diye yanıtladı.

Bunun üzerine prens “Buraya senin müridin olan kral babam tarafından ahlak sanatını öğrenmem için gönderildim. Ama ahlak ile kılıç kullanmak arasında herhangi bir bağlantı göremiyorum” dedi.

Yaşlı adam bir kahkaha attı ve dedi ki: “Yakında göreceksin.”

Prens “Ama acelem var. Babam yaşlı ve o ölmeden önce dileğini yerine getirmek istiyorum” diye ekledi. Üstat da onu “O halde toz ol” diye yanıtladı. “Çünkü bu işler aceleyle öğrenilmez. İster ahlak sanatı olsun isterse kılıç kullanma sanatı, her türlü sanatı öğrenmenin temeli sabırdır, sonsuz bir sabır.”

Yaşlı adamın gözlerine bakan prens orada kalmaya karar verdi. “Derslerim ne zaman başlayacak?” diye sordu. Yaşlı adam dedi ki: “Şimdiden başladı. Sabır senin ilk dersin. Ve ikinci ders ile ilgili seni uyarmalıyım. İkinci dersin yerleri silmek, bahçeyi temizlemek, düşen yaprakları toplamak ve çöpe atmak olacak. Çok dikkatli ol. Çünkü her an sana tahta bir kılıçla vurabilirim. O tahtadan olsa bile canını ciddi şekilde acıtır. Onun yüzünden şimdiye kadar çok insanın kemiği kırıldı.”

Prens “Ama ben buraya ahlak öğrenmeye geldim. Kemiklerimi kırdırmaya değil!” dedi. Yaşlı adam “Onun kendi zamanı var. Bu sadece başlangıç” diye yanıt verdi. Prensin kafası karışmıştı, şaşırmış haldeydi. Ama babasını tanıyordu ve ona eli boş dönerse çok öfkeleneceğini biliyordu. Bu nedenle öğrenmek zorundaydı. İki tane çılgın ihtiyarın arasında kalmıştı. “Ve bu adam bana ahlakı döverek öğretmeye çalışıyor. Bakalım sonunda ne olacak?” diye düşündü.

Üstat ona vurmaya başladı. Yerleri silerken aniden bir darbe yiyordu. Bahçedeki yolu temizlerken aniden bir darbe geliyordu. Ama bir hafta bile geçmeden içinde belli bir sezgisellik oluştuğunu şaşkınlıkla fark etti. Yaşlı adam ona yaklaşmadan hemen önce onun yolundan uzaklaşabiliyordu. Ne yaparsa yapsın bilincinin bir parçası sürekli yaşlı adamı ve nerede olduğunu izliyordu. Yaşlı adam o kadar sessizce hareket ediyordu ki onu fark etmek neredeyse imkânsızdı. Ama genç prens çok darbe aldığı için bilinç kazanmaya başladı, bütün bedeni acı içindeydi!

Bir ay bu şekilde geçti. Ama bir ay içinde prens o kadar yetenek kazandı ki üstat artık ona vuramıyordu. Sonunda üstat dedi ki: “Sen gerçekten babanın oğlusun. O da çok hevesli, dikkatli ve kendini vererek öğrenen biriydi. Bu iş uzun süre almayacak. Bugün ilk dersin bitti. Çünkü yirmidört saat boyunca sana vurmaya çalışıyorum ama artık o kadar dikkatlisin ki kendini hep kurtarıyorsun. Yarın sabahtan itibaren daha dikkatli olman lazım. Çünkü tahta kılıcın yerini artık gerçek kılıç alacak. Tahta kılıç sadece bir yerlerini kırabilir ama gerçek kılıç kelleni bile uçurabilir. Bu ders daha dikkat gerektirecek.”

Ama bu bir ayın içinde muhteşem bir öğrenim gerçekleşmişti. Prens, o zamana kadar içinde bu kadar büyük bir sezgisel farkındalığın var olabileceğini asla fark etmemişti. Eğitimli biriydi, entelektüel anlamda ciddi bir eğitim almıştı ama sezgiselliğin ne olduğuna dair herhangi bir fikri yoktu. Ve artık gerçek kılıçtan da korkmuyordu. Çünkü diyordu ki: “İkisi de aynı şey. Eğer bana tahta kılıçla vuramıyorsan gerçek kılıçla da vuramazsın. Benim açımdan değişen bir şey yok.”

Sonraki bir ay boyunca yaşlı adam ona gerçek kılıçla vurmak için mümkün olan her yolu denedi. Ve doğal olarak prensin dikkati daha da arttı. Böyle olması gerekiyordu, çünkü başka bir alternatifi yoktu. Bir ay geçtiğinde yaşlı adam henüz ona dokunamamıştı ve bu durumdan son derece memnundu. Prense dedi ki: “Gayet memnunum. Şu âna kadar sana sadece uyanık olduğun zamanlarda vurmaya çalışmıştım. Bu akşamdan itibaren uyuduğun zamanlarda da sana her an vurabilirim. Ve bu ders de tekrar tahta kılıçla başlayacak.”

Prens bunu duyunca biraz endişelendi. Uyanık olmak başka bir durumdu. Ama ya uyurken bir şey olursa ne yapacaktı? Bu iki ay içinde yaşlı adama ve sanatına son derece saygı ve güven duymuştu. Ve kendi sezgisi ile ilgili bir özgüven duygusuna da kavuşmuştu. “Eğer yaşlı adam böyle söylüyorsa belki de sezgiler gerçekten de uyumuyor” diye düşündü.

Ve bunun gerçek olduğu ortaya çıktı. Çünkü beden uyur, zihin uyur ama sezgiler her zaman uyanıktır. Onun doğası farkındalık üzerine kuruludur ama biz asla onunla ilgilenmeyiz. Ama prens ilgilenmek zorunda kaldı. Uykusunda bile dikkatli olmak zorunda kaldı.

Yaşlı adam ona vurmaya başladı. Birkaç kez gerçekten sert darbeler yedi. Ama yine de öfkeli değildi, minnettardı. Çünkü yediği her darbeden sonra uykusunda bile dikkati artmaya başladı, içinde bir şey tıpkı bir kıvılcım gibi sürekli canlı, dikkatli ve izler haldeydi. Ve yine bir ay içinde prens yeniden uykusunda bile kendisini koruyabilmeyi öğrendi. Yaşlı adam yanına sessizce ve hiçbir gürültü çıkarmadan, hiç ayak sesi çıkarmadan yaklaştığında bile prens yatağından fırlıyordu. Derin uykuda olsa bile, içinde bir şeyler uyanık kalıyordu.

Ertesi sabah yaşlı adam geldi ve dedi ki: “Artık son ders başladı. Sana gerçek bir kılıçla vuracağım. Ve kılıcımı biliyorsun. Tek bir vuruşla bitersin. Bütün bilincini toplaman gerek.” Genç adam biraz endişe etti, biraz da korktu çünkü oyun artık iyice tehlikeli hale gelmişti.

Bir sabah erken saatlerde yaşlı adam doğan güneşe karşı bir ağacın dibinde oturmuş kitap okuyordu. Ve genç adam da bahçedeki yaprakları temizliyordu. Aniden zihninde bir düşünce ortaya çıktı: “Bu yaşlı adam bana aylardır vurup duruyor. Belki bir de ben ona vurmayı denemeliyim. Bu iyi bir fikir olabilir. Bakalım kendisi dikkatli mi, yoksa değil mi?”

Prens bunu düşünürken yaşlı üstat ile arasında altı-yedi metre vardı ve henüz harekete geçmemişti. Yaşlı adam dönüp ona dedi ki: “Evet, ben çok yaşlıyım ve senin eğitimin henüz bitmedi. Böyle fikirlere kapılma.” Prens duyduklarına inanamadı. Gelip üstadın ayaklarına dokundu ve dedi ki: “Beni affet ama hiçbir şey yapmamıştım. Sadece düşünüyordum. Sadece bir fikirdi.”

Yaşlı adam ona dedi ki: “Tamamen farkında olduğun zaman düşüncelerin sesleri bile duyulur. Bu, sadece farkındalıkla ilgilidir. Hiçbir şey yapmana gerek yok. Sadece düşünsen bile bunu bilirim. Ve yakında sen de aynısını yapabilecek yetenekte olacaksın. Sadece biraz daha sabır.”

Kısa bir süre sonra, ortada hiçbir belirti yokken bile yaşlı adamın ona vurmayı düşündüğünü aniden fark etmeye başladığı günler geldi. Yaşlı adam oturmuş kitap okuyordu ama bu düşünce prensin zihninde çok net şekilde ortay açıkmıştı. Üstada gitti ve “Demek bana yeniden vuracaksın? Birkaç saniye önce bununla ilgili bir fikri duydum” dedi. Üstat “Haklısın” diye yanıtladı. “Bu sayfayı bitirdikten sonra gelmeyi düşünüyordum. Artık senin burada bulunman için bir neden kalmadı. Babanın yaşlanmış olduğunu ve seni beklediğini biliyorum.”

Genç adam “Ahlakla ilgili derse ne olacak?” diye sordu. Yaşlı adam dedi ki: “Unut gitsin. Bu kadar dikkatli olan bir adam ahlaklı olmaktan başka bir yola sapamaz. Böyle bir adam kimseye zarar veremez, çalamaz, kaba olamaz, doğası gereği sevgi ve şefkat dolu biri olur. Ahlakı falan unut gitsin!”

Prens bunun üzerine evine geri döndü. Babası uzun süredir onu bekliyordu ve ona “Kılıç kullanma sanatını tamamen öğrendin mi?” diye sordu. Genç adam “Beni ahlak öğrenmeye göndermiştin. Kılıç kullanmak da nereden çıktı?” dedi. Ve kral şöyle yanıt verdi: “Ben seni ahlak öğrenmeye gönderdim. Kılıç sadece bir araçtı.”

Farkındalık yaratmayı ve uykudaki sezgiselliği uyandırmayı amaçlayan meditasyon için kullanılabilecek bir çok araç, yol ve yöntem vardır. Ve o bir kez uyandıktan sonra artık sana neyin iyi, neyin ahlaklı, neyin kötü ve neyin ahlaksız olduğunu açıklamaya gerek kalmaz… Ve eğer daha çok insan farkındalık kazanırsa dünya tamamen farklı bir yer haline gelir…

Samimi bir arayışçı için önemsenmesi gereken tek şey farkındalıktır. Bilincin senin bütün eylemlerinle ilgilenecektir. Bütün işlerin çaba göstermeksizin ahlaklı olacaktır. Tıpkı çiçeklerin hiçbir çaba göstermeden çevrende açmaları gibi…

Ahlak, bilinçli bir insanın yaşam tarzından başka bir şey değildir.”

Alıntı: Osho, Ahlaklı, Ahlaksız, Ahlaküstü,

Saba Melike Belkıs Doğar - Mistikalem.com

intouchlife@gmail.com

https://intouchcoaching.wordpress.com

Yazarın diğer yazıları
Tüm yorumlar
BURÇ YORUMLARI
NAMAZ VAKİTLERİ